638 Dosya, 37 Çözüm: Faili Meçhul Dosyalar Neden Bu Kadar Önemli?
Adalet Bakanlığı 638 faili meçhul dosyayı inceledi, 37'sini çözdü. Sayılar teknik bir başarı; ama arkalarındaki ağırlık bambaşka bir hesabı gösteriyor.
İçindekiler

Adalet Bakanlığı'nın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı geçtiğimiz dönemde bir bilanço açıkladı. 638 dosya incelenmiş, 183 dosya yeniden açılmış, 37 olayda 42 kişinin ölümü ve 7 kişinin yaralanması aydınlatılmış, 99 şüpheli tutuklanmış. Rakamları okuyunca önce durup düşünüyorsunuz. Sonra bir yerde bir şeyin sıkıştığını hissediyorsunuz.
37, 638'in çok küçük bir dilimi. Yüzde altı civarı. Geri kalan 600'ü aşkın dosya hâlâ orada duruyor; kapalı, beklemede ya da zamanaşımına terk edilmiş. Bu sayıyı bir başarı olarak sunmak teknik olarak doğru olabilir. Bir kurumun yıllar sonra bile peşini bırakmadığını gösteriyor. Ama aynı sayı, çözülemeyen yüzlerce dosyanın ağırlığını da tam ortaya koyuyor. İkisini birbirinden ayırarak okumak mümkün değil.
Türkiye'de "Faili Meçhul" Sadece Hukuki Bir Kategori Değil
Kavramlar, tanımlandıkları bağlamla anlam kazanır. Faili meçhul, pek çok ülkede sıradan bir hukuki sınıflandırmadır. Fail tespit edilememiş, dava askıya alınmıştır. Teknik bir durum. Türkiye'de bu kavram bambaşka bir ağırlık taşıyor.
1990'lar bu ülkede özellikle kanlı bir dönemdi. Güneydoğu'da zorla kaybetmeler, şehirlerde suikastlar, gazetecilere, avukatlara, aktivistlere yönelik cinayetler. Pek çoğu faili meçhul kategorisine girdi. Girildi de. Yıllarca öyle kaldı. Kimi davada soruşturma usulsüz kapandı, kimi davada tanıklar susturuldu, kimi davada dosya adeta yutuldu. "Faili meçhul" lafı zamanla kurumsal bir koruma kalkanı işlevi gördü; gerçek failleri değil, onlara zemin hazırlayan yapıları örten bir örtü oldu.
Bu yüzden bugün bir Daire Başkanlığı'nın 37 dosyayı çözdüğünü söylemesi salt istatistiksel bir bilgi değil. Onlarca yıl boyunca hiç açılmamış ya da yarım bırakılmış soruşturmaların yeniden masaya yatırılması, bir anlamda o örtünün köşelerini kaldırma girişimi. Girişim mi, yoksa gerçek bir kaldırma mı? Onu da tartışmak gerekiyor.
Uğur Mumcu'dan Rojin Kabaiş'e: İsimler Dosya Değil
Bu noktada sayıların arkasındaki isimleri konuşmak şart. Çünkü faili meçhul dosyaları gerçekte neyin üzerine kapanmış?
Uğur Mumcu, 1993'te aracına yerleştirilen bombalı düzenekle öldürüldü. Türkiye'nin en tanınan araştırmacı gazetecilerinden biriydi. Uyuşturucu kaçakçılığı, silah ticareti, derin devlet bağlantıları üzerine yıllarca yazmıştı. Cinayeti bugün hâlâ tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değil. Adı, onlarca yıldır her 24 Ocak'ta anılıyor; ailesi, meslektaşları hesap soruyor. Dosyası teknik olarak ne durumda? Onu bile net söylemek güç.
Rojin Kabaiş ise çok daha yakın tarihte, gençliğiyle, bir anda hayattan koparıldı. Adı hızla gündemin içine düşüp çıktı. Ama arkasında bıraktığı sorular hâlâ yanıtsız. Ailesi için zaman durdu. Toplumsal hafıza ise bu tür vakaları tutmakta zorlanıyor; bir sonraki gündem gelmeden önce dosya yavaşça kayboluyor.
Ailenin mücadelesi yıllarca sürüyor. Devlet yapısına güveni ise her kapanan dosyayla biraz daha erozyona uğruyor. Faili meçhul cinayetlerin yarattığı toplumsal hasar da bu mekanizmayla işliyor: Hesap sorulmadığında, sisteme olan inanç çözülüyor.
Daire Başkanlığı'nın Kurumsal Kapasitesi Nedir?
Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı Türkiye'de görece yeni bir yapı. Yıllar içinde birikmiş, üzerine toz konmuş dosyaları sistematik biçimde ele alma iddiasıyla kuruldu. 638 dosyanın incelenmesi ve bunların 183'ünün yeniden açılması, kurumun en azından kâğıt üzerinde aktif olduğunu gösteriyor.
Ama burada birkaç soru sormak lazım.
Yeniden açılan 183 dosyadan sadece 37'si sonuç verdi. Geri kalan 146 dosya nerede? Hâlâ aktif mi, yoksa tekrar askıya mı alındı? Bu soruya net yanıt yok, kamuoyuyla paylaşılan bilgiler bu noktada kesiliyor. Kurumun çalışma kapasitesi, adli tıp imkânları, DNA veri tabanına erişimi, tanık koruma mekanizmaları, uluslararası iş birliği kanalları hakkında sistemli bir şeffaflık henüz yok. Sonuçları görüyoruz ama süreci göremiyoruz. Bu da teknik değerlendirmeyi güçleştiriyor.
Çözülen 37 Dosya Gerçekten Çözüldü mü?
99 şüphelinin tutuklanmış olması önemli bir gelişme. Tutuklama, kovuşturma demek. Kovuşturma, bazen mahkûmiyet demek. Ama dikkat: Tutuklama, kovuşturma ve mahkûmiyet aynı şeyler değil. Türkiye'nin yargı süreçlerini yakından takip edenler bu farkı iyi biliyor.
Bir şüphelinin tutuklanması dava zincirinin başladığına işaret ediyor. Dava ne zaman, nasıl, hangi gerekçeyle sonuçlanacak? Failler yalnız fiili gerçekleştirenler mi, yoksa emir verenler, zemin hazırlayanlar, susturanlar da yargılanacak mı? Bu sorular yanıtsız kaldığında, tutuklama bir semptomu tedavi etmeye benziyor; hastalığın kendisine değil.
Gerçek adalet, dosya kapatmakla tamamlanmıyor. Bir cinayeti sadece tetikçinin kimliğini öğrenerek çözmüş saymak, o suçun neden işlendiğini ve kimin yararına işlendiğini görmezden gelmek anlamına geliyor. 1990'lardaki faili meçhul cinayetlerin büyük bölümü siyasi bir atmosferde gerçekleşti. O atmosferin içindeki aktörlerin hesap vermemesi durumunda, 37 çözüm salt bir prosedürel başarı olarak kalır.
Toplumsal Hafıza ile Hukuki Süreç Arasındaki Mesafe
Faili meçhul dosyalarının asıl önemi, hukuki süreçlerin ötesinde. Bunlar toplumsal yaranın simgeleri. Bir gazeteciyi, bir aktivisti, bir sıradan vatandaşı kaybeden aileler için zaman duruyor. Her açıklanmayan dosya, o ailenin hayatında bir kırık pencere gibi kalıyor; rüzgâr hep içeri giriyor.
Toplumsal hafıza ise bireysel ailelerin ötesine geçiyor. Hesap sorulmayan bir suç, benzer suçlar için zemin hazırlıyor. Cezasızlık kültürü kurumsal bir çöküntüye dönüşüyor. Türkiye bu süreci yaşadı. Yaşamaya devam ediyor. 638 dosyadan 37'sinin çözülmesi bu kültürü tersine çevirmek için yeterli mi? Hayır. Ama bir işaret mi? Olabilir.
Sistem kendini korur. Gerçek hesap sorma, sistemin içindeki suç ortaklığını görmeyi gerektiriyor. Faili meçhul cinayetlerde de aynı şey geçerli. Tek bir faili yakalamak yetmiyor; o faille birlikte işleyen yapıyı, onu mümkün kılan ağı görmek lazım.
Sayılar Ne Söylüyor, Ne Söylemiyor?
638 dosya incelendi. 183 yeniden açıldı. 37 aydınlatıldı. 42 kişinin ölümü ve 7 kişinin yaralanması, nihayet kayıt altına alındı. 99 şüpheli tutuklandı.
Bu sayılar kurumsal bir çabanın varlığını gösteriyor. Görmezden gelinemez. Ama aynı zamanda şunu da söylüyor: 600'ü aşkın dosya hâlâ bekliyor. Onlarca yıl öncesinden gelen sesler hâlâ yanıt bekliyor. Uğur Mumcu'nun ailesi hâlâ bekliyor. Rojin Kabaiş'in yakınları hâlâ bekliyor. Ve bu bekleme, bir istatistiğe sığmıyor.
Bir rapora güvenmek için raporun arkasındaki süreci görmek lazım. Kâğıtta güzel yazıyor; sahada ne olduğu ayrı bir mesele. Faili meçhul dosyaları da öyle. 37 sayısı gerçek bir adım olabilir. Ama bu adımın nereye gittiği, arkasında ne kadar iradenin durduğu ve önündeki 600'ü aşkın dosyaya ne olacağı, bu hesabın gerçekten tutulup tutulmadığını belirleyecek.
Adalet, dosya kapatmakla başlıyor. Ama bitmesi için çok daha fazlası gerekiyor.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
37 çözülen dosya başarılı mı, yetersiz mi?
Her iki değerlendirme de doğru. 638 dosyadan yalnız yüzde altısının çözülmesi kurumsal çabanın varlığını gösterirken, 600'ü aşkın dosyanın hâlâ beklemede olması başarının sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Makalede faili meçhul neden sadece hukuki bir kategori değil diye belirtiliyor?
Türkiye'de 1990'lar döneminde siyasi cinayetleri, suikastları ve zorla kaybetmeleri koruma altına alan bir araç haline gelmiştir. Bu nedenle faili meçhul, hakiki failleri değil, onlara zemin hazırlayan yapıları örten kurumsal bir koruma kalkanı işlevini görmektedir.
99 şüphelinin tutuklanması dosyaların çözüldüğü anlamına mı geliyor?
Tutuklama dava zincirinin başladığını gösterse de, kovuşturma ve mahkûmiyet garantisi değildir. Gerçek adalet ayrıca suçun arkasındaki yapı ve sorumlu olanların tamamının hesap vermesini gerektirir.
Makalede işçi güvenliği neden örnek veriliyor?
İş kazalarında da benzer bir dinamik vardır: soruşturmalar açılır ama sistem kendini korur ve sonuç çoğunlukla 'işçi hatası' olarak kaydedilir. Faili meçhul cinayetlerdeki desen benzerdir ve sistemik sorunu vurgular.
Hukuk doktoru ve avukat. Tüm hukuk dallarında yazan, sert ve kesin üslubuyla tanınan köşe yazarı.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


