İçeriğe geç
Gündem

Osmanlı Sultanlığından Siyasi Sembole: Muhafazakâr Hafızanın İnşası

Fatih, Yavuz ve Abdülhamit, Osmanlı bağlamından koparılarak muhafazakâr ideoloji inşasının araçlarına dönüştürüldü.

İçindekiler
Sesli okuma · 5 dk0:00 / 5:00
Antik dönem savaşçılarını temsil eden bronz heykeller, tarihi bir anıt yapının önünde.

Bir figürün tarihe mi yoksa siyasete mi ait olduğunu anlamak için tek bir soruyu sormak yeterlidir: O figür hakkında konuşulduğunda tartışılan şey gerçekten o kişi midir, yoksa o kişinin üstüne yüklenmiş bir fikir midir? Türkiye'de Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve II. Abdülhamit söz konusu olduğunda yanıt neredeyse her zaman ikincisidir. Bu üç isim onlarca yıldır birer tarihsel özne olarak değil, birer siyasi araç olarak dolaşımdadır. Soner Yalçın'ın bu meseleyi derinlemesine ele aldığı analizi, tam da bu noktada kritik bir işlev görüyor: semboller nasıl üretilir, kimin için üretilir ve ne işe yarar?

Tarih Kendiliğinden Hatırlanmaz

Kolektif hafıza araştırmacıları onlarca yıldır aynı şeyi söylüyor: toplumlar geçmişi olduğu gibi değil, ihtiyaç duydukları biçimde hatırlar. Bu sadece bir saptama değil, aynı zamanda bir uyarıdır. Çünkü "seçilmiş hafıza" kavramı, tarihsel bilginin nasıl eğrilip bükülebileceğini, belirli olayların ya da figürlerin nasıl öne çıkarılırken diğerlerinin nasıl geri plana itilebildiğini anlatır. Seçim tesadüfi değildir; arkasında her zaman bir ihtiyaç, bir çıkar, bir inşa niyeti vardır.

Muhafazakâr ideoloji inşası söz konusu olduğunda Türkiye bu mekanizmanın belki de en sistematik örneklerinden birini sunmaktadır. Osmanlı'nın belirli sultanları, cumhuriyet tarihinin belirli dönemlerinde birer referans noktasına dönüştürülmüş; bu dönüşüm rastlantısal bir nostalji değil, bilinçli bir söylem kurma çabasının ürünü olmuştur. Hangi sultan, hangi dönemde ve ne gerekçeyle öne çıkarılmıştır: bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin siyasi tarihine dair son derece aydınlatıcı bir harita sunar.

Fatih: Fetheden Değil, Fetheden Fikrin Taşıyıcısı

Fatih Sultan Mehmet, 1453'te Konstantinopolis'i aldığında Bizans İmparatorluğu'nu fiilen tarihe gömdü ve Doğu Roma'nın bin yıllık mirasını Osmanlı'nın üzerine taşıdı. Tarihsel açıdan bu, dünya tarihinin kırılma noktalarından biridir. Ancak modern Türkiye'deki Fatih imgesi çoğunlukla bu tarihsel gerçeklikle değil, ondan damıtılmış bir sembolle ilgilenir.

"Fetih" kavramı, siyasi söylemde zamanla somut bir askeri harekâtın adından çok bir ruh halinin, bir iddianın ve bir meşruiyet zemininin adı haline geldi. Fatih bu çerçevede yalnızca İstanbul'u fetheden padişah değil, "büyük Türk-İslam medeniyetinin" temsilcisi olarak konumlandırıldı. Özellikle 29 Mayıs kutlamaları etrafında şekillenen söylem, tarihsel olayı doğrudan bugünkü siyasi kimlikle ilişkilendiren bir anlatı kurdu. Fethin yıl dönümleri, bir tarihin anılmasından çok bir kimliğin tazelenmesine hizmet eder oldu.

Aslında Fatih, son derece karmaşık bir yönetici profilidir. Devlet yapısını merkezileştirdi, hukuk sistemini yeniden düzenledi, farklı dinlere ve kültürlere kapı aralayan bir entelektüel iklim yarattı. Rum Ortodoks patrikhanesini güvence altına aldı, Venedikli sanatçıları sarayına davet etti, Yunan felsefesiyle ilgilendi. Bu çok katmanlı tablo muhafazakâr sembolleştirme sürecinde büyük ölçüde devre dışı bırakıldı. Geriye yalnızca fetih kaldı.

Yavuz: Sertliğin Kutsanması

Yavuz Sultan Selim ise daha farklı bir sembolik yük taşır. Kısa saltanatında (1512-1520) Doğu'ya yöneldi, Safevilerle girdiği Çaldıran Savaşı'nda Anadolu'nun doğusunu denetim altına aldı, Memlükleri yıkarak Mısır'ı ve Hicaz'ı Osmanlı topraklarına kattı. Halifelik unvanını üstlenmesiyle Osmanlı, İslam dünyasının siyasi ve dinî merkezi olma iddiasını resmîleştirdi.

Yavuz'un modern siyasi söylemdeki işlevi bu fetih coğrafyasından çok onun sertlik imgesiyle ilgilidir. "Yavuz" lakabının kendisi bile (Türkçede "sert, zorlu, güçlü" anlamlarına gelir) bu sembolik inşanın bir parçası haline geldi. O, iç düşmanlara karşı acımasız olan, devlet otoritesini her şeyin üstünde tutan, hedefe kilitli lider arketipinin Osmanlı tarihindeki karşılığı olarak sunuldu.

Bu okumanın tarihsel gerçeklikle ilişkisi sorunludur. Yavuz'un saltanatı yalnızca zaferlerden değil, ağır iç çatışmalardan, Anadolu'da Alevi topluluklara yönelik büyük şiddetten ve siyasi tasfiyelerden de oluşmaktadır. Bu boyutlar sembol üretiminin neresindedir? Büyük ölçüde yoktur. Seçilmiş hafıza burada da devreye girer: hatırlanacak olan zaferdir, unutulacak olan ise bedeli.

Abdülhamit: Kaybedilen Cennetten Direniş Figürüne

II. Abdülhamit belki de bu üçü arasında en karmaşık ve en tartışmalı sembolleştirme sürecine konu olan figürdür. Onlarca yıl boyunca cumhuriyet tarih yazımında "Kızıl Sultan" olarak damgalanan, baskıcı yöntemiyle öne çıkarılan Abdülhamit, özellikle 2000'li yıllardan itibaren sistematik bir "yeniden keşif" sürecinden geçti.

Bu yeniden keşif tesadüf değildi. Abdülhamit'in yönetim anlayışı, merkeziyetçi devlet yapısı, pan-İslamizm politikası ve Batılı büyük güçlere karşı konumlanma biçimi, değişen siyasi konjonktürde yeni bir anlam kazandı. Dizi filmlerden popüler tarihe, siyasetçilerin söylemlerinden sosyal medya anlatılarına kadar uzanan geniş bir alanda Abdülhamit, "dış güçlere karşı direnen, devleti ayakta tutan" bir lider olarak yeniden kurgulandı.

"Tarihte kim olduğumuzu değil, kim olmak istediğimizi anlatmak için geçmişe başvuruyoruz." Bu gözlem, sembol üretiminin özündeki niyeti çok net biçimde ortaya koyuyor.

Oysa Abdülhamit dönemi (1876-1909), hem modernleşme hamlelerini hem de sert sansürü, hem demiryolu ağını hem de Hamidiye katliamlarını kapsar. Ermeni meselesi bu dönemin en ağır tarihsel yüküdür ve hâlâ tartışılmaktadır. Sembolleştirme bu karmaşıklığı taşıyamaz; taşımaz da. Çünkü sembol, çelişkiye değil netliğe ihtiyaç duyar.

Soner Yalçın'ın Analitik Çerçevesi

Soner Yalçın bu meseleyi ele alırken odaklandığı nokta, tarihsel figürlerin doğruluğu ya da yanlışlığından çok bu figürlerin nasıl bir işlev gördüğüdür. Tarihî semboller, muhafazakâr ideoloji inşasında kültürel bir referans sistemi oluşturur: kim olunduğunu, nereye ait olunduğunu ve kime karşı durulduğunu tanımlayan bir koordinat sistemi.

Bu koordinat sisteminin toplumsal etkisi küçümsenmemelidir. Fatih, Yavuz ya da Abdülhamit üzerinden yürütülen tartışmalar gerçekte o sultanlar hakkında değildir; bugünkü siyasi çatlaklar, kimlik gerilimleri ve toplumsal kutuplaşmalar hakkındadır. Tarihî figürler bu çerçevede tartışmanın nesnesi olmaktan çıkar, tartışmanın silahına dönüşür. Biri bu isimlere sempatiyle yaklaşıyorsa bir kampta, mesafeli yaklaşıyorsa öbür kampta konumlandırılır. Tarihin kendisi değil, tarihsel sembol bir ayrışma hattı işlevi görür.

Yalçın'ın analizinin önemli bir katkısı tam burada yatar: bu sürecin kendi içinde tutarlı bir mantığı olduğunu göstermek. Muhafazakâr hafıza inşası tesadüfi, dağınık ya da yalnızca nostaljik bir refleks değildir. Belirli figürlerin belirli nitelikleriyle öne çıkarılması, belirli dönemlerde belirli siyasi ihtiyaçlara karşılık vermektedir. Bu bir manipülasyon iddiasından çok bir yapısal gözlemdir: tarih her zaman bir şimdiden yazılır.

Sembol Üretiminin Sınırları

Tarihî figürlerin siyasi sembollere dönüştürülmesi yalnızca bir retorik tercih değildir; kimlik politikasının kurucu mekanizmalarından biridir. Bu mekanizma işlerken tarihin kendisi kaçınılmaz olarak ikincil konuma düşer. Önemli olan artık ne olduğu değil, ne anlatıldığıdır.

Buradaki tehlike hem epistemik hem de siyasidir. Epistemik boyutuyla, tarihsel bilginin tahrif edilmesi geçmişi anlamlandırma kapasitemizi daraltır. Siyasi boyutuyla ise semboller üzerinden yürütülen kimlik tartışmaları, gerçek siyasi meselelerin önünü tıkayabilir. Fatih'in ne kadar büyük ya da Abdülhamit'in ne kadar haklı olduğu tartışılırken bugünün siyaseti, ekonomisi ve toplumsal sorunları görünmezleşebilir.

Soner Yalçın bu riskleri açıkça formüle ediyor. Muhafazakâr ideoloji inşasında tarihin araçsallaştırılması, bir yanda derin bir kimlik tatmini yaratırken öte yanda eleştirel düşüncenin zeminini aşındırır. Çünkü sembol, sorgulanmaz; sevilir ya da reddedilir. Oysa tarih, tam da sorgulanmak için vardır.

Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis'i fethetti; bu bir gerçektir. Yavuz Sultan Selim Osmanlı'yı doğuya genişletti; bu da bir gerçektir. II. Abdülhamit otuz yılı aşkın süre tahtta kaldı; bu da öyle. Ama bu gerçekler birer siyasi slogan haline geldiğinde tarih biter, ideoloji başlar. Ve ideoloji ne kadar güçlü bir anlatı sunsa da tarihin yerine geçemez.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Kolektif hafıza araştırmacıları toplumların tarihle ilişkisine dair ne söylemektedir?

Araştırmacılar toplumların geçmişi olduğu gibi değil, ihtiyaç duydukları biçimde hatırladığını belirtmektedir. Bu seçim tesadüfî değildir; arkasında her zaman bir ihtiyaç, bir çıkar ve bir inşa niyeti vardır.

Fatih Sultan Mehmet'in tarihsel profili modern Türkiye'deki sembolik imgesiyle nasıl farklılaşmaktadır?

Tarihsel Fatih merkezileştirici yönetici, hukuk reformatörü ve farklı din ve kültürlere açık entelektüel bir liderdir. Ancak sembolik imgesi yalnızca İstanbul'u fetheden 'büyük Türk-İslam medeniyetinin' temsilcisine indirgenmektedir.

II. Abdülhamit'in 2000'li yıllardan itibaren tarihsel imgesi nasıl değişmiştir?

Cumhuriyet tarih yazımında 'Kızıl Sultan' olarak damgalanan Abdülhamit, 2000'li yıllardan itibaren dış güçlere karşı direnen, devleti ayakta tutan lider olarak yeniden kurgulanmıştır. Bu yeniden keşif, değişen siyasi konjonktürle doğrudan ilişkilidir.

Tarihî figürlerin siyasi sembollere dönüştürülmesinin riskleri nelerdir?

Epistemik boyutuyla tarihsel bilginin tahrifi geçmişi anlamlandırma kapasitesini daraltır; siyasi boyutuyla ise semboller üzerinden yürütülen tartışmalar bugünün gerçek siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarını görünmez kılabilir.

Etiketler

Mustafa Horasan

Yazar

Mustafa Horasan

Tarih öncesi çağlardan günümüze uzanan insanlık tarihine hâkim, savaşlar, medeniyetler, imparatorluklar, ülkelerin siyasi ve kültürel geçmişi, arkeoloji, paleontoloji, dinozorlar çağı ve kronolojik gelişmeler konusunda uzmanlaşmış bir tarih araştırmacısıdır. Karmaşık tarihsel olayları tarafsız, kaynak odaklı ve anlaşılır bir dille analiz ederek doğru, kapsamlı ve güvenilir içerikler üretir.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın