İçeriğe geç
Gündem

Soma'da Beş Ölüm Daha: Aynı Coğrafya, Aynı Sorular

Soma'da göçük beş işçiyi öldürdü. Dokuz gözaltı var, soruşturma açık. Ama asıl soru şu: Bu döngü neden bir türlü kırılamıyor?

İçindekiler
Sesli okuma · 4 dk0:00 / 4:00
Soma'da Beş Ölüm Daha: Aynı Coğrafya, Aynı Sorular

Manisa'nın Soma ilçesinde bir maden ocağında çıkan göçük beş işçinin hayatını aldı. İki işçi kurtarıldı. Başsavcılık koordinasyonuyla yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında şirket genel müdürünün de bulunduğu dokuz şüpheli gözaltına alındı. Haber döngüsü bu satırları hızla geçiyor. Oysa burada durmak gerekiyor; bakmak, sormak gerekiyor. Neden bu döngü kırılamıyor?

Soma adını duyduğunuzda ne hissediyorsunuz? Ben bu soruyu sormaktan artık kaçınmıyorum. Çünkü o isim Türkiye'nin kolektif belleğinde yalnızca bir tarihe, bir sayıya ya da bir ilçe adına değil, başka bir şeye ait. Kurumsal ihmalin, denetim boşluklarının, hesap sorma mekanizmalarının nasıl işlediğinin ya da daha doğrusu nasıl işlemediğinin simgesi. Şimdi yeniden aynı coğrafyadan, yeniden aynı haberler geliyor.

Direklerin Altında Kalmak

Kurtarılan işçilerden biri, 44 yaşındaki İbrahim Çimen. Yaşananları şöyle anlatmış: "Direkler çökmeye başlayınca kendimi attım. Direkler, belimden bastırmaya başladı. O an çocuklarım aklıma geldi."

Bu cümle, iş güvenliği mevzuatının teknik diliyle değil, insan gerçekliğiyle konuşuyor. Direklerin çökmesi anlık bir felaket değil; bir sürecin sonucu. Zemin koşullarının gözlemlenmesi, taşıyıcı sistemlerin periyodik denetimi, galeri içi risk değerlendirmesi gibi operasyonel zorunluluklar var ve her biri bir halka. Hangi halka kopmuş, soruşturma bunu açıklayacak. Ama Çimen'in sözleri şunu da açıklıyor: O anda kendisini bekleyen hiçbir güvenlik mekanizması yoktu. Kendi refleksleriyle hayatta kaldı.

İşçiler bunu zaten biliyor. Kendini atmak zorunda kalan bir işçi, önceden tanımlanmış ve işletilmiş bir tahliye prosedürüne güvenememiş demektir. Kağıtta güzel yazıyor ama sahada farklı; prosedürlerin var olması ile uygulanması arasındaki mesafe, Türkiye'nin maden sektöründe belgelenmiş en kronik açıklardan biri. Bu, benim yirmi beş yılda defalarca tanıklık ettiğim bir açık.

Dokuz Gözaltı, Bir Soruşturma: Adli Refleksin Sınırları

Genel müdür dahil dokuz kişinin gözaltına alınması, adli sistemin hızlı tepki verdiğini gösteriyor. Yok sayılmaması gereken bir adım. Başsavcılık koordinasyonuyla yürütülen soruşturma, en azından olayın sıradan bir iş kazası dosyasına indirgenmeyeceğine işaret ediyor.

Ama burada bir parantez açmak gerekiyor: Gözaltı, hesap sormanın başlangıcıdır, sonu değil. Türkiye'nin maden facialarına ilişkin adli sicili incelendiğinde, soruşturmaların hızla açıldığı, iddianame süreçlerinin uzadığı ve ceza kararlarının zaman içinde önemli ölçüde eridiği görülüyor. Bu bir kural değil, gözlemlenen bir örüntü. O örüntünün bu sefer kırılıp kırılmayacağını şimdi bilmek mümkün değil; ama soruyu şimdiden sormak gerekiyor.

Hukuki süreç iki temel soruyu yanıtlamalı. Birincisi: Bu göçük önlenebilir miydi? İkincisi: Önlenebilseydi bile önlenip önlenmeyeceğini belirleyen kararlar kim tarafından ve hangi baskılar altında alınmıştı? İkinci soru birincisinden çok daha zor. Çünkü ihmal ile bilinçli risk kabulü arasındaki sınır, yer altı maden işletmeciliğinde her zaman net değil. Ticari baskı, üretim hedefleri ve işçi güvenliği yatırımları arasındaki denge, yönetim kademelerinde her gün yeniden kurulur ya da kurulmaz.

Yapısal Süreklilik: Soma Yalnız Bir İstisna Değil

Türkiye'de kömür ve linyit madenciliği, çalışma yoğunluğu ve risk profili açısından dünyada sayılı sektörler arasında. Yer altı çalışması, jeolojik belirsizlik, değişen nem ve basınç koşulları, uzun vardiyalar ve kronik denetim eksiklikleri bir araya geldiğinde iş güvenliği gereksinimleri olağanüstü büyüyor.

Ne var ki mevcut tabloya bakıldığında, bu gereksinimlerin karşılanma kapasitesi hâlâ yetersiz. Fabrikada denedim, teoride okudum; ikisi de aynı noktayı gösteriyor. Denetim mekanizmaları kağıt üzerinde gelişmiş görünüyor, ama kurumsal hafıza yitirilince ve denetçilerin sahaya erişimi sınırlı kalınca, prosedürel tamamlanma ile gerçek güvenlik arasındaki mesafe kapanmıyor. Bu mesafeye dair veri toplamak, analiz etmek ve kamuoyuyla paylaşmak ise tutarlı bir şeffaflık politikasına bağlı.

Soma bu açıdan yalnız bir istisna değil. Türkiye'nin yer altı madenciliğinde yaşanan ölümler, Avrupa ortalamasının belirgin biçimde üzerinde seyrediyor. Bu istatistiksel gerçek, hem emek hukuku hem kamu yönetimi perspektifinden ciddiye alınması gereken bir uyarı işareti. Aslında sorun kişisel sorumsuzluklardan ibaret olsaydı, her facia sonrasındaki gözaltı dalgası problemi çözüyor olurdu. Çözmüyor. Bu, sistemik bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteren en somut kanıt. Bu sadece bir kaza değil, bir sistem arızası.

Denetim Mekanizmaları Fiilen Çalışıyor mu?

Soruşturmanın açılması gerekli, ama yeterli değil. Asıl sorulması gereken şu: Bu maden ocağında daha önce kaç denetim yapıldı ve bu denetimler neyi tespit etti?

Eğer denetimler yapılmışsa ve raporlar risk uyarısı içeriyorsa, o uyarılar ne oldu? Eğer denetimler yapılmamışsa ya da yüzeysel geçtiyse, bunun kurumsal sorumluluğu nerede? Denetim otoritesinin kapasitesi, bağımsızlığı ve kaynak yeterliliği doğrudan bu soruların yanıtıyla bağlantılı.

Türkiye'de iş güvenliği denetimi birden fazla kurumun yetki alanına giriyor. Bu çoğulluğun teoride güçlendirici bir işlevi var; ama uygulamada koordinasyonsuzluk ve sorumluluk belirsizliği üretiyor. Bir işçinin ölümünden sonra hangi kurumun ne yaptığını sormak mümkün. Fakat işçi hayattayken hangi kurumun ne yaptığını sormak çok daha önemli.

Bu soruyu yanıtlayan şeffaf bir hesap verebilirlik mekanizması olmadan, her yeni soruşturma aynı döngüyü yeniden başlatıyor: Facia, gözaltı, dava, zaman, karar. Sonra yeniden facia.

Adın Taşıdığı Anlam

Soma artık yalnızca Manisa'ya bağlı bir ilçe adı değil. Türkiye'nin kolektif belleğinde belirli bir işlevi var. Hem siyasi hem toplumsal: Kurumsal başarısızlığın hatırlatıcısı, ihmalin simgesi ve hesap sorma talebinin tekrar tekrar yükseltildiği ama yanıt bulmakta güçlük çekilen bir referans noktası.

Bu referansın ağırlaşması yalnızca sembolik bir yük değil. Aynı coğrafyada, büyük olasılıkla aynı ya da benzer koşullar altında çalışan işçilerin psikolojisini, taleplerini ve risk algısını doğrudan etkiliyor. Çimen'in o anda çocuklarını düşünmesi tesadüf değil; yaşamı ile iş güvenliği arasında çok dar bir marj bırakılan bir insanın doğal tepkisi.

Bu sorunu görmezden gelmek imkansız. Ama görmenin ötesine geçmek, adli süreçlerin kapasitesini, denetim kurumlarının fiili işleyişini ve sektörel güvenlik standartlarının uygulanma koşullarını birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor.

Soruşturma dosyaları kapanmadan önce sorulması gereken sorular şimdi sıralanmalı: Denetçiler bu ocakta ne zaman son kez denetim yaptı? Raporlar kamuoyuyla paylaşılacak mı? Göçüğü tetikleyen koşullar teknik bir kaza mı, yoksa öngörülebilir bir riskin görmezden gelinmesinin sonucu mu? Ve belki en önemlisi: Bu soruların yanıtları, bir sonraki faciadan önce gerçekten bir şeyi değiştirecek mi?

Sıkça sorulanlar

İbrahim Çimen'in kendini atması ne anlama gelmektedir?

Çimen'in kendini atmak zorunda kalması, tanımlanmış ve işletilmiş bir tahliye prosedürüne güvenemedığini göstermektedir. Bu, iş güvenliği prosedürlerinin kağıt üzerinde var olması ile uygulamada farklı olduğunun somut kanıtıdır.

Neden dokuz şüphelinin gözaltına alınması yeterli değildir?

Gözaltı hesap sormanın başlangıcı olup sonu değildir. Türkiye'nin maden facialarında soruşturmalar hızla açılsa da iddianame süreçleri uzamakta ve ceza kararları zaman içinde önemli ölçüde erimektedir. Bu örüntü bu defa kırılıp kırılmayacağı önceden bilinemez.

Soma neden yalnızca bir ilçe adı değildir?

Soma, Türkiye'nin kolektif belleğinde kurumsal başarısızlık, ihmal ve hesap sorma talebinin yanıt bulmakta güçlük çektiği bir referans noktası haline gelmiştir. Aynı coğrafyada çalışan işçilerin yaşamı ile iş güvenliği arasındaki dar marjı sembolize etmektedir.

Denetim mekanizmalarının fiilen çalışıp çalışmadığını nasıl anlaşılabilir?

Bu ocakta ne zaman son kez denetim yapıldığı, denetim raporlarının kamuoyuyla paylaşılıp paylaşılmayacağı, raporların risk uyarısı içerip içermediği ve bu uyarıların ne olduğu sorularak anlaşılabilir. Mevcut tabloda denetim otoritesinin kapasitesi, bağımsızlığı ve kaynak yeterliliği doğrudan sorgulanması gerekmektedir.

Yazara göre asıl sorun nedir?

Yazar, sorunu bireysel sorumsuzluklardan ibaret görmemektedir. Türkiye'nin yer altı madenciliğinde yaşanan ölümlerin Avrupa ortalamasının üzerinde seyretmesi, sistemik bir sorunun göstergesidir ve bu yalnızca bir kaza değil, bir sistem arızasıdır.

Etiketler

Ercan Demir

Yazar

Ercan Demir

İş güvenliği mühendisi ve işçi hakları yazarı. 25 yılı aşkın fabrika ve inşaat alanında çalışan Ercan Demir, teknik bilgi ile işçi deneyimlerini birleştirerek endüstriyel güvenlik ve işçi sağlığı konularında yazıyor.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın