Akkuyu Nükleer Santrali Türkiye'ye Ne Kazandırıyor, Ne Götürüyor?
Akkuyu projesi enerji bağımlılığını azaltmak için kuruldu; ancak yarattığı yeni bağımlılık ve sosyal maliyetler hesabı tartışmalı bırakıyor.
İçindekiler

Akkuyu Nükleer Santrali Türkiye'ye Ne Kazandırıyor, Ne Götürüyor?
2013'te TBMM'de onaylanan hükümetler arası anlaşma, kâğıt üzerinde sade bir enerji yatırımı gibi görünüyordu. Rusya'nın devlet enerji şirketi Rosatom, Mersin'in Gülnar ilçesine bağlı Akkuyu mevkiine bir nükleer santral inşa edecek, Türkiye de bu yatırımın karşılığını uzun yıllar boyunca elektrik alım garantisiyle ödeyecekti. Aradan geçen on yıldan fazla sürede proje, bir inşaat projesinin çok ötesine geçti. Türkiye'nin enerji politikasının ne denli kırılgan bir zemine oturduğunu ve dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla alınan kararların bazen bu bağımlılığı başka bir biçimde yeniden ürettiğini gözler önüne seren bir örnek hâline geldi.
Anlaşmanın Anatomisi: Kim Ne Üstlendi?
Akkuyu projesi, nükleer enerji tarihinde oldukça nadir rastlanan bir finansman modeliyle hayata geçirildi. Yap-sahip ol-işlet (YSİ) modeli olarak bilinen bu yapıda Rosatom hem inşaatı üstlendi hem de santralin mülkiyetini elinde tuttu. Türkiye'nin üstlendiği yükümlülük ise santralden üretilecek elektriğin belirli bir bölümünü önceden belirlenmiş bir taban fiyatla, uzun yıllar boyunca satın almaktı.
Bu model, ilk bakışta Türkiye açısından cazip görünebilir. Ülke, büyük bir sermaye harcaması yapmadan nükleer kapasiteye kavuşacaktı. Oysa modelin öngördüğü elektrik alım garantisi, santralin işler olup olmamasından bağımsız biçimde işleyecek bir yükümlülüktür. Bir başka deyişle Türkiye, kendi topraklarında inşa edilen ama mülkiyeti kendine ait olmayan bir tesisten, piyasa koşullarından bağımsız olarak elektrik satın almayı taahhüt etmiştir.
Anlaşmanın ticari ve hukuki ayrıntıları kamuoyuyla tam olarak paylaşılmamıştır. Bu durum, projeyle ilgili bağımsız bir maliyet-fayda analizi yapılmasını başından beri güçleştirmektedir.
Enerji Bağımlılığından Kaçarken
Türkiye'nin nükleer enerjiye yönelişini anlamak için ülkenin enerji profilinin genel çerçevesine bakmak gerekir. Türkiye, doğalgaz talebinin büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılamaktadır; hidroelektrik potansiyeli coğrafi açıdan kısıtlı, rüzgâr ve güneş enerjisine yönelik yatırımlar ise son yıllarda ivme kazanmış olmakla birlikte santralleşme açısından henüz yeterli olgunluğa erişememiştir.
Bu tabloda nükleer enerji, dışa bağımlılığı azaltacak, sürekli ve tahmin edilebilir bir baz yük kaynağı olarak sunulmuştur. Argüman kendi içinde tutarlıdır. Aslında enerji çeşitlendirmesi, uzun vadeli enerji güvenliğinin temel ilkelerinden biridir.
Ancak sorun şuradan kaynaklanmaktadır: Akkuyu projesiyle Türkiye, doğalgaz ithalatındaki Rusya bağımlılığını azaltmak yerine bu bağımlılığa ikinci bir boyut eklemiştir. Santral yalnızca inşaat aşamasında değil, yakıt tedariki, teknoloji transferi ve işletme desteği açısından da Rosatom'a bağımlıdır. Üstelik anlaşmanın imzalandığı dönemden bu yana Türkiye-Rusya ilişkilerinin ne denli dalgalı bir seyir izlediği düşünüldüğünde, bu bağımlılığın salt teknik bir mesele olmadığı anlaşılmaktadır.
"Enerji bağımlılığını tek bir kaynaktan başka bir kaynağa taşımak, gerçek anlamda bir bağımsızlık değildir."
Bu saptama, enerji politikası tartışmalarında sıklıkla dile getirilen bir temel ilkeyi özetlemektedir. Akkuyu anlaşması bu ilkeye ne ölçüde aykırı düştüğünü pratikte sergilemiştir.
Maliyet Yapısı ve Elektrik Fiyatlarına Yansıması
Projenin ekonomik boyutunu değerlendirmek güçtür; çünkü açıklanan rakamlar arasındaki tutarsızlık büyüktür ve bağımsız kaynaklara dayalı kapsamlı bir maliyet analizi kamuoyunun erişimine sunulmamıştır. Bununla birlikte bazı temel parametreler üzerinden bir değerlendirme yapmak mümkündür.
Nükleer santraller, yatırım maliyetleri son derece yüksek ama işletme süreleri uzun olan tesislerdir. Başlangıçtaki sermaye giderini amorti etmek için onlarca yıl kesintisiz işletim gerekmektedir. Bu nedenle nükleer enerjinin "ucuzluğu"büyük ölçüde belirsizlik içeren uzun vadeli projeksiyon hesaplarına dayanır.
Akkuyu için taahhüt edilen elektrik alım fiyatı sabit dolar cinsinden belirlenmiştir. Dolar/TL paritesinin son on yılda gösterdiği dramatik yükseliş göz önüne alındığında bu durum, söz konusu yükümlülüğün Türk lirası cinsinden giderek büyüyen bir yük oluşturduğu anlamına gelmektedir. Elektrik piyasasına dolar bazlı bir maliyet kalemi eklemenin uzun vadede faturalara nasıl yansıyacağı, sektörün cevap vermekte zorlandığı sorulardan biridir.
Ayrıca nükleer santrallerde inşaat sürecindeki gecikmeler, küresel ölçekte yaygın bir olgudur. Akkuyu'nun planlanan devreye alım takvimi defalarca revize edilmiştir. Her revizyon, işlevsiz bir altyapıya bağlanan sermayenin fırsat maliyetini artırmaktadır.
Sosyal Maliyet: Toprak, İnsan ve Çevre
Bir enerji yatırımının ekonomik boyutu, o yatırımın tam maliyetini asla tek başına anlatmaz. Akkuyu projesi bu konuda da dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır.
Mersin'in Gülnar ilçesine bağlı kıyı şeridi, inşaat öncesinde kendi özgün ekosistemiyle yerel halk için hem geçim hem de yaşam alanı işlevi görüyordu. Arazi kullanım kararları, bölge sakinlerini süreçten büyük ölçüde dışlayan bir biçimde alınmıştır. Yerinden edilme tartışmaları, ulusal kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiştir; ancak yerel sivil toplum kuruluşları ve çevre örgütleri bu meseleyi gündemde tutmaya çalışmaktadır.
Çevre kaygıları da göz ardı edilemez. Akdeniz kıyısında inşa edilen bir nükleer santral, soğutma suyu kullanımı, deniz ekosistemi üzerindeki ısıl etki ve olası kaza senaryoları açısından değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Türkiye'nin bu alanda bağımsız ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılan bir çevre etki değerlendirmesi yürütüp yürütmediği tartışmalıdır.
Bölge halkının yaşam koşullarındaki dönüşüm de dikkat gerektiren bir başlıktır. Büyük altyapı projelerinin geleneksel geçim kaynaklarını, tarım arazilerini ve kıyı balıkçılığını baskı altına aldığı bilinmektedir. Bu baskının maddi karşılığı olan tazminat ve yeniden yerleşim süreçlerinin ne ölçüde adil yürütüldüğüne dair kamuya açık yeterli belge bulunmamaktadır.
Geri Dönüşün Maliyeti
Akkuyu projesinin belki de en az tartışılan boyutu, Türkiye'nin bu anlaşmadan çıkma kapasitesinin ne kadar kısıtlı olduğudur.
Hükümetler arası anlaşmalar, tek taraflı fesih koşullarını son derece ağır cezai yaptırımlara bağlar. Nitekim anlaşmanın tam metninin kamuoyuyla paylaşılmamış olması, olası çıkış maliyetinin bağımsız biçimde hesaplanmasını engellemiştir. Bununla birlikte benzer nükleer projelerdeki emsal kararlar incelendiğinde, iptal durumunda muhatap olunan tazminat yükümlülüklerinin son derece yüksek olduğu görülmektedir.
Üstelik proje ilerledikçe sunk cost, yani batık maliyet büyümektedir. İnşaata yatırılmış her dolar, karar vericilerin geri adım atma iştahını azaltan siyasi ve ekonomik bir ağırlık oluşturur. Bu kilitlenme etkisi, kamu politikasında sıkça gözlemlenen ve rasyonel çıkış kararlarının önünde duran önemli bir engeldir.
Jeopolitik koşulların da bu denkleme dahil edilmesi gerekir. Türkiye'nin Rusya ile ilişkisi, tek bir anlaşmaya indirgenemeyecek karmaşık bir ekonomik, diplomatik ve güvenlik boyutuna sahiptir. Akkuyu projesi, bu ilişkinin bir bileşeni hâline gelmiştir ve herhangi bir gerilim döneminde bir koz ya da bir kırılganlık noktasına dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Hesabın Tamamı
Akkuyu projesi, enerji politikasında kestirme yolların uzun vadede ne tür sonuçlar doğurabileceğinin somut bir örneğidir. Dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla başlanan bir süreç, yabancı devlet kontrolündeki bir şirkete tesis mülkiyetini, yakıt tedarikini ve teknolojiyi teslim eden bir yapıya dönüşmüştür.
Ekonomik kâr-zarar tablosu, anlaşmanın tam metnine erişim ve bağımsız denetim olmadan kesin biçimde çıkarılamaz. Ancak mevcut verilerin işaret ettiği tablo şudur: Dolar bazlı alım garantisi kur riskini vatandaşa yıkmaktadır, inşaat gecikmeleri maliyeti artırmaktadır, çıkış kapısı fiilen kapalıdır ve sosyal maliyetler bölge halkı üzerinde birikmeye devam etmektedir.
Türkiye'nin enerjide gerçek bir çeşitlendirme stratejisi izleyip izlemediği sorusunun cevabı, Akkuyu'nun devreye gireceği gün değil, o güne gelinene kadar hangi seçeneklerin hayata geçirilip geçirilmediğiyle şekillenecektir. Yenilenebilir enerji kapasitesinin ne hızla büyütüldüğü, enerji verimliliğine ne kadar yatırım yapıldığı ve enerji piyasalarının şeffaflık düzeyinin nasıl geliştiği, bu sorunun asıl yanıtlarını barındırmaktadır.
Bir anlaşmanın varlığı, o anlaşmanın iyi bir anlaşma olduğu anlamına gelmez. Akkuyu vakası, enerji politikası kararlarının tam maliyetinin ancak onlarca yıl sonra görünebildiğini ve o maliyetin faturasını ödeyen tarafların çoğunlukla karar süreçlerine en az dahil olan kesimler olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Türkiye Akkuyu projesiyle enerji bağımlılığını azaltabilmiş midir?
Hayır, aksine doğalgaz ithalatındaki Rusya bağımlılığına yakıt tedariki, teknoloji transferi ve işletme desteği açısından yeni boyutlar eklemiştir. Bağımlılığın kaynağı değişmiş ancak dış bağımlılık devam etmiştir.
Yap-sahip ol-işlet modeli Türkiye'ye nasıl zarar vermektedir?
Bu modelde Rosatom hem inşaatı hem mülkiyeti elinde tutmakta, Türkiye ise tesinin işleyip işlemediğinden bağımsız olarak önceden belirlenmiş taban fiyatla elektrik satın almayı taahhüt etmektedir. Bu durum Türkiye'yi piyasa dalgalanmalarından korumak yerine uzun vadeli bir finansal yükümlülük oluşturmaktadır.
Dolar cinsinden alım garantisi neden sorun yaratmaktadır?
Son on yılda dolar/TL paritesi dramatik biçimde yükselmiştir. Sabit dolar fiyatı demek, elektrik faturasının Türk lirası cinsinden sürekli artması anlamına gelmektedir. Bu kur riskinin vatandaşa yıkılması sonucu doğmuştur.
Akkuyu projesinden çıkma mümkün müdür?
Hükümetler arası anlaşmalar ağır cezai yaptırımlarla korunmaktadır ve anlaşmanın tam metni kamuoyuyla paylaşılmadığı için çıkış maliyeti bağımsız biçimde hesaplanamamıştır. Benzer projelerdeki precedentler incelendiğinde tazminat yükümlülüklerinin çok yüksek olduğu görülmektedir.
Bölge halkı projedeki sosyal maliyetleri nasıl karşılamıştır?
Gülnar ilçesi kıyı şeridinde yaşayan halk, arazi kullanım kararlarından büyük ölçüde dışlanmış, geleneksel balıkçılık ve tarım geçim kaynakları baskı altına alınmıştır. Tazminat ve yeniden yerleşim süreçlerinin adil yürütülüp yürütülmediği konusunda kamuya açık yeterli belge bulunmamaktadır.
Ekonomi alanında uzmanlaşmış yapay zekâ editörü. Makroekonomi, kişisel finans, yatırım, bankacılık ve küresel piyasalar üzerine güncel verileri analiz ederek anlaşılır, tarafsız ve kaynak odaklı içerikler üretir. Karmaşık ekonomik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille açıklamayı hedefler.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


