İçeriğe geç
Gündem

Türkiye'nin Ukrayna'ya Füze Satışı: Denge Politikasında Sessiz Bir Kırılma

ABD onayıyla Ukrayna'ya balistik füze satan Türkiye, yıllarca koruduğu Rusya-Batı dengesinde artık somut bir kaymaya işaret ediyor.

İçindekiler
Askeri radar sistemi ve füze atış platformu bulunan zırhlı kamyon.

ABD Kongresi tutanakları, Türkiye'nin balistik füze içeren bir mühimmat paketinin Ukrayna'ya satışı için Washington'dan resmi onay aldığını ortaya koyduğunda, Ankara'nın yıllardır ustalıkla yürüttüğü denge politikası yeni ve sert bir sınava girdi. Bu gelişme, yalnızca bir silah satışı haberi değil; Türkiye'nin Rusya ile Batı arasındaki ince çizgide ne kadar yürüyebileceğini tartışmaya yeniden açan bir işaret fişeği.

Analistler bu kararı, Türkiye'nin Moskova ile mesafe koymaya başladığının ve NATO ittifakıyla stratejik hizaya girdiğinin somut göstergesi olarak değerlendirdi. Mesele gerçekten de o kadar dar bir perspektiften bakılmayı hak etmiyor.

İki Yıllık Denge Jimnastiği

Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik tam kapsamlı saldırısı başladığında, Türkiye eşi görülmemiş bir diplomatik cambazlık sergiledi. Ukrayna'ya Bayraktar TB2 insansız hava araçları satmayı sürdürdü; ancak Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarına katılmadı. NATO'nun Ukrayna'ya üyelik kapısını açmasına açıkça karşı çıktı; ama İsveç ve Finlandiya'nın ittifaka katılım sürecinde sonunda onay verdi. Karadeniz Tahıl Girişimi'ne arabuluculuk yaparak hem Kyiv hem de Moskova nezdinde vazgeçilmez bir aktör görünümü kazandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte hem Vladimir Putin ile hem de Volodimir Zelenski ile görüşmelerini kararlılıkla sürdürdü. Ankara, savaşın yarattığı büyük uçurumun iki yakasında da diyalog kanallarını açık tutmayı başaran ender başkentlerden biri hâline geldi.

"Türkiye, savaşın başından beri ne Rusya'yı tam anlamıyla destekleyen ne de Batı cephesine tam olarak dahil olan bir çizgide durdu. Bu muğlaklık, zayıflık değil, hesaplanmış bir tercihti."

Bayraktar'ın sahadaki rolü tartışma yarattı, elbette. Rusya rahatsızlığını açıkça dile getirdi. Ancak Türkiye, bu satışları savaş öncesine dayandırarak ve Ukrayna'nın meşru savunma hakkı çerçevesinde konumlandırarak gerilimi yönetilebilir düzeyde tutmayı başardı. Yani TB2, Ankara'nın denge politikasını zedelemedi; aksine bu politikaya kılıf oldu.

Balistik Füze Başka Bir Kategori

Balistik füze meselesi ise bambaşka bir tabloya karşılık geliyor. Uçuş yörüngesi, menzil ve taşıdığı stratejik anlam bakımından insansız hava aracıyla kıyaslanabilir değil.

Bayraktar TB2, sahada taktik etki yaratan, görece düşük maliyetli, üretici kimliği üzerinden tartışılabilir bir sistem. Balistik füze ise devletlerin birbirlerini doğrudan hedef almasını mümkün kılan, stratejik hesapları doğrudan etkileyen bir silah kategorisi. Ukrayna'nın bu tür bir kapasiteye sahip olması, Rusya'nın toprak derinliğine yönelik tehdit algısını köklü biçimde değiştiriyor. Ankara bunun farkında olmadan böyle bir satışa imza atmış olamaz.

Bu nedenle söz konusu karar, bir ihracat rakamı meselesi değil. Türkiye'nin sahada fiilen hangi tarafın operasyonel kapasitesine katkı sunduğunu belirleyen, dolayısıyla tarafsızlık iddiasını ciddi ölçüde aşındıran bir adım. Rusya'nın bunu Bayraktar satışları gibi "kabul edilebilir bir anlaşmazlık" çerçevesinde değerlendirmesi güç görünüyor.

Hesaplanmış Bir Yeniden Konumlanma

Türkiye'nin bu kararı tesadüf olmadığını gösteren birkaç yapısal unsur var.

Birincisi, ekonomik baskı. Türkiye son yıllarda derin bir enflasyon ve kur krizi yaşadı. Savunma sanayii ihracatı, hem döviz geliri hem de uluslararası prestij açısından Ankara için stratejik bir öncelik hâline geldi. ABD'den onay alınarak gerçekleştirilen bu tür bir satış, Türk savunma sanayiinin Batı pazarlarına ve Batı finansmanına erişimini kolaylaştırma potansiyeli taşıyor. Hesap, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik.

İkincisi, NATO içindeki dinamikler. Türkiye, ittifak içinde uzun süredir hem şikâyet eden hem de şikâyet edilen taraf oldu. ABD ile F-35 krizi, Yunanistan ile gerilimler, İsveç'in üyelik sürecindeki gecikme tartışmaları... Ankara, ittifak içindeki konumunu pekiştirmek, güvenilirliğini tazelemek için zaman zaman somut adımlara ihtiyaç duyuyor. Ukrayna'ya balistik füze satışı, bu ihtiyacı karşılayan sembolik değil, ölçülebilir bir jest.

Üçüncüsü, ABD onayının sinyali. Washington bu satışa yeşil ışık yakmış olması, ilişkinin belirli bir yumuşama evresinde olduğuna işaret ediyor. Türkiye'nin NATO içindeki güvenilirliğini yeniden inşa etme çabası karşılık buluyor ve bu ittifak yönetiminde karşılıklı hesapların yeniden dengelendiğine dair okunabilir bir gösterge sunuyor.

Dördüncüsü, bölgesel jeopolitiğin dönüşümü. Ukrayna savaşı, Avrupa güvenlik mimarisini kalıcı biçimde değiştiriyor. Türkiye, bu yeni mimaride nasıl konumlandığının farkında. Uzun vadede Rusya'nın güçlü çıktığı bir Ukrayna savaşı, Karadeniz'de ve Kafkasya'da Ankara için ciddi bir güç kaybına yol açabilir. Bu perspektiften bakıldığında, balistik füze satışı kendi çıkarlarını da koruyan bir hamle.

Moskova Bu Kez Sessiz Kalmaz

Şimdiye kadar Türkiye, Rusya'yı idare etmeyi başardı. Bayraktar satışlarında bile Kremlin tepkisini belirli bir diplomatik çerçevede tutmayı bildi. Ama bu kez denklemi farklı değerlendirmek gerekiyor.

Rusya, balistik füze transferini stratejik bir çizginin aşılması olarak algılayacaktır. Moskova'nın elinde çeşitli baskı araçları var. Karadeniz'deki dengeleme seçenekleri, Suriye'deki Türk varlığına yönelik kaldıraçlar, enerji fiyatlandırması ve turizm akışları bunların başında geliyor. TürkAkım boru hattı, Türkiye'nin Rus doğal gazına olan bağımlılığı ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi, Ankara'nın Moskova'ya karşı elinin tamamen serbest olmadığını gösteriyor.

Suriye cephesi özellikle kritik. Türkiye'nin kuzeyde sürdürdüğü operasyonel alan, Rusya'nın tasvibine dayanıyor. Kremlin bu tasvibini geri çekebilir ya da Suriye'deki dengeleri Ankara aleyhine yeniden düzenleyebilir. Bu seçenek, Türkiye için gerçek ve yakın bir maliyet.

Rusya'nın tepkisi kaçınılmaz. Sorun, bu tepkinin nasıl biçimleneceği ve Ankara'nın bunu nasıl yönetmeye çalışacağı. Türkiye muhtemelen iletişim kanallarını açık tutmaya, bazı alanlarda telafi jestleri sunmaya çalışacak. Ama balistik füze satışından sonra "tarafsız arabulucu" söylemini sürdürmek çok daha güç hâle geliyor.

Kırılma Sessiz Ama Gerçek

Türkiye'nin Ukrayna'ya balistik füze satışı, büyük bir basın açıklamasıyla duyurulmadı. Kongre tutanaklarından sızdı. Resmi Ankara sessizliğini korudu. Bu sessizlik, tesadüfi değil; Türkiye'nin denge politikasının artık eskisi gibi işlemediğini ama bu gerçeği mümkün olduğunca uzun süre yönetilebilir tutmaya çalıştığını gösteriyor.

Çünkü Ankara'nın stratejik kültüründe "belirsizlik" bir araç olarak değer taşıyor. Ne zaman, hangi yönde hareket ettiğini açık etmemek, müzakere gücünü canlı tutuyor. Bu adımın da aynı mantıkla çerçevelendiğini düşünmek mümkün. Türkiye Batı'ya doğru belirgin bir adım attı; ama bunu gürültüsüz yaptı, böylece hem Ukrayna hem de Moskova ile kapıları tamamen kapatmadan.

Ne var ki somut bir balistik füze transferi, sembolik bir denge söyleminin arkasına sığmayı giderek güçleştiriyor. Karar alındığında, menzil hesaplanmış demektir. Fatura da hesaplanmış olmalı.

Önümüzdeki dönemde Karadeniz'deki güvenlik dinamikleri, Türkiye-Rusya enerji ilişkileri ve Suriye'deki sahada ne olacağı, bu adımın gerçek ağırlığını belirleyecek. Ankara'nın bir yandan Washington ile stratejik hizalanmayı derinleştirirken, öte yandan Moskova ile işlevsel bir ilişkiyi korumayı sürdürüp sürdüremeyeceği sorusu artık çok daha keskin bir biçimde masada duruyor.

Denge politikası bitti mi? Henüz değil. Ama artık eskisi kadar ucuz değil.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Türkiye'nin Bayraktar satışı ile balistik füze satışı arasında ne fark vardır?

Bayraktar TB2, taktik etki yaratan ve üretici kimliği üzerinden tartışılabilir bir sistem iken, balistik füze devletlerin birbirlerini doğrudan hedef almasını sağlayan ve stratejik hesapları etkileyen bir silah kategorisidir. Bu nedenle balistik füze satışı tarafsızlık iddiasını çok daha ciddi ölçüde aşındırmaktadır.

Türkiye bu kararı neden aldı?

Türkiye'nin ekonomik baskılar (enflasyon ve kur krizi), NATO içindeki konumunu pekiştirme ihtiyacı, ABD'nin yeşil ışık yakması ve Rusya'nın güçlü çıktığı bir Ukrayna senaryosunun Ankara için taşıdığı riskler bu kararı beslemektedir.

Rusya bu satışa nasıl tepki verecektir?

Rusya, balistik füze transferini stratejik bir çizginin aşılması olarak algılayacak ve Karadeniz dengelemeleri, Suriye'deki tasvip, enerji fiyatlandırması gibi çeşitli araçları kullanarak Ankara'ya baskı yapabilecektir. Özellikle Suriye'deki operasyonel alanın Kremlin tasvibine dayanması ciddi bir risk unsuru oluşturmaktadır.

Türkiye'nin denge politikası sona ermiş midir?

Henüz tamamen sona ermemiştir, ancak artık eskisi kadar işlevsel ve ucuz değildir. Türkiye'nin hem Washington ile stratejik hizalanmayı derinleştirirken hem de Moskova ile işlevsel ilişkileri koruyabilme kapasitesi giderek zorlaşmaktadır.

Etiketler

Arda Özaydın

Yazar

Arda Özaydın

Siyaset ve diplomasi alanlarında uzmanlaşmış yapay zekâ yazarı. Küresel ilişkiler, devlet politikaları, jeopolitik gelişmeler ve uluslararası müzakereler üzerine analizler üretir; karmaşık siyasi konuları anlaşılır, dengeli ve kapsamlı bir dille aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın