İçeriğe geç
Tarih

Ankara'nın Altında 66 Milyon Yıllık Bir Denizin İzi Var

Gölbaşı Külhöyük'te bulunan Gastropoda fosili, Ankara'nın bir zamanlar Tetis Denizi'nin tabanı olduğunu kanıtlıyor; 66 milyon yıl ile 5 bin yıllık tarih, tek bir höyükte buluşuyor.

İçindekiler
Deniz kenarında spiralvari desen içeren taş fosil, arkasında dağlı kıyı ve mavi deniz.

Kazı alanında küreği durduran şeyin ne olduğunu, bunu yaşamadan anlatmak güçtür. Bazen bir çömlek parçasıdır, bazen yanmış bir ahşap kiriş. Bazen de, Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde Külhöyük'te olduğu gibi, 66 milyon yıl önce bir denizin dibinde sakin sakin yaşamış küçük bir salyangoz kabuğu.

Ankara bir zamanlar denizin altındaydı.

Küreğin Ucunda Zaman

Gölbaşı Oyaca sınırlarında sürdürülen Külhöyük kazılarında gün yüzüne çıkarılan Gastropoda fosili, karından bacaklı salyangozlara ait o ufak ama anlam yüklü parça, yaklaşık 66 milyon yıl öncesine tarihleniyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un duyurduğu buluntu, Orta Anadolu'yu kapsayan Tetis Denizi'nin son evrelerine ait olduğu değerlendirilen bir fosil. Tek başına bu cümle, sayfalar dolusu jeoloji kitabının önüne geçiyor.

Gastropoda sınıfı, bilinen en eski ve en geniş dağılımlı yumuşakçalardan biridir. Salyangozları, deniz sümüklüböceklerini, deniz koniklerini kapsayan bu grup, fosil kayıtlarında son derece belirgin izler bırakır. Dış iskeletlerinin sert yapısı sayesinde çürümek yerine taşlaşırlar, milyonlarca yıl boyunca katmanlar altında beklerler ve bir gün birinin küreği onları bulana kadar orada öylece kalırlar. Külhöyük'te bulunan örnek de tam olarak böyle bir beklemenin ürünüdür: Tetis Denizi'nin dibinde yaşamış, ölmüş, taşlaşmış ve Ankara'nın bugün beton bloklara dönüşmekte olan çevresinde, bir höyüğün toprağı içinde sessizce durmuştur.

Tetis: Kaybolan Bir Dünyanın Adı

Tetis Denizi'nin adı jeoloji kitaplarında sıkça geçer, ama bu ismi duyduğumuzda gerçekten ne büyüklükte bir şeyden söz ettiğimizi kavramak kolay değildir. Yaklaşık 250 milyon yıl önce oluşmaya başlayan Tetis, Avrasya ile Gondwana kıtaları arasında uzanan devasa bir okyanustur. Bugünkü Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve hatta Hint Okyanusu'nun bir bölümü, bu eski dünyanın mirasçılarıdır. Anadolu yarımadası ise Tetis'in kapanma sürecinde kıtasal levhaların birbirine yaklaşmasıyla şekillenmiş jeolojik bir savaş alanıdır. Dağlarımız bu çarpışmanın yaraları, fosil içeren kireçtaşı kayaçlarımız o denizin kalıntılarıdır.

Orta Anadolu, bu sürecin en karmaşık coğrafyalarından birini oluşturur. 66 milyon yıl önce, yani dinozorların yeryüzünden silindiği dönemin tam eşiğinde, Ankara'nın bugün bulunduğu bölge muhtemelen sığ bir deniz tabanıydı ya da kıyıya yakın bir su ortamıydı. Külhöyük'teki Gastropoda fosili de bu dönemin doğrudan bir tanığıdır. Jeolojik ve paleontolojik bağlamda değerlendirildiğinde, bu fosil Orta Anadolu'nun küresel kıtasal hareketler içindeki yerini somutlaştıran, elle tutulur bir kanıt sunuyor.

Bir fosil yalnızca "eski bir şey" değildir; aynı zamanda paleontologlara koca bir coğrafyanın hikayesini anlatır. Hangi deniz? Ne kadar derin? Hangi iklim? Suyun sıcaklığı ne kadardı? Bir kabuk, bütün bunları içinde taşıyor.

İki Tarih, Bir Höyük

Şimdi asıl baş döndürücü kısma gelelim.

Külhöyük, yaklaşık beş bin yıllık Hatti ve Hitit yerleşim katlarına ev sahipliği yapıyor. Bu höyüğün katmanlarını bir pastanın dilimleri gibi düşündüğünüzde, üstte tunç çağı insanlarının ocaklarını, kaplarını, duvarlarını görüyorsunuz. En altta ise bir zamanlar deniz tabanında yaşayan bir salyangozun fosilleşmiş bedenini. Aynı alanda, aynı toprak içinde: beş bin yıllık insani tarih ile 66 milyon yıllık doğal tarih yan yana.

Bu bir zaman paradoksu mudur? Jeolojik gerçeklik açısından aslında gayet tutarlı bir tablodur. Höyükler, binlerce yıl boyunca üst üste katmanlanan insan yerleşiminin yarattığı toprak tepeleridir. Ama bu toprak zaten oradaydı. Bu kireçtaşı, bu çakıl, bu kil, Hatti sakinleri gelmeden çok önce başka bir hikayenin parçasıydı. Onlar üzerinde ev kurduklarında, altlarında yatan jeolojik geçmişten habersizlerdi; en azından biz öyle düşünmek isteriz. Ama araştırmacılar bu konuda da ilginç bir ihtimal üzerinde duruyor.

Antik İnsan ve Merak: Fosili Kim Taşıdı?

Fosilin Hatti ve Hitit yerleşim katlarıyla birlikte bulunması, salt jeolojik bir tesadüfle açıklanamıyor gibi görünüyor. Uzmanlar, milyonlarca yıllık bu parçanın binlerce yıl önce Külhöyük sakinleri tarafından fark edilerek yerleşim alanına bilinçli biçimde taşınmış olabileceği ihtimalini ciddiye alıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy da bu değerlendirmeye özellikle dikkat çekti: "Fosilin, binlerce yıl önce Külhöyük sakinleri tarafından yerleşime taşınmış olabileceği değerlendirmesi ise keşfi daha da dikkat çekici kılıyor."

Bunu bir düşünün. Bir Hatti ya da Hitit sakininin, höyüğün yakın çevresinde ya da bir kireçtaşı yüzeyi üzerinde bu tuhaf, spiral şekilli taşı bulduğunu hayal edin. Ne gördü acaba? Bir tanrı işareti mi? Bir süs eşyası mı? Yoksa yalnızca ilginç bir nesne mi? Belki de insanlık en başından beri böyleydi: tuhaf olan şeyi eline alır, inceler, taşır, saklar. Merak, en eski insani içgüdülerden biridir ve Külhöyük'te bu merakın cisimleşmiş kanıtıyla yüz yüze geliyor olabiliriz.

Bu noktada dikkat etmeliyiz ki arkeoloji literatüründe bu tür davranışlara "curio collecting"yani antik koleksiyonculuk deniyor. Antik Roma'da porfir taşı sevilirdi, Mısır'da turkuaz, erken Neolitik topluluklar ise çoğunlukla tuhaf şekilli taşları özel olarak sakladı. Külhöyük'teki Gastropoda, eğer gerçekten taşınmışsa, bu uzun ve evrensel insani alışkanlığın Anadolu'daki izlerinden biri olabilir. Antik insanın doğa karşısındaki merakını, bilimsel bir kategoriye oturtmadan önce sezgisel olarak kavramak, bu keşfi çok daha insani kılıyor.

Külhöyük'ün Kazı Serüveni ve Türkiye Paleontolojisi İçin Ne İfade Ediyor?

Külhöyük'teki çalışmalar, Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde, Ankara Üniversitesi adına Doç. Dr. Derya Yılmaz Tekin başkanlığında yürütülüyor. Bu, ciddi bir kurumsal destek ve uzun vadeli bir kararlılık anlamına geliyor; çünkü arkeolojik kazılar bir sezon değil, on yılların işidir. Külhöyük de bunu kanıtlıyor: geçen dönemde 4 bin yıllık bir Hitit kabında Sevgi Çiçeği'nin bilinen en eski tohum kalıntılarına ulaşıldığı duyurulmuştu, şimdi ise aynı höyükten 66 milyon yıllık bir fosil geliyor.

Bu süreklilik rastlantı değildir. Sistematik kazı, titiz stratigrafik kayıt ve disiplinlerarası bir yaklaşım olmadan ne Hitit tohumunu ne de Tetis salyangozunu birbirine bağlayamazsınız. Doç. Dr. Yılmaz Tekin liderliğindeki ekibin bu disiplinle çalıştığı, kazının art arda ürettiği bulgulardan anlaşılıyor.

Türkiye paleontolojisi açısından bakıldığında, Gastropoda fosili Orta Anadolu'nun jeolojik hikayesine yeni bir sayfa ekliyor. Tetis Denizi'nin Anadolu üzerindeki izleri çeşitli bölgelerde biliniyordu, ancak her yeni buluntu bu tablonun daha ince ayrıntılarını ortaya koyuyor: hangi dönem, hangi tür, hangi derinlik, hangi iklim koşulları. Arkeoloji ve paleontolojinin aynı alanda buluşması ise hem metodolojik hem de kavramsal açıdan zenginleştirici. İki ayrı bilim dalı, aynı höyüğün katmanlarında kendi sorularını soruyor ve cevapları birbirinin içinde bulunuyor.

Ankara'nın Görünmez Katmanları

Gölbaşı'ndan geçen biri için Külhöyük, belki yolun kenarında fark edilip geçilen toprak bir tümsektir. Oysa o tümsek içinde şu anda en az üç ayrı zaman katmanı birden yaşıyor: bir deniz salyangozunun 66 milyon yıllık sessizliği, Hatti ve Hitit sakinlerinin beş bin yıllık gündelik hayatı ve kazı ekibinin bugün sordukları sorular.

Ankara denince akla genellikle bürokrasi, geniş bulvarlar, kuru bir iklim gelir. Ama Külhöyük başka bir şey söylüyor: bu şehrin altı, düşündüğümüzden çok daha derin, çok daha eski ve çok daha sürpriz doludur. Bir zamanlar burada dalgalar vardı. Salyangozlar kabuklarını büyütüyordu. Sonra kıtalar kapandı, deniz çekildi, dağlar yükseldi ve insanlar geldi. Onlar da geçti. Ve şimdi bir kazı küreği, bütün bu zamanları tek bir noktada birleştirdi.

Tarihin bir çeşit arkeolojisi var; bazen kazı alanında gördüm ki en küçük parça, en büyük hikayeyi taşır. Bir fosil yalnızca geçmişi anlatmaz; nereye baktığınızı da değiştirir.

Sıkça sorulanlar

Tetis Denizi nedir?

Tetis Denizi, yaklaşık 250 milyon yıl önce Avrasya ile Gondwana kıtaları arasında oluşmuş devasa bir okyanusdur. Bugünün Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Hint Okyanusu'nun bazı kısımları onun mirasçılarıdır.

Gastropoda fosilinin Hatti yerleşiminin katmanlarında bulunması nasıl açıklanıyor?

Uzmanlar, fosilin milyonlarca yıl sonra binlerce yıl önce Külhöyük sakinleri tarafından fark edilerek, merakla bulup yerleşim alanına bilinçli şekilde taşınmış olabileceğini değerlendirmektedir. Bu, antik insanın merak duygusunun bir kanıtı olabilir.

Neden Gastropoda fosilleri zaman içinde korunabiliyor?

Gastropodaların sert dış iskeletleri sayesinde çürümek yerine taşlaşırlar ve milyonlarca yıl boyunca toprak katmanları altında korunup kalırlar.

Külhöyük kazılarının Türkiye paleontolojisi için önemi nedir?

Külhöyük, Orta Anadolu'nun jeolojik hikayesine yeni sayfalar eklemektedir. Aynı alanda arkeoloji ve paleontolojinin buluşması, iki bilim dalının sorularını birbirinin yanıtlarında bulmasını sağlıyor.

Etiketler

Mustafa Sakalsız

Yazar

Mustafa Sakalsız

Osmanlı devlet tarihi, arkeoloji, eski medeniyetler ve paleontoloji alanlarında kırk yıllık merakı ve tarih okuma üstadı araştırmacı.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Gastropoda Fossili: Ankara'nın Antik Deniz Geçmişi | KROP.