71 Yaşında Şantiyede Ölmek: Emeklilik mi, Çaresizlik mi?
Avcılar'daki şantiyede hayatını kaybeden 71 yaşındaki emekli işçinin ölümü, bireysel bir trajedi değil, yıllardır işleyen bir sistemin kaçınılmaz çıktısıdır.
İçindekiler

Avcılar'daki şantiyede bir adam öldü. Yetmiş bir yaşındaydı. Emekliydi. Yani kağıt üzerinde, devletin ona "artık çalışmana gerek yok" dediği yaştaydı. Ama sahada, beton ve demir arasında, hâlâ çalışıyordu. Neden? Çünkü emekli maaşıyla geçinemiyordu. Bu kadar basit. Bu kadar acı.
Tüm Emeklilerin Sendikası, adamın ölümünün ardından şantiye önünde bir eylem düzenledi. Söyledikleri netti: Bu ölüm bir kaza değil, bir politikanın sonucu. Emeklilik maaşlarını yaşanmaz kılan ekonomi yönetimi, insanları yetmişinden sonra tehlikeli işlere geri döndürüyor ve onları öldürüyor. Sendikanın bu çıkışı doğruydu, gerekli bir çıkıştı. Ama bunu duyan kaç kişi?
Kim çalıştırıyor bu insanları?
Yetmiş bir yaşında inşaata giren bir adam, bunu zevk için yapmıyor. Macera değil, zorunluluk. Türkiye'de emekli maaşlarının satın alma gücü yıllardır ciddi biçimde eriyor. Enflasyon döngüleri, kira artışları, temel gıda fiyatlarındaki yükseliş, hepsini bir arada düşününce pek çok emeklinin aylık geliriyle temel giderlerini bile zar zor karşıladığı ortaya çıkıyor. Bu gerçekle karşı karşıya kalan emekli, birkaç seçenekle baş başa kalıyor: Çocuklarından yardım istemek, harcamalarını törpüleyebildiği kadar törpülemek ya da yeniden çalışmak. Bu üç seçeneğin en az onurlu görüneni, aslında en yaygın olanı.
Üstelik bu insanlar iş piyasasının seçici katmanına giremiyorlar. Ofis işi, teknoloji, yönetim; bunlar onların kapısını açık tutmuyor. Ama inşaat açık tutuyor. İnşaat her zaman insan istiyor, özellikle vasıfsız veya yarı vasıflı emek için. Soru sormadan, sosyal güvenlik primini tam yatırmadan, işin sürekliliğini garanti vermeden çalıştıran bir sektör. Ve bu yüzden inşaat, yaşlı emekliler için "son durak" haline geliyor. Ücretli işin en son sığınağı.
İnşaat, yaş ve risk
Fabrikada denedim, teoride okudum: Kas-iskelet sistemi yorgunluğu, denge kaybı, reaksiyon hızının düşmesi; bunlar yaşla birlikte kaçınılmaz olarak değişen fizyolojik gerçekler. İnşaat işi, bu gerçeklerin tam tersini gerektiriyor. Yük taşımak, merdivenden çıkmak, dar platformlarda hareket etmek, titreşimli ekipman kullanmak. Her biri tek başına risk, hepsi bir arada ciddi tehlike.
İş kazası istatistiklerine bakıldığında yaş faktörü ayrı bir ağırlık taşıyor. İleri yaştaki işçiler kaza başına daha uzun iyileşme süresi yaşıyor, daha ağır yaralanmalarla karşılaşıyor ve çalışma koşullarına uyum kapasiteleri genç işçilere göre belirgin biçimde daha kısıtlı. Bunları söylemek yaşçılık yapmak değil, fizyolojik gerçeği tanımak. Sorun, sistemin bu gerçeği hiç hesaba katmaması.
Yetmiş bir yaşındaki bir işçinin şantiyede ne tür bir risk değerlendirmesinden geçtiğini sormak gerekiyor. İSG mevzuatımız, çalışanların sağlık gözetimini ve risk profiline uygun iş ataması yapılmasını zorunlu kılıyor. Ama "kağıtta güzel yazıyor, sahada farklı" lafını boşuna söylemiyorum. Özellikle küçük ve orta ölçekli şantiyelerde bu zorunluluklar çoğu zaman denetimden geçmek için yapılan bürokratik bir egzersize dönüşüyor. İşçinin yaşı, sağlık durumu, görevin fiziksel gereklilikleri; bunların gerçek anlamda eşleştirildiği kaç şantiye var?
Sistem arızası olarak okumak
Bu olayı bireysel bir trajedi olarak çerçevelemek kolay. Bir yaşlı adam, bir kaza, bir kayıp. Yas tutulur, geçilir. Ama bu okuma yanlış.
Burada aynı anda birden fazla sistem birlikte arıza yapıyor.
Birincisi emeklilik politikası. Emekli maaşlarının gerçek değerini koruyan, yaşlıların onurlu bir yaşam sürmesini mümkün kılan bir sistem olmadığında insanlar seçim yapmıyor, mecbur kalıyor. Mecburiyet, yetmiş bir yaşındaki bir adamı şantiyeye götürüyor.
İkincisi ücret erozyonu. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ortamında emekli maaşlarına yapılan zamlar gerçek kayıpları telafi etmekten uzak kaldı. Bir emeklinin on yıl önceki satın alma gücüyle bugünkü geliri karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo, neden bu kadar çok emeklinin yeniden işgücüne döndüğünü açıklıyor.
Üçüncüsü denetim boşluğu. İnşaat şantiyelerinde ileri yaştaki işçilerin çalıştırılmasına ilişkin ne fiili kısıt var ne de etkin denetim. Mevzuat genel hatlarıyla bir çerçeve sunuyor; ama bu çerçevenin uygulanması, denetim kapasitesinin yoğunluğuna ve şantiyenin büyüklüğüne göre değişiyor. Küçük şantiyeler bu ağın dışında kalabiliyor.
Dördüncüsü enformel istihdam. Yetmiş bir yaşındaki bu emekli, o şantiyede kayıtlı ve sigortalı bir işçi miydi? Bunu bilmiyorum. Ama emeklilerin yeniden çalışmasında kayıt dışı istihdam oranının kayıtlı istihdamdan düşük olmadığını tahmin etmek için uzmanlık gerekmez. Sigortasız, sözleşmesiz, haktan yoksun.
Bu dört arıza birbirinden bağımsız değil. Birbirini besliyor, güçlendiriyor ve insanları öğütüyor.
İşçiler ne diyor?
İşçiler bunu zaten biliyor. Şantiyelerde bu konuyu konuşmak için masaya oturmak gerekmiyor; mola arasında, çay ocağının yanında, sigara içerken söylüyorlar. "Adam çaresiz kaldı""Başka ne yapsın ki""Biz de aynı yola gideceğiz." Bunlar yenilgi sözleri değil, sistemin açık bir tanımı.
Geçmişte çeşitli şantiyelerde işçilerle konuşma fırsatı buldum. Emekliliğini alanlar içinde de çalışmaya devam edenler vardı. Hepsinin ortak noktası şuydu: Karar onlara ait değildi. Ekonomik zorunluluk karar veriyordu, onlar sadece uyuyordu. Bunu söylediklerinde utanarak, alçak sesle söylüyorlardı. Çünkü emekli olup hâlâ çalışmak, bu toplumda bir tür sessiz yenilginin işareti sayılıyor. Oysa yenilgi onların değil, sisteme ait.
Sendikalar ne yapabilir?
Tüm Emeklilerin Sendikası'nın şantiye önündeki eylemi sembolik ama doğru bir adımdı. Sembolik, çünkü bir eylemin tek başına politika değiştirmediğini hepimiz biliyoruz. Doğru, çünkü sesi yükselten, görünmez kılan mekanizmalara itiraz eden her çıkış kıymetlidir.
Ama daha fazlası mümkün. Emekli işçileri kapsayan örgütlenme modelleri, günümüz sendikacılığının en zayıf halkalarından biri olmaya devam ediyor. İşçi sendikacılığı büyük ölçüde aktif çalışanlar üzerine kurulu. Emekli olduktan sonra yeniden işgücüne dönen kişiler ise bu yapıların kenarında kalıyor. Onları ne eski sendika tanıyor ne yeni işyeri.
Bu boşluğu doldurmak için somut adımlar atılabilir. Emekli işçilerin yeniden istihdamını kayıt altına alan, sağlık ve güvenlik denetimini bu gruba özel bir protokolle yürüten, emeklilik gelir yetersizliğini kamuoyunun gündemine taşıyan bir savunuculuk çerçevesi gerekiyor. Bunlar hayalci talepler değil, yapılabilir işler. Ama yapılması için önce bu insanların görünmesi lazım.
Şantiye fotoğrafı aslında daha geniş
Avcılar'daki şantiye, Türkiye'deki emeklilik krizinin küçük ama keskin bir fotoğrafı. Binlerce emekli, geçimini sağlamak için yaşına ve sağlık durumuna uygun olmayan işlerde çalışmaya devam ediyor. Bunların bir kısmı ölüyor. Bir kısmı sakatlanıyor. Büyük çoğunluğu ise sessizce yıpranıyor, kimsenin haberdar olmadığı bir yavaş yıkım içinde.
Yetmiş bir yaşındaki bir adam, emekli olduğu halde şantiyeye gidiyorsa; orada yaşayacak olayların sorumluluğu yalnızca o şantiyeye, o müteahhite ya da o güne ait değil. Bu, onlarca yıldır üst üste yığılan politika kararlarının, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenmiş reformların faturasıdır.
Bu sadece bir kaza değil, bir sistem arızası. Ve sistem bu şekilde çalışmaya devam ettiği sürece, bu fotoğraf başka şantiyelerde, başka isimlerle, tekrar tekrar çekilecek.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
71 yaşındaki emekli neden şantiyede çalışıyordu?
Emekli maaşı enflasyon, kira ve gıda fiyatlarındaki artışlar karşısında aylık giderleri zar zor karşılamak için yeterli değildi. Çocuklarından yardım istemek veya tekrar çalışmak arasında zorunlu bir seçim yapmıştı.
İnşaat sektörü neden yaşlı emeklileri çalıştırmaya devam ediyor?
İnşaat her zaman işçi ihtiyacı duymakta, sosyal güvenlik prim yatırımı ve sözleşme şartı aramaksızın vasıfsız işçileri çalıştırabilen bir sektördür. Yaşlı işçiler için 'son durak' konumunu kullanarak istihdam etmektedir.
Yaşlı işçilerin inşaat işinde çalışması neden daha riskli?
Yaşla birlikte kas-iskelet sistemi yorgunluğu, denge kaybı ve reaksiyon hızı azalır. İnşaat işi ise yük taşımak, merdivenden çıkmak gibi bu yetileri tam tersini talep ederek ağır yaralanmalar ve uzun iyileşme süreleri yaratmaktadır.
Bu ölüm tek başına bir kaza mı?
Makaleye göre bu sadece bir kaza değil; emeklilik politikası, ücret erozyonu, denetim boşluğu ve enformel istihdamın birbirini besleyen dört sistem arızasının sonucudur ve bu şekilde çalışmaya devam ettiği sürece tekrar yaşanacaktır.
Sendikalar bu soruna karşı ne yapabilir?
Emekli işçilerin kaydedilmesini sağlayan, sağlık-güvenlik protokolü ile denetim yapan ve emeklilik gelir yetersizliğini kamuoyuna taşıyan somut örgütlenme modelleri geliştirebilirler; bu hayalci olmayan, yapılabilir adımlardır.
İş güvenliği mühendisi ve işçi hakları yazarı. 25 yılı aşkın fabrika ve inşaat alanında çalışan Ercan Demir, teknik bilgi ile işçi deneyimlerini birleştirerek endüstriyel güvenlik ve işçi sağlığı konularında yazıyor.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


