İçeriğe geç
Kültür-Sanat

İstanbul Modern'in Onuncu Koleksiyon Sergisi Yetmiş Yılı Tek Çatıda Buluşturuyor

"Aynı Mavinin Altında" sergisi, 1940'lardan bugüne 119 sanatçı ve 230 yapıtla İstanbul Modern'in koleksiyon olgunluğunu gözler önüne seriyor.

İçindekiler
Modern sanat galerisi içinde, turkuaz duvarları ve fotoğraf eserlerinin sergilendiği mekan.

Bir müzenin onuncu koleksiyon sergisini açması, kulağa sıradan bir takvim notu gibi gelebilir. Oysa değil. Onuncu, bir kurumun kendi geçmişine dönüp baktığı, "Ne topladık, neden topladık, bunu nasıl anlatıyoruz?" diye sorduğu nadir eşiklerden biridir. İstanbul Modern bu soruları "Aynı Mavinin Altında" başlığıyla yanıtlamaya girişiyor: 1940'lardan bugüne uzanan yedi dekat, 119 sanatçı, 230 yapıt. Rakamlar etkileyici ama asıl mesele rakamlarda değil, o rakamları tutan çerçevede.

Onuncu Kez: Kurumsal Hafıza Bir Sergi Olarak

Koleksiyon sergileri, başka sergi türlerine benzemiyor. Geçici bir grup sergisi bir fikri ya da bir mevsimi yakalar; gider. Bir koleksiyon sergisi ise müzenin kim olduğunu, neye değer verdiğini, hangi sanatçıları sahiplendiğini ortaya koyar. Bu yüzden her koleksiyon sergisi aynı zamanda bir özeleştiri zeminidir: müze kendi aynasına bakıyor.

İstanbul Modern bu anlamda Türkiye'nin en net kurumsal hafızasına sahip müzelerinden biri. Plastik sanatlar alanında yıllar içinde oluşturduğu koleksiyon, tarihsel katmanları ve çağdaş soruşturmaları bir arada tutmayı başarmış bir arşive dönüşmüş durumda. Onuncu sergide bu birikimin nasıl sergileneceği, küratöryal açıdan gerçek bir sınav. Çünkü birikim artık o kadar büyük ki, onu "bir arada" tutacak felsefi bir çekim merkezi olmadan sergi dağılır gider.

"Aynı Mavinin Altında" bu çekim merkezini kurmayı başarıyor mu? Cevabı vermek için önce başlığa bakmak gerekiyor.

Mavi Bir Metafor Olarak: Başlık Ne Söylüyor?

"Aynı Mavinin Altında" ifadesi ilk duyuşta lirik, neredeyse şiirsel geliyor. Ama bir sergi başlığı yalnızca şiirsel olmak zorunda değil; aynı zamanda bir okuma anahtarı sunmalı. Bu başlık sunuyor mu?

Sanıyorum sunuyor, hem de oldukça zarif bir biçimde.

"Mavi" burada hem gökyüzünü hem denizi hem de Türkiye'nin coğrafi ve kültürel imgelem dünyasını çağrıştırıyor. Ama daha önemlisi, "aynı" sözcüğü: aynı mavinin altında, yani ortak bir göğün altında. Bu, birbirinden farklı dönemlerde, farklı koşullarda üretmiş 119 sanatçıyı birleştiren şeyin ne olduğunu soruyor. Ve yanıtlıyor: ortak sorular. Ortak kaygılar. Ortak bir varoluş zemini.

Renk metaforu üzerinden kurulan bu kolektif aidiyet fikri, serginin felsefi çerçevesini ele veriyor aslında. Sanat tarihinde zaman zaman dönemleri, akımları, hatta ülkeleri tanımlamak için renk kullanılır. Burada mavi, bir sınıflandırma aracı değil, bir çağrı. "Bakın, hepiniz aynı göğün altında sordunuz bu soruları" diyen bir küratöryal jest.

Yedi Dekat, Tek Çatı: Bu Nasıl Mümkün Oluyor?

1940'lardan bugüne yedi dekat demek, Türkiye tarihinin en sancılı, en kırılgan, en dönüşümlü dönemlerini kapsıyor demek. Bu zaman yayını bir sergide tutmak kolay bir iş değil.

Düşünün: 1940'lar, Türkiye'de modernleşme tartışmalarının sanat alanına sızdığı, Batı'ya açılış kaygısıyla geleneksel formların sorgulandığı yıllar. 1960'lar ve 70'ler, siyasi kırılmaların sanatçıyı doğrudan etkilediği, sanat dilinin hem içe çekilip hem dışarı doğru zorunlu açıldığı dönemler. 1980'ler sonrası, kavramsal sanatın Türkiye'ye yerleşmeye başladığı, sanatçının sosyal bir aktör olarak konumlandığı yıllar. Ve bugün: küreselleşmiş, çoğullaşmış, dijitalin her şeyi yeniden tanımladığı bir sanat ortamı.

Bu dört farklı iklimi, dört farklı sanat dilini, dört farklı siyasi atmosferi tek bir serginin içinde tutmak için "ortak sorular" çerçevesi gerçekten akıllıca bir seçim. Sanatçıları dönemlerine göre sıralamak yerine, sordukları sorulara göre yan yana koymak, zamanın çizgisel akışını kırıyor. 1947'de üretilmiş bir yapıt, 2020'lerin bir eseriyle aynı bölümde karşınıza çıkıyor olabilir. Ve bu, zaman içinde değişmeyen şeyin ne olduğunu gösteriyor.

İşte böyle oluyor bu. Kronoloji yerine soruyu merkeze alınca, tarih kendiliğinden yerleşiyor.

119 Sanatçı ve Küratöryal Seçim Yükü

230 yapıt demek, müzede koleksiyonun var olduğu yıllar boyunca binlerce yapıtın içinden yapılmış ciddi bir seçim demek. Ve her seçim, bir dışarıda bırakma da demek. Küratöryal seçim bu yüzden her zaman tartışmaya açık.

Kimler dahil edildi? Kimler dışarıda kaldı? Hangi sanatçı dönemler, hangi akımlar temsil buldu, hangisi yalnızca ima yoluyla var oldu? Bunları sergiyi görünce anlamak mümkün, ama şunu şimdiden söyleyebilirim: 119 sanatçı, Türk sanatının önemli bir çapraz kesitini oluşturmak için yeterince geniş bir alan. Dar değil bu seçim. Ama geniş olması da kendi sorununu getiriyor: bu denli büyük bir topluluğu nasıl görünür kılarsınız, herkes kaybolup gitmeden?

Cevap, yine küratöryal çerçevede. Eğer çerçeve sağlamsa, 230 yapıt bile bağlantılı görünür. Eğer değilse, en güçlü yapıtlar bile sergide yalnız kalır.

Koleksiyon Sergisi İzleyiciyle Nasıl Konuşur?

Koleksiyon sergileriyle geçici sergiler arasındaki fark, izleyici açısından da önemli. Geçici bir sergi sizi bir sanatçının ya da bir temanın etrafında yoğunlaştırır. Koleksiyon sergisi ise bir kurumun bakışını, değer yargısını, sanatla ilişkisini size sunar. Siz sadece sanatı değil, müzeyi de izliyorsunuzdur.

Bu farkı en iyi şekilde anlatan deneyimi hatırlıyorum: Yıllar önce bir müzenin kalıcı koleksiyonunda gezerken, belli bir odada duraksadım. O odadaki yapıtların seçimi o kadar tutarlı, o kadar uyumlu, o kadar düşünülmüştü ki, küratörün sesini neredeyse duyar gibi oldum. O ses, "Bu müze bunu önemsiyor" diyordu. Açıktan değil, yapıtların yan yana gelişiyle.

"Aynı Mavinin Altında" da bu tür bir ses taşıyor mu? İstanbul Modern'in koleksiyon anlayışı yıllar içinde olgunlaştı mı, yoksa birikimini hâlâ arayış içinde mi sunuyor? Bu, serginin içinde yanıt bulunabilecek sorular.

Sanat Tarihini Yeniden Okumak

Türkiye'de sanat tarihi yazımı hâlâ tartışmalı bir alan. Hangi sanatçılar "kanon" olarak kabul görüyor, hangilerinin adı yalnızca dipnotlarda geçiyor? Batı merkezli sanat tarihi anlayışına göre değil de kendi iç dinamikleriyle Türkiye'nin plastik sanat tarihini yazmak ne kadar mümkün?

"Aynı Mavinin Altında" bu soruları doğrudan sormasa da, dolaylı olarak yanıt üretiyor. 1940'lardan bugüne uzanan seçim, bir tür kanon önerisi aynı zamanda. İstanbul Modern hangi sanatçıları bu geniş kolektif portreye dahil etmeyi seçti, bu tercihler bize müzenin sanat tarihi okumasını anlatıyor.

Bunu kaçırmayın, cidden: koleksiyon sergileri bu anlamda birer manifesto gibi okunabilir. Ses yükseltmeden, polemik kurmadan ama son derece kararlı biçimde, "biz sanat tarihini böyle görüyoruz" diyebilirler.

Onuncu Sergi ve Bundan Sonrası

Onuncu koleksiyon sergisi, aynı zamanda bir gelecek sorusu. İstanbul Modern bundan sonra koleksiyonunu hangi yönde büyütecek? Hangi eksiklikleri tamamlamaya çalışacak? Koleksiyon dinamik bir organizma: satın alımlar, bağışlar, yeni çağdaş isimler, gözden kaçmış tarihsel figürler.

"Aynı Mavinin Altında" bu soruların yanıtını vermek zorunda değil, ama onları sormak için iyi bir zemin. Yedi dekaadı tek çatı altına aldığınızda, kaçınılmaz olarak sekizinci, dokuzuncu dekaadın nasıl şekilleneceğini de düşünmeye başlıyorsunuz.

Gözümüz gibi saklasak yetmez bunu: iyi bir koleksiyon sergisi, sadece geçmişi sunmaz. Geleceği de sorar.

Aynı mavinin altında, ne sorduk, ne sormaya devam edeceğiz? İstanbul Modern bu soruyu şimdi sahneye taşıdı. Cevap, o mavi göğün altında, yapıtların arasında bir yerde bekliyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Neden onuncu koleksiyon sergisi önemlidir?

Onuncu sergi, bir müzenin geçmişine dönerek 'ne topladık, neden topladık, bunu nasıl anlatıyoruz' sorularını sorduğu nadir eşiklerden biridir. Müzenin kurumsal hafızasını ve değer yargılarını sergiye dönüştürüyor.

'Aynı Mavinin Altında' başlığı neyi ifade ediyor?

Başlık, ortak bir göğün altında farklı dönemlerde 119 sanatçının sordukları ortak soruları vurgulayan bir metafordur. Mavi, gökyüzü, deniz ve Türkiye'nin kültürel imgelemine gönderme yaparak kollektif aidiyet fikrini iletir.

Yedi dekat nasıl tek bir sergide tutulabiliyor?

Kronolojik sıralama yerine ortak sorular çerçevesi kullanılarak sanatçılar dönemlerine değil sordukları sorulara göre yan yana konumlandırılıyor. Bu sayede 1940'lardan günümüze değişmeyen sanatsal endişeler görünür kılınıyor.

119 sanatçının seçimi tartışmaya açık mıdır?

Evet, her küratöryal seçim bir dışarıda bırakma anlamına taşıdığından tartışmaya açıktır. Ancak bu seçim Türk sanatının önemli bir çapraz kesitini oluşturmak için yeterince geniş bir alan sunmaktadır.

Koleksiyon sergisi gelecek hakkında ne söyler?

İyi bir koleksiyon sergisi sadece geçmişi sunmaz, geleceği de sorar. Yedi dekaadı tek çatı altına aldığınızda müzenin bundan sonra koleksiyonunu hangi yönde büyüteceğini, hangi eksiklikleri tamamlayacağını düşünmeye başlıyorsunuz.

Etiketler

Aylin Kutsay

Yazar

Aylin Kutsay

Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın