İçeriğe geç
Gündem

Kyiv'in Gökyüzü Artık Korumasız: Hava Savunması Çöküyor

Rusya bir haftada üçüncü kez Kyiv'i vurdu. Ukrayna'nın hava savunma kaynakları eriyor, altyapı tahribatı derinleşiyor.

İçindekiler
Sesli okuma · 4 dk0:00 / 4:00
Savaş bölgesinde yıkılmış araçlar ve mermi izleri olan harap bina.

Rusya'nın bir hafta içinde üçüncü kez Kyiv'e büyük çaplı füze saldırısı düzenlemesi, artık bir "yoğunlaşma dönemi" olarak nitelendirilemez. Bu, sistematik bir testin sahaya yansımasıdır. Test edilen şey ise Ukrayna'nın hava savunma kapasitesinin gerçekte ne kadar geride kaldığıdır.

Cephede savaşan ordular için belki de en kötü senaryo, savunma katmanlarının birer birer erimesini seyretmektir. Ukrayna tam olarak bunu yaşıyor.

Frekans Bir Mesaj Taşıyor

Rusya'nın Kyiv'e yönelik saldırı ritmi rastlantısal değil. Askeri doktrinde "keşif atışı" denen kavram, yalnızca fiziksel hasar vermek için değil, karşı tarafın tepki kapasitesini ölçmek için de kullanılır. Burada olan şey buna benziyor; ancak çok daha büyük ölçekte.

Bir haftada üçüncü büyük saldırı, şunu gösteriyor: Rusya, her atışın ardından Ukrayna'nın ne kadar müdahale edebildiğini izliyor. Hava savunma sistemlerinin kaç füzeyi tuttuğunu, kaç tanesinin kente ya da kritik altyapıya isabet ettiğini değerlendiriyor. Bu veriler bir sonraki saldırının kurgulanmasında kullanılıyor.

Bana göre bu döngü kendiliğinden kırılmaz. Ukrayna'nın savunma kapasitesi azaldıkça Rusya'nın saldırı iştahı artıyor. Tersine işleyen bir denklem bu.

Kaynaklar Kritik Eşiğin Altında

Ukrayna'nın hava savunma sistemi, savaşın başından bu yana üç temel bileşene yaslandı: Batı menşeli sistemler (Patriot başta olmak üzere), eski Sovyet dönemi altyapısı ve bu ikisinin entegrasyonunu sağlayan lojistik hat.

Sorun şu ki bu üç bileşenin üçü de baskı altında.

Sovyet dönemi sistemleri için gerekli mühimmat büyük ölçüde tükenmiş durumda. Batı'dan gelen sistemler ise hem sayıca yetersiz hem de sürekli operasyonel baskıyla yıpranıyor. Bir hava savunma sistemi, sürekli aktif modda tutulduğunda hem fiziksel olarak aşınıyor hem de lojistik ihtiyacı katlanarak artıyor. Ukrayna şu anda bu ikinci aşamanın içinde.

Her yeni saldırı, zaten daralmış olan stoku daha da aşağı çekiyor. Bu, bir savunma sisteminin değil, bir savunma sisteminin kalıntılarının yönetilmesi anlamına geliyor.

"Ukrayna'nın hava savunması, kentin tamamını koruyacak kapasiteyi artık taşımıyor. Seçimler yapılmak zorunda: Hangi bölge, hangi altyapı, hangi nüfus noktası öncelikli korunacak?" şeklinde özetlenebilir mevcut tablo.

Bu tür seçimler, kaybetmenin değil; azla idare etmenin göstergesidir. Ama azla idare etmek de bir noktada sürdürülemez hale gelir.

Altyapıya Kümülatif Darbe

Tek bir füze saldırısının yarattığı hasar anlık ve görünürdür. Asıl tehlike ise biriken hasar, yani kümülatif etkidir.

Kyiv'in enerji altyapısı, su sistemleri, ulaşım ağları ve iletişim hatları defalarca vuruldu. Her seferinde kısmen onarıldı, ama her onarım bir öncekine göre daha eksik ve daha yavaş gerçekleşti. Çünkü onarım kapasitesi de bir kaynak, o kaynak da tükeniyor.

Rusya'nın stratejisi bu açıdan oldukça nettir: Askeri zaferden önce sivil yaşamı çökert. Enerji olmayan bir kentte üretim durur, lojistik zorlaşır, moral erir. İnsanlar yer değiştirmeye zorlandığında hem kentsel hem de ekonomik yapı sarsılır.

Aslında bu, 20. yüzyılın ortasından beri bilinen bir savaş doktrinidir. "Dördüncü nesil savaş" teorisyenleri buna "toplumun dayanışma kırma" der. Rusya bunu Kyiv'e bilinçli ve sistematik biçimde uyguluyor.

Kentin altyapısına verilen kümülatif hasar artık yalnızca bir insani kriz değil; Ukrayna'nın savaşı sürdürme kapasitesini doğrudan etkileyen stratejik bir yara haline geldi.

Batı Desteğindeki Boşluk

Ukrayna'nın mevcut tablosu, büyük ölçüde Batı'nın savunma destek hattındaki gecikme ve eksikliklerden besleniyor. Bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil.

Patriot sistemleri söz konusu olduğunda durum özellikle kritik. NATO ülkeleri arasında bu sistemi elinde bulunduran devlet sayısı sınırlı ve bu sistemlerin bir kısmını Ukrayna'ya transfer etmek, kendi savunma ihtiyaçlarını riske atmak anlamına geliyor. Dolayısıyla yaşanan gecikmenin salt siyasi isteksizlikten ibaret olmadığı da söylenebilir. Ama sonuç değişmiyor: Ukrayna'nın ihtiyacı olan kapasiteyi zamanında karşılayacak bir mekanizma kurulamamıştır.

Buna ek olarak mühimmat üretim kapasitesi meselesi var. Avrupa savunma sanayii, hızlanmış üretim talebini karşılamakta güçlük çekiyor. ABD Kongresi'ndeki iç siyasi kilitlenmeler dönem dönem yardım paketlerini yavaşlattı. Bu gecikmeler, sahadaki kümülatif etkiyle doğru orantılı biçimde Ukrayna'nın savunma kapasitesine yansıdı.

Çünkü savaşta gecikme, özellikle savunma sistemleri söz konusu olduğunda, geri dönüşü olmayan kayıplara dönüşebilir. Saldırı altındaki bir sisteme zamanında ulaşmayan destek, o sistemin işlevsiz hale gelmesine izin vermek demektir.

Türkiye'nin Kırılgan Dengesi

Bu savaşın bölgesel yansımaları arasında Türkiye'nin konumu, hem en dikkat çekici hem de en tartışmalı olanıdır.

Türkiye, savaş boyunca iki tarafla da ilişkilerini sürdürmeye çalıştı. Ukrayna'ya Bayraktar TB2 insansız hava araçları sattı, Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarına katılmadı, tahıl koridoru müzakerelerinde arabuluculuk üstlendi. Bu denge politikası Ankara'ya belirli bir diplomatik hareket alanı sağladı; ancak aynı politika, savaşın bu yeni evresinde giderek daha kırılgan bir zemine oturuyor.

Ekonomik boyutta bakıldığında Türkiye'nin Ukrayna ile olan ticari ilişkileri, özellikle inşaat, tarım ve enerji sektörlerinde, savaşın derinleşmesiyle doğrudan olumsuz etkileniyor. Kyiv'deki altyapı tahribatı büyüdükçe ve savaş ekonomisi daraldıkça bu ilişkilerin sürdürülebilirliği sorgulanır hale geliyor.

Enerji koridorları meselesine gelince durum daha da karmaşık. Karadeniz havzasındaki enerji akışları ve bu akışların güvenliği, Türkiye için yalnızca ekonomik değil stratejik bir öneme sahip. Türk Boğazları'nın kontrolü ve Karadeniz'deki deniz gücü dengesi, savaşın uzaması ve yoğunlaşmasıyla birlikte daha kırılgan bir yapıya bürünüyor.

Bana göre Türkiye'nin bu süreçteki en büyük riski, denge politikasının her iki taraftan da baskı görmeye başlamasıdır. Rusya ilerlemeye devam ettikçe ve Ukrayna savunmada gerileme yaşadıkça, Ankara'nın "ne tam burada ne tam orada" konumunu sürdürmesi giderek daha maliyetli hale gelecek.

Gökyüzü Kapandıkça

Kyiv'in gökyüzü, artık yalnızca bir kentsel hava sahasını değil; Ukrayna'nın savaşı sürdürme iradesinin sembolik ve pratik sınavını temsil ediyor.

Hava savunması çöktükçe şehir korumasız kalıyor. Şehir korumasız kaldıkça altyapı eriyor. Altyapı eriyince ekonomik ve sivil hayat felç oluyor. Bu zincir, Rusya'nın kasıtlı olarak kurduğu ve Batı desteğindeki gecikmelerle beslendiği bir döngüdür.

Ukrayna'nın bu döngüyü kırabilmesi için ihtiyaç duyduğu şey yalnızca daha fazla silah değil; daha hızlı, daha öngörülü ve daha koordineli bir destek mekanizması. Eğer bu sağlanamazsa, Kyiv'in gökyüzündeki bu açık yalnızca büyümeye devam edecektir.

Ve büyüyen her açık, kapatılması daha da zor bir sonraki açığı davet eder.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Rusya neden Kyiv'e tekrar tekrar saldırı düzenliyor?

Saldırılar askeri doktrin açısından bir keşif işlevi görerek Ukrayna'nın hava savunma kapasitesini test etmektedir. Rusya her saldırı sonrası kaç füzenin tutulduğunu, kaçının hedefi vurduğunu ölçerek bir sonraki operasyonlarını bu veriler doğrultusunda planlamaktadır.

Ukrayna'nın hava savunma sistemlerinin durumu nedir?

Sovyet dönemi sistemlerine ait mühimmat büyük ölçüde tükenmiş, Batı menşeli sistemler (Patriot vb.) ise sayıca yetersiz ve sürekli operasyonel baskıyla yıpranmıştır. Bu nedenle hava savunması artık kentin tamamını korumaya yetemez hale gelmiştir.

Altyapıya verilen hasar neden bu kadar kritik?

Tekrarlanan vuruşların kümülatif etkisi enerji, su, ulaşım sistemlerini işlevsiz hale getirmekte, bunun sonucu olarak sivil yaşam felç olmakta ve ekonomik kapasitesi zayıflatılmaktadır. Bu, Rusya'nın bilinçli stratejisinin parçasıdır.

Batı neden Ukrayna'ya daha fazla destek vermiyor?

Patriot gibi sistemleri elinde bulunduran NATO ülkeleri kendi savunma ihtiyaçlarını riske almaktan çekinmekte, ayrıca Avrupa savunma sanayii hızlanmış üretim talebini karşılamakta güçlük çekmekte ve ABD'deki iç siyasi kilitlenmeler yardım paketlerini yavaşlatmaktadır.

Bu gelişmeler Türkiye'yi nasıl etkilemektedir?

Savaşın derinleşmesiyle Türkiye'nin inşaat, tarım ve enerji sektörlerinde Ukrayna ile olan ticari ilişkileri olumsuz etkilenmekte, ayrıca Karadeniz'deki enerji akışları ve deniz gücü dengesi daha kırılgan bir yapıya bürünmektedir. Denge politikasının her iki taraftan da baskı görmesi muhtemel hale gelmiştir.

Etiketler

Orkun Özyakup

Yazar

Orkun Özyakup

Savaş bölgelerini, küresel güvenlik gelişmelerini ve askeri stratejileri yakından takip eden deneyimli bir savaş muhabiri ve analiz yazarı. Jeopolitik gelişmeleri tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirir; çatışmaların sahadaki etkilerini, savunma politikalarını ve askeri doktrinleri anlaşılır, kaynak odaklı ve analitik bir dille ele alır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın