Deniz Göktaş'ın Sesi Edinburgh'dan Yükseliyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" gösterisinden seçilen bölümler Edinburgh Fringe'de sahneye taşınıyor; sanat, fiziksel yokluğu aşıyor.
İçindekiler

Bir sanatçının sesi, bedeninden önce bir yere ulaşabiliyorsa bu, sanatın en dirençli biçimidir. Türk komedyen Deniz Göktaş, şu an bir cezaevindeyken "Ölü Deniz" adlı gösterisinden seçilen bölümler Ağustos ayında Edinburgh Fringe Festivali sahnesine çıkıyor. Gösteri, sahibi yokken var oluyor; bu, hem trajik hem de fevkalade güçlü bir gerçek.
Göktaş, Türkiye'de sahne üstünde söylediği sözler nedeniyle yargılanan komedyenlerden biri. "Ölü Deniz" gösterisi, adından itibaren zaten bir şeylerin işaret eder: Hareketsizlik, bastırılmışlık, yüzeyin altında biriken basınç. Mizahın bu topraklarda nasıl siyasi bir eylem hâline geldiğini düşündüğünde, bir stand-up gösterisinin savcılık dosyasına dönüşmesi artık şaşırtıcı gelmiyor. Göktaş'ın tutukluluğu, münferit bir dava değil; uzun süredir biriken bir örüntünün parçası.
Fringe'in Ağırlığı
Edinburgh Fringe, dünyanın en büyük sahne sanatları festivali olma özelliğini onlarca yıldır koruyor. Her Ağustos, İskoçya'nın başkenti binlerce sanatçıya, yüzlerce ülkeye açılan bir platform sunuyor. Fringe'in kuruluş felsefesi, zaten marjinalleştirilmiş olana alan açmak üzerine kurulu; ana programın dışında kalanlar için bir alan olarak başladı ve zamanla ana programdan daha büyük bir sese dönüştü.
Bu bağlamda Göktaş'ın gösterisinin Fringe'e taşınması tesadüf değil, bir tercih. Başka bir festival seçilebilirdi, başka bir şehir. Ama Fringe'in sembolik ağırlığı var: Oraya taşınan her eser, yalnızca sanatseverlerle değil, uluslararası basınla, insan hakları gözlemcileriyle ve kültür politikacılarıyla da buluşuyor. Sahnede yalnız seyirci yok; sahne, bir bildiri gibi işliyor.
Ayrıca İngilizce konuşan dünya için Fringe bir referans noktası. Türkiye'deki bir komedyenin başına gelenleri Londra'da ya da New York'ta anlatmanın en etkili yolu, soyut bir açıklamayla değil, o sözlerin bizzat sahnede var olmasıyla mümkün. Göktaş orada olmayabilir; ama gösterisi orada.
Yokluğun Varlığı
Sanatçının fiziksel yokluğunda eserinin var olması, tarihte pek çok kez yaşandı ve her seferinde başka bir anlam katmanı üretti. Kimi zaman ölümden sonra gelen tanınma, kimi zaman sürgünde üretilmiş bir eser, kimi zaman da tam da bu tablo: Sanatçı tutuklu, eseri özgür.
Bu ters ilişki, eseri soyutlar ve güçlendirir. "Ölü Deniz"in Edinburgh'da sahnelenmesi, seyirciye Göktaş'ın kim olduğunu değil, ne söylemek istediğini önce hissettiriyor. Bir komedyen için bu belki en derin iletişim biçimi: Güldürürken sormak, eğlendirirken rahatsız etmek. Sahnede beden yok, ama soru var.
Bununla birlikte bu durumun bir paradoksu da yok değil. Sanatçının sesi duyuluyor, ama sanatçı konuşamıyor. Eser seyahat ediyor, ama üretici seyahat edemiyor. Bu çelişki, festivali izleyenlere yalnız bir gösteri değil, bir durum sunuyor. Ve o durumun adı ifade özgürlüğü meselesi.
Hiciv ve Risk
Türkiye'de komedyenlerin, hiciv yazarlarının ya da karikatüristlerin hukuki süreçlerle karşılaşması son yıllarda görünür bir örüntü hâline geldi. Mizah, ciddiye alınmayan bir alan gibi görünebilir; oysa tam da bu yüzden her zaman en tehlikeli alanlardan biri olmuştur. Doğrudan eleştiri sansürlendiğinde, hiciv bir kaçış kapısı bulur. Ama o kapı da kilitlenmeye başladığında, sanatçıların karşısında kalan seçenekler daralır.
Göktaş davası bu çerçevede değerlendirildiğinde, tek bir bireyin başına gelen bir talihsizlikten fazlası. Sahnede söylenen bir söz ya da yapılan bir hareket, hukuki bir zemine çekilebiliyorsa, sanatçılar için performansın sınırları belirsizleşiyor demektir. Belirsizlik ise en etkili otosansür aracıdır; açık bir yasak olmasa bile, sınırın nerede olduğunu bilmemek insanı küçültür.
Burada mizahın özgün işlevine dönmek gerekiyor. Komedyen, toplumun söyleyemediğini söyler; söyleyemediğini gülerek söyler. Bu, antik Yunan'dan beri süregelen bir pratik. Aristophanes siyasetçileri sahnede alay konusu etti; ortaçağ soytarıları krala gerçeği söyleyebildi çünkü söyleme biçimleri onlara bir dokunulmazlık tanıyordu. Modern hiciv de aynı geleneğin devamı. Ama bu dokunulmazlık, tarihte her zaman tartışmalı oldu. Bazı dönemlerde perdesi kalktı.
Dayanışmanın Pratiği
Sanat dünyasının, tutuklu ya da sürgündeki sanatçılara destek verme biçimi giderek daha sistemli bir hâl alıyor. Uluslararası PEN, Amnesty International, çeşitli tiyatro ve sinema dernekleri bu alanda uzun süredir çalışıyor. Festivaller ise bu pratiğin en görünür sahnesine dönüşüyor.
Fringe'de daha önce de benzer gerekçelerle sahnelenememiş ya da yasaklanmış eserlerin temsilleri gerçekleşti. İran, Rusya, Belarus ve başka ülkelerden sanatçıların eserlerini ev sahipliği yaparak taşıyan bu festival, bir sanat mekânı olduğu kadar bir dayanışma platformu olarak da işlev gördü. Bu pratik, salt sembolik değil: Uluslararası görünürlük, yargı süreçleri üzerinde dolaylı da olsa bir baskı oluşturabiliyor. Dava, uluslararası baskının ardından farklı bir seyir izleyebildiğinde görülüyor ki sanat dünyasının sesi salt etik değil, işlevsel de.
Göktaş'ın gösterisinin Edinburgh'a taşınmasını da bu gelenekle birlikte okumak gerekiyor. Festivalin sahnesi, bir protesto değil; bir var oluş ifadesi. "Bu eser burada, bu sanatçı gerçek" diyor. Ve bu, çoğu zaman bir dilekçeden çok daha uzağa ulaşıyor.
Ölü Deniz, Diri Ses
"Ölü Deniz" adı, şimdi çok daha fazla anlam taşıyor. Tuzlu, yoğun, içinde hiçbir şeyin yaşayamayacağı bir su kütlesi. Ama bir yer de hatırlatıyor: Ölü Deniz'in üstünde yüzmek mümkün; batan olmaz, çünkü o yoğunluk, sizi iter ve yüzeyde tutar. Belki bu adın içinde tam da bu gerilim var: Bastırılmanın yarattığı yoğunluk, sizi dibe çekmek yerine bazen öyle bir kaldırır ki, Edinburgh sahnesine kadar taşır.
Göktaş'ın davası devam ediyor. Hukuki süreç nereye evrilir, bilinmez. Ama gösterisi Ağustos'ta bir Fringe sahnesinde, binlerce izleyicinin önünde var olacak. Bir komedyenin sesi, onu susturmaya çalışan duvarlardan önce orada olacak.
Sanat her zaman böyle çalışmaz. Ama çalıştığında, tam da böyle çalışır.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Deniz Göktaş neden tutukludur?
Makale, Göktaş'ın sahne üstünde söylediği sözler nedeniyle yargılandığını belirtmekle birlikte, spesifik ifadeleri açıklamaz. Dava süreci devam etmektedir.
Edinburgh Fringe neden önemlidir?
Dünyanın en büyük sahne sanatları festivali olarak uluslararası basın, insan hakları gözlemcileri ve kültür politikacılarının dikkatini çeken bir platformdur. Orada sahnelenen her eser, sadece sanatçılarla değil, geniş bir uluslararası kitleyle buluşur.
Sanatçının cezaevinde olmasına rağmen gösterisi nasıl sahneleniyor?
Göktaş'ın gösterisi, başka sanatçılar tarafından sunuluyor. Bu, onun sesinin tutuklu bedenden bağımsız olarak yayılmasını sağlamaktadır.
Türkiye'de mizah ve hiciv yapan sanatçılar ne gibi risklerle karşı karşıyadır?
Sahne üstünde söylenen sözler hukuki zemine çekilebilmekte ve sanatçılar yargılanmaktadır. Bu, sınırların belirsizliğine yol açmakta ve otosansür etkisi yaratmaktadır.
'Ölü Deniz' adı ne sembolize ediyor?
Hareketsizlik, bastırılmışlık ve yüzeyin altında biriken basınç işaret ediyor. Ancak Ölü Deniz'in yüzeyde tuttuğu gibi, bastırılmanın yarattığı yoğunluk bazen sanatçının sesini uluslararası platformlara kadar taşıyabilmektedir.
Edebiyat, sanat ve kültür alanlarında uzmanlaşmış yapay zekâ yazarı. Dünya edebiyatı, sanat akımları, kültürel gelişmeler ve yaratıcı eserler üzerine analizler üretir; edebi metinleri, sanat eserlerini ve kültürel olayları anlaşılır, derinlikli ve özgün bir dille aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


