İçeriğe geç
Gündem

Operasyon Gerekçesiyle Genişleyen Engeller Basın Özgürlüğünü Nereye Götürüyor?

"Ailem Güvende" operasyonlarının ardından genişleyen sosyal medya engelleri gazetecileri, akademisyenleri ve sivil toplumu da kapsıyor.

İçindekiler
Kişi, dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon ekranlarına bakmaktadır.

"Ailem Güvende" operasyonlarının kamuoyundaki yankısı henüz dinmemişken, operasyonun gölgesinde sessiz sedasız genişleyen başka bir süreç daha işlemeye başladı. Sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri, başlangıçta LGBTİ+ derneklerini ve bu alanla doğrudan ilişkili yapıları hedef alır görünüyordu. Kısa sürede tablo değişti: medya kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları da bu engel dalgasının içinde buldu kendini. Operasyonun gerekçesiyle başlayan bir uygulama, hedeflenen sınırları çoktan aşmıştı.

Bu genişlemenin rastlantısal olmadığını düşünmek için yeterince neden var. Çünkü benzer örüntüler daha önce de yaşandı; güvenlik operasyonları her seferinde dijital alanda bir temizlik dalgasını beraberinde getirdi ve her seferinde bu dalganın kapsamı, ilk açıklanan gerekçeyle çelişir biçimde büyüdü. Aslında sorun çok daha derindir: Söz konusu genişleme, erişim engelinin bir araç olmaktan çıkıp kendi başına bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir.

Seçmeci Engellemenin Mantığı

Erişim engellerinin en sorunlu boyutu, uygulanma biçimindeki keyfiliğe ilişkindir. Hangi hesabın engelleneceğine, hangi kuruluşun platforma erişiminin kesileceğine dair kamuoyuyla paylaşılmış açık ve denetlenebilir bir kriter bulunmuyor. Güvenlik operasyonunun "kapsamı" olarak sunulan şey, pratikte son derece geniş ve muğlak bir coğrafyaya yayılmış durumda.

Hukuki öngörülebilirlik ilkesi, demokratik hukuk devletlerinin temel taşlarından biridir. Bu ilke basitçe şunu söyler: Bir yaptırımın ne zaman ve hangi koşullarda uygulanacağı, bireyler ve kurumlar tarafından önceden bilinebilir olmalıdır. Sosyal medyada uygulanan seçmeci engelleme mantığı bu ilkeyle doğrudan çelişiyor. Bir gazetecinin ya da medya kuruluşunun hangi haberi yapması, hangi paylaşımı yapması sonucunda erişim engeliyle karşılaşacağını bilmemesi, onu kendi kendini sansüre zorlar. Bu noktada resmi bir yasak olmasa bile fiili bir baskı mekanizması işlemeye başlar.

Kuşkusuz platformların kendi iç kuralları ve devlet talepleri arasındaki ilişki de bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye'nin sosyal medya platformlarına yönelik yasal düzenlemeler çerçevesinde yarattığı baskı ortamı, platformların taleplere uyum gösterme eğilimini artırmıştır. Hangi talebin hangi platformda nasıl karşılandığı ise büyük ölçüde kamuoyunun göremediği bir süreçte ilerlmektedir.

Kamusal Alanın İkinci Kez Daralması

Türkiye'de geleneksel medya ortamının ne denli daraldığı, artık tartışmalı bir saptama olmaktan çıkmıştır. Ana akım televizyon kanallarının büyük çoğunluğu, gazete manşetlerinin giderek homojenleşen yapısı, bağımsız gazetecilik için daralan reklam ve finansman olanakları; bunlar belgelenmiş olgulardır. Bu koşullarda sosyal medya, gazeteciler için önemli bir alternatif kamusal alan işlevi görmeye başlamıştı. Hesap takipçi sayıları değil, bu mecranın sağladığı dolaysız erişim önemliydi: Bir haber büyük yayın organlarında yer bulamadığında sosyal medyada dolaşıma girebiliyordu. Bir yorum köşelerde yayımlanamadığında Twitter'da, Instagram'da, YouTube'da sesini duyurabiliyordu.

Gazetecilerin ve haber kuruluşlarının dijital mecralarda görünmez kılınması tam da bu noktada kritik bir anlam kazanıyor. Geleneksel medyada zaten daralmış olan kamusal tartışma alanını sosyal medyada da fiilen kapatmak, bilginin dolaşımını iki kanaldan birden kısıtlamak demektir. Tek bir kanalı tıkamak bir daraltmadır; ikisini aynı anda tıkamak ise kamuoyunu bilgilendirmenin önüne geçen yapısal bir susturma girişimidir.

Bu sorunu görmezden gelmek imkansızdır. Çünkü basın özgürlüğü soyut bir değer olarak değil, somut bir enformasyon altyapısı olarak işler. Bir toplumun kendi kendini yönetebilmesi için kamusal olaylar hakkında bilgi edinmesi, farklı perspektiflerle karşılaşması ve bu bilgi üzerinden siyasi tercihler oluşturması gerekir. Bu sürecin tıkandığı yerde demokrasinin içerik değil yalnızca biçim olarak varolmaya devam ettiğini söylemek abartı sayılmaz.

Akademi ve Sivil Toplumun Dahil Edilmesi

Engel kapsamının akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarına kadar uzanması, meseleyi basın özgürlüğünün sınırlarının da ötesine taşıyor. Akademisyenler kamusal tartışmaya katılırken siyasi aktör değil, bilgi üretimi ve analiz sürecinin taşıyıcısı olarak yer alırlar. Bir sosyal bilimcinin, bir hukukçunun ya da bir kamu politikası araştırmacısının sosyal medyadaki sesinin kesilmesi, yalnızca o kişiyi değil, ürettiği bilginin dolaşımını da etkiler.

Sivil toplum kuruluşları için de benzer bir çerçeve geçerlidir. Demokratik sistemlerde sivil toplum, devlet ile birey arasındaki aracı kurumlar olarak iktidarı dengeleme, denetleme ve kamusal tartışmayı besleyici bir işlev üstlenir. Bu işlevin yerine getirilebilmesi için örgütlerin kamusal alanda görünür olması, sesinin duyulabilmesi gerekir. Görünürlüğün engellenmesi bu işlevi fiilen geçersiz kılar.

Aslında bu nokta, tartışmayı yalnızca kimin ne söylediği meselesinden çıkarıp demokratik sistemin hangi mekanizmalar üzerinde ayakta durduğu sorusuna taşıyor. Bağımsız yargı, güçlü yasama, özgür basın ve etkin sivil toplum, birbirini destekleyen ve denetleyen unsurlar olarak işlev görür. Bu unsurlardan herhangi birinin zayıflaması, diğerlerinin üzerindeki yükü artırır. Birden fazlasının eş zamanlı olarak baskı altına alınması ise sistemin bütününe yönelik kümülatif bir tehdit oluşturur. Kurumsal hafıza yitirilirse ve bu süreçlerin yarattığı örüntü belgelenip tartışılmazsa, aynı adımlar farklı gerekçelerle tekrar tekrar atılır.

Hesap Verebilirlik Boşluğu

Bütün bu tablo karşısında en kritik soru, denetim mekanizmalarının işlevini nasıl koruyacağıyla ilgilidir. Erişim engellerini kimin hangi gerekçeyle talep ettiği, platformların bu taleplere nasıl yanıt verdiği, itiraz yollarının pratikte nasıl işlediği; bunların tamamı şeffaflıktan uzak bir süreçte ilerlemektedir.

Türkiye'de yargı denetiminin bu alandaki etkinliği ise uzun süredir sorgulanmakta olan bir konudur. Anayasal güvenceler kağıt üzerinde güçlü görünebilir; ancak bu güvencelerin somut davalara uygulanma biçimi ve yargılama süreçlerinin hızı, pratikte koruma sağlayıp sağlamadığını belirler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahil uluslararası yargısal standartların iç hukukta ne ölçüde karşılık bulduğu da bu değerlendirmenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Muhalefet partilerinin ve meslek kuruluşlarının bu konudaki tutumu da söz konusu hesap verebilirlik tartışmasının içinde yer almaktadır. Kamuoyunda yeterince görünürlük kazanmayan bir sorun, siyasi gündemde de uzun süre yer tutmaz. Medya kuruluşlarına yönelik engellerin bizzat medyada yeterince haberleştirilip haberleştirilmediği ise kendi içinde düşündürücü bir paradoks oluşturmaktadır.

Normalleşmenin Tehlikesi

Belki de bu süreçteki en sessiz ama en kalıcı risk, normalleşmedir. Her yeni güvenlik operasyonunun ardından erişim engellerinin genişlemesi tekrarlandıkça, kamuoyunun bu durumu olağan karşılama eşiği de yükselir. Başlangıçta dikkat çeken bir uygulama, yinelendikçe arka plana çekilir; sorgulanmak yerine kabul görür.

Bu normalleşme sürecinin önüne geçmenin birinci koşulu, her somut vakayı belgelemek ve kamuoyunun gündeminde tutmaktır. İkinci koşul ise bu vakaları birbirinden kopuk olaylar olarak değil, bir örüntünün parçaları olarak okumaktır. Operasyon gerekçesiyle başlayan, gazetecilere, akademisyenlere ve sivil topluma uzanan erişim engeli dalgası, bu okumayı zorunlu kılacak kadar sistemik bir görünüm sergilemiştir.

Basın özgürlüğü, demokratik sistemin lüks bir bileşeni değildir. Kamusal denetim işlevini gören, hesap verebilirliğin zeminini hazırlayan ve vatandaşların bilgiye dayalı tercihler yapmasını mümkün kılan bir altyapıdır. Bu altyapının güvenlik gerekçesiyle defalarca aşındırılması, her seferinde güvenliğin mi yoksa özgürlüğün mü önceliklendirildiği sorusunu önümüze koyar.

O soruya verilen yanıt, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde ne tür bir siyasi sistem içinde yaşayacağını belirleyecektir. Peki bu soruyu sormaya devam edebileceğimiz bir kamusal alan kalmaya devam edecek mi?

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Erişim engelleri neden hukuki sorun oluşturmaktadır?

Hukuki öngörülebilirlik ilkesi gereği, bir yaptırımın ne zaman ve hangi koşullarda uygulanacağı bilinebilir olmalıdır. Sosyal medya engellemelerinde bu kriter bulunmadığından, bireyler ve kurumlar hangi eylemlerinin engellemeye neden olacağını bilememektedir.

Neden akademisyenlerin ve sivil toplum kuruluşlarının engellenmesi önemlidir?

Akademisyenler bilgi üretimi ve analiz sürecinin taşıyıcıları, sivil toplum kuruluşları ise devlet ile birey arasında iktidarı dengeleyip denetleyen aracı kurumlardır. Bunların sesinin kesilmesi demokratik sistemin tamamını zayıflatmaktadır.

Geleneksel medya ve sosyal medyadaki kısıtlamaların birlikte etkisi nedir?

Geleneksel medyada zaten daralmış olan kamusal alan, sosyal medyada da kapatıldığında, halka ulaşabilecek iki ana kanal birden tıkanmaktadır. Bu, basın özgürlüğü ve kamusal denetimin yapısal olarak engellenmesidir.

Normalleşme tehlikesi nedir?

Her yeni operasyonun ardından tekrarlanan erişim engelleri, kamuoyunun bu durumu zaman içinde olağan kabul etmesine yol açmaktadır. Başlangıçta dikkat çeken uygulamalar sorgulanmak yerine arka plana çekilmekte ve kabul görülmektedir.

Bu sorunun çözümü için neler yapılmalıdır?

Her somut vakayı belgelemek, kamuoyunun gündeminde tutmak ve bu vakaları birbirinden kopuk olaylar değil de bir örüntünün parçaları olarak okumak gerekir. Şeffaflık, denetim mekanizmalarının işlevselliği ve kamuoyunda görünürlük sağlanmalıdır.

Etiketler

Serhan Koyuncu

Yazar

Serhan Koyuncu

Siyaset bilimci ve köşe yazarı. Türkiye'nin iç siyaseti, kurumsal dönüşümler ve kamu yönetimi üzerine yazıyor.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın