İçeriğe geç
Gündem

Dilovası'nda Hesap Sorma: Aileler İddianamenin Sınırlarını Tanımıyor

Dilovası parfüm fabrikası kazasında hayatını kaybedenler için hazırlanan iddianame, aileleri tatmin etmiyor. Kurumsal sorumluluk neden kapsam dışı?

İçindekiler
Nehir kenarında petrol rafinerisi, beyaz depolama tankları ve yüksek çıkışlı kuleler.

Kocaeli Dilovası'ndaki parfüm fabrikasında yaşanan kazanın üzerinden zaman geçti. Aileler hâlâ orada, aynı soruyla: Hesap kim verecek?

İddianame hazırlandı. Savcılık çalışmasını tamamladı, dosya mahkemeye taşınıyor. Ama aileler bu sürecin dışına itilmiş gibi hissediyor, çünkü iddianamenin kapsamı onlara göre gerçeği yalnızca yarı anlatıyor. Fabrika yönetimi hedef alınmış, bazı isimler sanık sıralarına çekilmiş. Bunlar doğru adımlar. Ama ailelerin talebi daha geniş: İlgili bakanlıklar, belediye, İŞKUR ve SGK'nın bu süreçte nerede durduğu da soruşturulsun istiyorlar. Bir kazanın arkasında yalnızca fabrika içindeki karar alıcılar değil, onu denetlemek, kaydetmek, kontrol etmekle yükümlü kurumlar da olabilir. Bu fikri dile getiriyorlar.

Bu talebi küçümsemek kolay. "Aileler duygusal, hepsini suçlu görmek istiyorlar" denilebilir. Ama ben o talepte teknik bir isabet görüyorum.

İddianame Ne Söylüyor, Aileler Neden Yetinmiyor

Türkiye'de fabrika kazası soruşturmaları pratikte belirli bir alışkanlığa göre yürür. Olay yeri incelenir, olayın hemen öncesi ve sırasındaki kararlar mercek altına alınır, fabrika içinde yetkili kim görünüyorsa o sorgulanır. İSG uzmanı, fabrika müdürü, vardiya amiri, bazen işveren. Dosya bu çerçevede şekillenir.

Bu yaklaşım tamamen yanlış değil. Anlık kararlar gerçekten fabrika içinde alınır. Ama bu kazalar anlık kararların değil, uzun vadeli ihmalin ürünüdür. Birisi o fabrikaya her yıl denetçi göndermek zorundaydı. Birisi çalışanların kayıt durumunu kontrol etmeliydi. Birisi o yapının ne ürettiğini, nasıl ürettiğini, hangi koşullarda ürettiğini takip etmekle yükümlüydü. O "birisi" soyut bir kavram değil; somut kurumlar ve onların içindeki somut görevliler.

Aileler iddianame kapsamına itiraz ederken tam da bunu söylüyor. Fabrika yönetiminin yargılanmasına karşı değiller. Ama sorunun yalnızca fabrikanın dört duvarı içinde aranmasına razı değiller.

Kurumsal Denetim Zinciri ve Görünmez Halkalar

Kâğıtta güzel yazıyor ama sahada farklı. Türkiye'de endüstriyel tesisler, teorik olarak çok sayıda kurumun gözetimi altında işler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş teftişi yapar. Belediyeler imar ve ruhsat denetiminden sorumludur. İŞKUR, işçi istihdamını kayıt altına alır. SGK, prim ödemelerinden işçilerin kayıt statüsüne kadar takip etmekle görevlidir.

Bu zincirin her halkasının ayrı bir işlevi var. Biri gelir, çalışma koşullarına bakar. Öteki, binanın ruhsatına. Bir diğeri, o fabrikada kaç kişinin sigortalı çalıştığını takip eder. Teoride birbirini tamamlayan bir sistem bu.

Pratikte ne olur? Denetim sayısı yetersizdir, teknik kapasite eksiktir, bütçe kısıtlıdır ve bazen siyasi öncelikler denetimin önüne geçer. Bunlar benim uydurduğum suçlamalar değil; yıllardır iş güvenliği alanında çalışan herkesin bildiği gerçekler. İş müfettişlerinin üzerindeki dosya yükü, bir kişinin gerçekten kaç tesis görebileceğini imkânsız kılar. Ruhsat denetimi formaliteye dönüşmüştür. SGK kayıtlarındaki boşluklar, kayıt dışı istihdamın ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Bu boşluklar Dilovası'ndaki fabrikada da mı vardı? Soruşturmanın yanıt vermesi gereken soru bu.

Aileler kurumların dahil edilmesini talep ederken soyut bir intikam peşinde değil. Bir zincirin nerede koptuğunu anlamaya çalışıyorlar. Bu meşru bir sorudur.

Türkiye'de Fabrika Kazası Soruşturmalarının Yapısal Kalıbı

Bu noktada biraz geriye çekilmek ve büyük resme bakmak gerekiyor. Çünkü Dilovası davası izole bir örnek değil.

Türkiye'de endüstriyel kazaların yargısal süreçlerinde belirgin bir örüntü var. Şirket yöneticileri, teknik çalışanlar, fabrika güvenlik sorumluları zaman zaman yargılanır. Bazı davalarda mahkûmiyet çıkar, ertelenmiş ceza verilir, para cezasına hükmedilir. Ama kamu denetim mekanizmaları, bakanlık yetkilileri, belediye ruhsat birimleri bu soruşturmaların dışında kalır. İstisnaları sayabilirim ama istisnadır bunlar.

Neden böyle? Kısmen hukuksal çerçeveden kaynaklanıyor. Taksirle ölüme sebebiyet suçlaması fabrika içi aktörlere yönelik bir yapı üstüne oturmuştur. Kamu görevlilerinin görevi ihmal suçlamasıyla yargılanması ise çok daha yüksek bir ispat eşiği gerektiriyor, savcılar bu eşiği aşmayı zor buluyor. Ama bu hukuki güçlük gerçeği değiştirmiyor. Denetlenmesi gerekeni denetlemeyenin de bir sorumluluğu var.

Kısmen de siyasi bir tercih meselesi. Kamu kurumlarını soruşturma kapsamına almak, devlet kurumlarının işleyişini sorgulamaya açmak anlamına gelir. Bu, savcılık ve yargı açısından ek bir baskı alanı yaratır. Sonuçta konfor çizgisi fabrika yönetiminde çizilir ve orada kalır.

Ailelerin buna itiraz etmesi, hukukun mevcut refleksini zorlaması, aslında sistemin kendisine basmak demek.

Görünmez Kılınan Sorumluluk

Fabrikada denedim, teoride okudum: Bir kazadan sonra suçluluk nasıl dağıtılır, nasıl odaklanır, nasıl buharlaşır, hepsini gördüm. Bürokratik mekanizmalar kusurlarını gizlemekte çok daha yeteneklidir çünkü belgeleri, prosedürleri, mevzuatı kendileridir. "Denetim yapıldı" yazıyor mu? Evet, yazıyor. Raporun içeriği boş mu? O zaten başka bir konudur.

SGK'nın rolüne ayrıca bakmak gerekiyor. İşçilerin kayıt durumu bir kazanın hem nedenini hem sonucunu etkiler. Kayıt dışı ya da eksik kayıtlı çalışan işçi, hem daha savunmasız koşullarda çalışır hem de kaza sonrasında hak arama sürecinde büyük engelle karşılaşır. SGK bu kaydı tutmakla, kontrol etmekle yükümlüdür. Kayıt eksikse, bu nasıl gözden kaçtı? Denetim geldiyse ne gördü? Bu sorular mahkeme dosyasına girmeden adalet tamamlanmaz.

İŞKUR meselesine de değinmek şart. İşçi istihdamını kayıt altına alan, iş aracılığı yapan kurumun rolü, özellikle mevsimlik veya geçici işçi kanalıyla fabrikaya girmiş kişiler söz konusuysa, önem kazanır. Kim aracılık etti, kayıt neydi, güvenlik eğitimi verildi mi, bu zincirin her halkası soruşturma kapsamına girmeli.

Adaletin Tanımı Kimin Elinde

İşçiler bunu zaten biliyor. Fabrikada çalışan herkes, kurumların nasıl işlediğini, denetimlerin nasıl geçip gittiğini, raporların nasıl yazıldığını biliyor. Dışarıdan bakılınca sistem işliyor gibi görünür; içeriden bakılınca kâğıt üstünde işlediği görülür.

Dilovası'nda hayatını kaybedenlerin aileleri, hukuki sürecin tam olarak bu kör noktasını gösteriyor. İddianamenin fabrika yönetimiyle sınırlı kalması, kurumsal denetim zincirinin hiç sorgulanmaması, sanki kaza sadece o fabrikaya özgü bir başarısızlıkmış gibi ele alınması; bu yaklaşım gerçeği yarım bırakır.

Bu sadece bir kaza değil, bir sistem arızası. Sistem arızası dediğimizde kastımız şu: o fabrika o gün o koşullarda çalışıyorsa, bunun öncesinde onlarca karar alınmış, onlarca gözden geçirme fırsatı kaçırılmış ya da görmezden gelinmiştir. Ruhsat verilmiş, denetim yapılmış ya da yapılmamış, sigorta kayıtları tutulmuş ya da tutulmamış, uyarı gelmiş ya da hiç intikal etmemiştir.

Tüm bu halkalar soruşturmanın içine girmedikçe, mahkemenin vereceği karar ne olursa olsun, yapısal olarak bir sonraki kazanın önüne geçilmemiş olur. Adalet, ailelerin talebinin karşılanıp karşılanmamasından çok daha büyük bir şey burada; bir sistemin kendini gözden geçirip geçirmeyeceğiyle ilgili.

Aileler iddianamenin sınırlarını tanımıyor. Bence haklılar.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Aileler iddianamenin kapsamından neden memnun değil?

Ailelere göre iddianame yalnızca fabrika yönetimini hedef alıp, Çalışma Bakanlığı, belediye, İŞKUR ve SGK gibi denetim sorumlusu kurumların rolünü sorgulamıyor. Kazanın sadece fabrika içi karar alıcılardan kaynaklandığını düşünmüyor, onu denetlemekle yükümlü sistemin kopmasının da sorumluluk taşıdığını savunuyorlar.

Türkiye'de fabrika denetim sistemi teoride nasıl işlemesi gerekiyor?

Çalışma Bakanlığı iş teftişi, belediyeler imar ve ruhsat denetimi, İŞKUR işçi kaydı, SGK prim ve sigorta denetimini yapmalıdır. Teoride bu kurumlar birbirini tamamlayan bir zincir oluştururken, pratikte yetersiz denetim, teknik kapasite eksikliği ve bütçe kısıtlamaları sistemi zayıflatmaktadır.

Kamu görevlileri neden bu soruşturmalara dahil edilmiyor?

Hukuki olarak görevi ihmal suçlaması yüksek ispat eşiği gerektiriyor ve savcılıklar bunu aşmayı zor bulmaktadır. Siyasi açıdan ise devlet kurumlarını sorgulamak, savcılık ve yargı üzerinde ek baskı yaratacağı için daha konforlu bir seçim yapılmaktadır.

SGK'nın işçi kayıt durumu neden önemli?

İşçilerin kayıt durumu hem kazanın nedenini hem sonucunu etkiler. Kayıt dışı veya eksik kayıtlı çalışanlar daha savunmasız koşullarda çalışırken, kaza sonrasında hak arama sürecinde büyük engelle karşılaşır. SGK'nın bu kaydı kontrol etmede başarısız olması, soruşturmanın kapsamına girmesi gereken bir noktadır.

Yazarın 'sistem arızası' ile ne demek istediği?

Yazara göre kaza sadece o gün o fabrikada yaşanan bir olay değil, çünkü o fabrika denetim kurumlarının gözü altında işliyordu. Denetim yapılmış ya da yapılmamış, ruhsat verilmiş, kayıtlar tutulmuş ya da boş bırakılmış; tüm bu halkalar soruşturmaya dahil edilmedikçe, benzer kazaların yinelenme riski ortadan kalkmaz.

Etiketler

Ercan Demir

Yazar

Ercan Demir

İş güvenliği mühendisi ve işçi hakları yazarı. 25 yılı aşkın fabrika ve inşaat alanında çalışan Ercan Demir, teknik bilgi ile işçi deneyimlerini birleştirerek endüstriyel güvenlik ve işçi sağlığı konularında yazıyor.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Dilovası Fabrika Kazası: Aileler Hesap Soruyor | KROP.