İBB Davasını Takip Eden Platform Engellendi: Şeffaflık mı, Tehdit mi?
İstanbul Yargılıyor platformunun sitesi, İBB davasını kamuoyuyla paylaştığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Peki bu ne anlama geliyor?
İçindekiler

Bir mahkeme sürecini kamuoyuyla paylaşmak için kurulan bir platform, bir mahkeme kararıyla susturuldu. Bu cümleyi iki kez okumakta fayda var.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının gelişmelerini takip edip halkla paylaşmak amacıyla oluşturulan "İstanbul Yargılıyor" platformunun web sitesine erişim, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararıyla engellendi. Gerekçe: millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması. Karar açıklandığı andan itibaren hukuk çevrelerinde, basın özgürlüğü kuruluşlarında ve kamuoyunda derin bir soru işareti bıraktı. Yargı süreçlerini izlemek, artık tehlikeli bir faaliyet mi sayılıyor?
Kararın anatomisi
Türkiye'de internet erişim engellemeleri, çoğunlukla 5651 sayılı Kanun çerçevesinde işliyor. Sulh ceza hakimlikleri, bu mekanizmanın en kritik halkalarından biri. Olağanüstü bir hız ve itiraz süreçleri bakımından oldukça dar bir alanla işleyen bu yapı, uygulamada sıkça tartışma konusu oldu. Aynı hakimlik yapısı, geçmiş yıllarda pek çok gazeteci, avukat ve sivil toplum temsilcisinin tutukluluğuna da imza atmıştı.
Bu kez karar, millî güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle verildi. Söz konusu iki kavram, Türk hukukunda geniş yorumlanmaya son derece elverişli. Hâkim takdir yetkisini kullandığında bu gerekçelerin sınırını çizmek, pratikte neredeyse imkânsız hale gelebiliyor. Bir web sitesinin hangi içeriğinin millî güvenliği tehdit ettiği, kararın gerekçesinde ne ölçüde somutlaştırıldığı ise kamuoyuyla paylaşılmıyor. Bu da kararın bağımsız değerlendirmesini baştan engelliyor.
"İstanbul Yargılıyor" neydi?
Platform, adını ve işlevini açıkça ortaya koyuyordu. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davayı, duruşma günleri, gelişmeler ve kamuoyunun bilmesi gereken ayrıntılarla birlikte aktarmayı amaçlıyordu. Yargı süreçleri, doğası gereği teknik ve karmaşık. Bir iddianamenin ne anlama geldiğini, hangi suçlamanın hangi hukuki zemine dayandığını, duruşmada neler yaşandığını sıradan bir vatandaşın takip etmesi kolay değil. Platform, bu boşluğu doldurmaya çalışıyordu.
Türkiye'de kamuoyunu derinden etkileyen davalarda bu tür bağımsız izleme ve aktarım mekanizmalarına olan ihtiyaç, son yıllarda giderek büyüdü. Akreditasyon kısıtlamaları, yayın organlarına getirilen çeşitli baskılar ve duruşma salonlarına erişimin sınırlandırılması bir araya gelince, toplumun yargı süreçlerini izleme kapasitesi ciddi biçimde daraldı. İstanbul Yargılıyor bu bağlamda işlev gören, sivil bir girişimdi.
Gerekçenin sorgulanması
Millî güvenlik kavramının bir yargı izleme platformuna uygulanması, hukuk çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı. Çünkü burada söz konusu olan, bir kamu davasının şeffaf biçimde aktarılması. Kamuya açık bir mahkeme sürecinin, kamuya açık bir platformda anlatılması, hangi koşulda millî güvenliği tehdit eder?
Bu soruya net bir yanıt verilmediğinde, gerekçenin içi boşalıyor. Basın özgürlüğü kuruluşları ve hukuk akademisyenleri, bu tür gerekçelerin uygulamada bir "sihirli anahtar" işlevi gördüğünü uzun süredir vurguluyor. İçerik ne olursa olsun, yeterince geniş yorumlanan bir güvenlik gerekçesi, neredeyse her engelleme kararını meşrulaştırabilir hale geliyor. Denetim mekanizmasının zayıf olduğu bir sistemde bu durum özellikle sorunlu.
Kamu düzeni gerekçesi de benzer bir muğlaklık taşıyor. Bir davayı takip etmek, kamu düzenini nasıl bozar? Aksine, yargı süreçlerinin kamuoyuyla paylaşılması, kurumsal güvene ve toplumsal meşruiyete katkı sağlayan bir unsur olarak değerlendiriliyor demokratik sistemlerde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı da bu yönde: Yargı şeffaflığı, ifade özgürlüğünün koruması altındadır.
Türkiye'de yargı şeffaflığı: Kronik bir sorun
İBB davası, Türkiye'nin son dönem siyasi tarihinin en çok izlenen yargı süreçlerinden biri. Bu nedenle kamuoyunun bilgilendirilme talebi de son derece yüksek. Ancak bu talep, doğru kanallardan karşılanabiliyor mu?
Ana akım medyanın önemli bir bölümünün benzer davalarda seçici bir yayın politikası izlediği, bağımsız haber takibinin giderek daha dar bir alana sıkıştığı bir ortamda, sivil inisiyatiflerin bu boşluğu doldurma çabası daha da anlam kazanıyor. Aynı zamanda bu çabanın önündeki engeller de o ölçüde dikkat çekici hale geliyor.
Türkiye, internet sansürü ve platform engellemeleri konusunda uluslararası endekslerde sürekli olarak alt sıralarda yer alıyor. Sosyal medya platformlarından haber sitelerine, belgesel arşivlerinden izleme mekanizmalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan engellemeler, özellikle siyasi açıdan hassas dönemlerde yoğunlaşıyor. Sulh ceza hakimliklerinin bu süreçteki rolü, hem yargı bağımsızlığı hem de temel haklar bağlamında uluslararası raporlarda defalarca eleştirildi.
Yargı şeffaflığı meselesi ise bu tablonun ayrı bir boyutu. Türkiye'de duruşmalar teorik olarak halka açık, ancak pratikte bu açıklık pek çok engelle daraltılabiliyor: salon kapasitesi, akreditasyon koşulları, kayıt yasağı ve zaman zaman uygulanan gizlilik kararları. Bir davayı fiziken takip etmek bile zorken, dijital platformlar bu kısıtlamaların önüne geçen araçlar olarak öne çıkıyor. Bu araçların da engellenmesi, şeffaflığın önünde yeni bir duvar örüyor.
Üstelik bu ilk değil. Benzer gerekçelerle daha önce de pek çok haber sitesi, dijital platform ve sosyal medya hesabı erişime kapatıldı. Her seferinde gerekçe farklı ama örüntü tanıdık: Hassas bir dava ya da gelişme, ardından gelen bir engelleme kararı, ve geride kalan sorular.
Hesap verebilirlik kime ait?
İstanbul Yargılıyor platformunun kapatılması, aslında tek başına teknik bir hukuki mesele değil. Sembolik ağırlığı çok daha büyük. Çünkü yargıyı izlemek için kurulan bir mekanizmanın, yargı tarafından kapatılması, döngüsel bir paradoks yaratıyor.
Demokratik sistemlerde yargı, hesap verebilirliğin güvencesi olarak konumlanır. Ama hesap verebilirlik, kapalı kapılar ardında sağlanamaz. Toplumun bir davayı anlayabilmesi, değerlendirebilmesi, tartışabilmesi için bilgiye erişmesi gerekiyor. Bu bilgiyi aktaran mekanizmaların tek tek kapatılması, bilgi boşluğunu derinleştiriyor; o boşlukta ise spekülatif anlatılar daha kolay yer buluyor. Yani millî güvenlik gerekçesiyle atılan adım, tam tersine toplumsal güvensizliği besleyebilir.
Basın özgürlüğü kuruluşları, yargı izleme mekanizmalarına yönelik bu tür engellerin hem ifade özgürlüğüne hem de adil yargılanma hakkına zarar verdiğini vurguluyor. Çünkü adil yargılanma hakkı yalnızca sanığa ait değil; toplumun da bir davanın dürüst biçimde yürütüldüğünü görme ve denetleme hakkı var.
Sonuçta şu soru ortada duruyor: Bir mahkeme sürecini takip etmek, artık kamuoyunun değil yalnızca mahkemenin tekeline mi giriyor? Eğer öyleyse, şeffaflık kelimesi burada neye hizmet ediyor?
İBB davasını izleyen platform engellendi. Ama bu kararın kendisi de izlenmeye, sorgulanmaya ve tartışılmaya devam edecek.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
İstanbul Yargılıyor platformu tam olarak ne amaçla kurulmuştu?
Platform, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davayı, duruşma günlerini, gelişmeleri ve kamuoyunun bilmesi gereken detayları aktarmak amacıyla oluşturulmuştu. Teknik ve karmaşık olan yargı süreçlerini sıradan vatandaşların takip edebilmesini kolaylaştırmaya çalışıyordu.
Mahkeme, platformu kapatırken hangi gerekçeleri kullandı?
İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesini kullandı. Ancak kararın gerekçesinde, söz konusu web sitesinin hangi içeriğinin millî güvenliği tehdit ettiğinin somut olarak açıklanmadığı, bu da kararın bağımsız değerlendirmesini baştan engellediği hukuk çevrelerince sorgulanmaktadır.
Yargı izleme platformlarının kapatılması neden sorunlu görülüyor?
Yargı, demokratik sistemlerde hesap verebilirliğin güvencesi olması gerekir ancak kapalı kapılar ardında bu sağlanamaz. Toplumun davayı anlayıp tartışabilmesi için bilgiye erişmesi gerekir ve bu mekanizmaların kapatılması, bilgi boşluğu yaratabiliyor.
Türkiye'de yargı şeffaflığının genel durumu nedir?
Duruşmalar teorik olarak halka açık olsa da, salon kapasitesi, akreditasyon koşulları, kayıt yasağı ve zaman zaman uygulanan gizlilik kararları gibi engeller bu açıklığı pratikte daraltıyor. Türkiye ayrıca internet sansürü konusunda uluslararası endekslerde düşük sıralarda yer almaktadır.
Basın özgürlüğü kuruluşları bu karara ne demiştir?
Basın özgürlüğü kuruluşları, böyle engellerin hem ifade özgürlüğüne hem de adil yargılanma hakkına zarar verdiğini vurgulamaktadır. Çünkü adil yargılanma hakkı yalnızca sanığa ait değil; toplumun da bir davanın dürüst biçimde yürütüldüğünü denetleme hakkı bulunmaktadır.
Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


