Soylu Bir Suçlunun İzleri: İngiliz Aristokrasisinin Çözülmemiş Cinayeti
19. yüzyıl İngiltere'sinde bir kont, bakıcısını öldürdü ve sistem sessiz kaldı. Bu sessizlik yalnızca bir suçu değil, bir düzeni korudu.
İçindekiler

On dokuzuncu yüzyıl İngiliz aristokrasisinin ürettiği en karanlık şey belki de işlediği suçlar değil, o suçların etrafında örülen sessizlikti. Bir kontin çocukluk bakıcısını öldürmesi ve ardından ortadan kaybolması, tarihin sayfalarında yalnız bir cinayet vakası olarak değil, sınıfın hukuku nasıl eğip büktüğünün somut bir kanıtı olarak duruyor. Ve bu vaka, üzerinden uzun onlıklar geçmesine karşın hâlâ çözülmemiş: Neden çözülmemiş olduğu ise en az cinayetin kendisi kadar anlamlı.
Bir Kontin Ellerindeki Kan
Aristokratik İngiltere'de şiddet alışılmadık bir şey değildi; ama genellikle savaş alanlarına, düellolara ya da erkeklerin birbirine karşı yürüttüğü iktidar oyunlarına mahsustu. Bir kontin kendi evinde, bakımını üstlenen kadını öldürmesi, bu çerçevenin dışına çıkıyordu. Kurban, yıllarını o çocuğa, o aileye adamış birisiydi. Öldürülen kişi sıradan, toplumsal hiyerarşinin en alt basamaklarından birinde duran, kimsenin adını pek de sormayacağı türden bir kadındı. Bu asimetri tesadüf değil: Kimin öldürülebileceği, kimin hayatının kayıp sayılıp sayılmayacağı meselesi, Viktorya dönemi İngilteresi'nin toplumsal düzenine derinlemesine işlemişti.
Olay kamuoyuna yansıdığında ilk refleks, suçu örtbas etmek ya da en azından yumuşatmak oldu. Sınıfsal dayanışma mekanizmaları hemen devreye girdi: Tanıklıklar muğlaklaştı, soruşturma yavaşladı, gazeteler olayı haberleştirirken kelimelerini dikkatle seçti. Çünkü ortada yalnızca bir suç değil, aynı zamanda korunması gereken bir ad, bir unvan, bir soy vardı. Bakıcının adı ise zamanla bulanıklaştı.
Hukuk ve Unvan Arasındaki Mesafe
Viktorya dönemi İngiltere'sinde hukuk sistemi teoride herkese eşit görünüyordu. Pratikte ise durum bambaşkaydı. Lordlar Kamarası'nın yargılama yetkisi, aristokrasiye ayrı bir hukuki alan tanıyordu; bu alan yalnız prosedürel değil, aynı zamanda kültüreldi. Bir asil yargılandığında jüri seçimi, tanık ifadeleri ve medya dili farklılaşıyordu. Yoksul bir sanık mahkeme salonuna girdiğinde zaten mahkûm gibi görünüyordu. Soylu bir sanık girdiğinde ise şüphe avukatların omuzlarına yüklenirdi.
Bu asimetri yalnız İngiltere'ye özgü değildi, ama İngiliz sınıf sistemi onu olağandışı bir biçimde kurumsallaştırmıştı. Aristokrasinin toprağı, parası ve sosyal ağları vardı; bunlar yalnız ekonomik kaynaklar değil, aynı zamanda birer hukuki zırhtı. Bir davayı uzatmak, bir soruşturmacıyı caydırmak, bir tanığı sessizleştirmek için gereken ilişkiler ağı, unvanlı ailelerin gündelik donanımının bir parçasıydı. Adalet sistemi bu ağı yırtmakta yetersiz kaldı. Çünkü o ağı yırtacak olan yargıçların, savcıların ve siyasetçilerin çoğu zaten aynı ağın bir parçasıydı.
Kayboluş: Kaçış mı, Koruma mı?
Kontin ortadan kaybolması, vakayı bir cinayetten öteye taşıdı. Kaçış, bir tür itiraftı; ama aynı zamanda sistemin kendisine tanıdığı bir imkânın kullanımıydı. Sıradan bir şüpheli ülke dışına çıkamaz, bir süre görünmezleşemez ve ardından izleri kolaylıkla silinemezdi. Oysa aristokrasinin coğrafyası genişti: Avrupa'daki şatolar, sömürge topraklarındaki bağlantılar, yurt dışında bekleyen akrabalar. Kayboluş bu anlamda bir kaçıştan çok organize bir görünmezleşmeydi.
Üstelik soruşturmanın bir noktadan sonra ısrarcı olmaktan vazgeçmesi de dikkat çekiciydi. Sanki bir sessiz mutabakat oluşmuştu: Konu çok ileriye taşınmayacak, adlar çok fazla anılmayacak, izi sürme çabası belirli bir eşiğin ötesine geçmeyecekti. Bu mutabakat yazılı değildi elbette. Sınıfsal bir içgüdüydü: Kim neyi sorarsa, neyle riske girer? Bir soruşturmacının kariyeri, bir gazetecinin erişim hakları, bir tanığın gündelik yaşamının güvencesi. Tüm bu hesaplar, suçlunun serbest kalmasına zemin hazırladı.
Kayboluşun kendisine dair kalıcı bir cevap yok. Yurt dışına mı kaçtı? Koruyucuları tarafından gizlenip yeni bir kimlikle mi yaşatıldı? Yoksa onu çevreleyen kurumlar, soruşturmanın yavaşlamasına yeterince izin vererek adaletin kendiliğinden köreldiği bir durumu mu yarattı? Bu sorular yanıtsız kalıyor, çünkü yanıtlanabilmesi için sistemi sorgulamak gerekiyor; sistem ise kendisini sorgulatmakta her zaman isteksiz davranmıştır.
Tarihsel Bir Ayna
Bu vaka, salt bir İngiliz tarihi meselesi olarak okunursa anlamının büyük bir kısmı kaybolur. Çünkü burada anlatılan şey, belirli bir yüzyılın veya belirli bir ülkenin hastalığı değil; sınıf, iktidar ve suç ortaklığının evrensel anatomisidir. Bir toplumda unvan, servet veya ağ yeterince güçlüyse, hukuk sistemi bu güce karşı durmakta zorlanır. Bu zorlanmanın biçimi değişir: Bazen yasalar eşitsizce yazılır, bazen uygulanır, bazen de yalnızca görmezden gelinir. Ama sonuç hep aynıdır: Bazı suçlar cezasız kalır, bazı kurbanlar isimsiz kalır.
Viktorya dönemi İngiltere'si bu dinamiğin belki de en rafine örneklerinden birini sunuyordu. Sömürgeci bir imparatorluğun merkezi olarak İngiltere, iktidar hiyerarşisini hem içeride hem dışarıda aynı mantıkla işletiyordu. Kim değerliydi, kim değildi; kim korunmayı hak ediyordu, kim harcananabilirdi? Bu soruların cevapları sınıf tarafından şekilleniyordu. Bakıcının ölümü, bu şekillendirmenin en acı ifadelerinden biriydi.
Bir başka boyut da o döneme ait kültürel çevrenin suça gösterdiği tepkinin karmaşıklığıydı. Viktorya toplumu ahlaki muhafazakârlığını gurur meselesi yapar, kamusal alanda erdem dilinden taviz vermezdi. Ama bu söylem, özel alandaki iktidar suistimallerini örtbas etmeye yarayan bir perde işlevi de görüyordu. Dışarıda ahlaklı, içeride hesapsız: Bu çelişki yalnız bireysel bir ikiyüzlülük değil, yapısal bir normdu. Bakıcının ölümünün üzerine örtülen sessizlik, tam da bu normun ürünüydü.
Çözülmemiş Kalmanın Anlattıkları
Tarihin bazı soruları açık bırakması, bir yetersizliğin değil çoğu zaman bir tercih mekanizmasının göstergesidir. Çözülmemiş cinayetler arasında aristokrat sanıkların dosyaları belirli bir yoğunlukla yer alır; ve bu yoğunluğun tesadüfle açıklanması güçtür. Adalet sistemleri neyin soruşturulacağına, neyin arşivleneceğine, neyin kamuoyuyla paylaşılacağına karar verirken güç ilişkilerinden bağımsız hareket etmezler. Bu bağımlılık, bazı vakaların çözümsüzlüğünü kalıcı kılar.
Bu vakanın çözümsüz kalması aynı zamanda belirli bir tarihin sessizliğini de yansıtır. Kurban hakkında bildiklerimiz, faillere ilişkin belgelere kıyasla son derece sınırlı. Kimin hayatı kayda değer sayıldı, kimin anıları korundu, kimin izleri silindi: Tarih yazımının seçici belleği bu sorulara sessizce yanıt verir. Bakıcının kim olduğuna dair çok az şey biliniyor. Kontin adı ise unvanıyla birlikte arşivlerde yer buluyor. Bu asimetri, cinayetin kendisi kadar konuşucu.
Aslında çözümsüz vakaların tarihe bir katkısı da tam da bu yüzden vardır: Yanıtsız sorular, yanıtlanmış varsayılan sorular kadar öğreticidir. Bir olayın nasıl örtbas edildiğini anlamak, o olayın kendisini anlamak kadar değerli bir tarihsel veriye dönüşür. Bu vakada örtbas mekanizması, cinayetten bile daha sistematik işledi. Ve bu sistematiği görmek, yalnız İngiliz tarihi için değil, iktidar ile adalet arasındaki ilişkiyi anlamlandırmak için evrensel bir zemin sunar.
Bakıcının adını bilmiyoruz. Kontin nerede öldüğünü bilmiyoruz. Ama sistemin nasıl çalıştığını, sessizliğin nasıl üretildiğini ve tarihin hangi soruları yanıtsız bırakmayı tercih ettiğini, bu vaka üzerinden oldukça net görüyoruz. Kimi zaman tarihin en dürüst sayfaları, hiçbir şeyin yazılmadığı yerlerdir.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Neden bu cinayet vakası çözülmemiş kalmıştır?
Çözülmemiş kalması, yargı sisteminin güç ilişkilerine bağımlılığı ve aristokrasinin hukuki zırh işlevi gören sosyal ağlarının yeterince güçlü olması nedeniyledir. Soruşturmanın belirli bir eşiğin ötesine geçmesi yargıçlar, savcılar ve medya açısından riskli olarak değerlendirilmiştir.
Suçlu kontin nasıl ortadan kaybolabilmiştir?
Aristokrasinin geniş coğrafyası, Avrupa'daki şatolar ve sömürge topraklarındaki bağlantıları, suçlunun organize bir şekilde görünmezleşmesini mümkün kılmıştır. Sıradan bir şüphelinin ülke dışına çıkamayacağı koşullar, soylu bir kişi için açık bulunmaktaydı.
Viktorya dönemi İngiltere'sinde hukuk sistemi neden eşitsiz çalışmıştır?
Lordlar Kamarası'nın yargılama yetkisi, aristokrasiye ayrı bir hukuki alan tanımakta, jüri seçimi, tanık ifadeleri ve medya dili açısından farklı muamele sağlamaktadır. Yargıçlar, savcılar ve siyasetçiler çoğunlukla aynı sosyal ağın parçası oldukları için sistemin gücüne karşı durmakta zorlanmışlardır.
Kurban hakkında ne bilinmektedir?
Kurban, çocukluk bakıcısı olarak yıllarını söz konusu aileye adamış, toplumsal hiyerarşinin en alt basamaklarında yer alan bir kadındır. Adı zamanla bulanıklaşmış, kimsenin anısında önemli bir yer tutmamıştır.
Tarih öncesi çağlardan günümüze uzanan insanlık tarihine hâkim, savaşlar, medeniyetler, imparatorluklar, ülkelerin siyasi ve kültürel geçmişi, arkeoloji, paleontoloji, dinozorlar çağı ve kronolojik gelişmeler konusunda uzmanlaşmış bir tarih araştırmacısıdır. Karmaşık tarihsel olayları tarafsız, kaynak odaklı ve anlaşılır bir dille analiz ederek doğru, kapsamlı ve güvenilir içerikler üretir.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


