İçeriğe geç
Gündem

Çorum'da Konser Yasağı: Belediye Başkanı Kültürü Kim Adına Koruyor?

AKP'li Çorum Belediye Başkanı Aşgın'ın Manifest grubuna yönelik yasağı, yerel yönetimin ideolojik kültür denetimini bir kez daha gözler önüne serdi.

İçindekiler
Açık mavi saçlı kadın, Amerikan bayrağı önünde megafonla konuşmak üzere ağzını kapatıyor.

"Burada olduğumuz sürece hiçbir Manifest kızı Çorum'a giremez."

Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Söyleyen kişi bir mahalle bekçisi değil, seçilmiş bir belediye başkanı. Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, müzik grubu Manifest'in kentte konser vermesi talebini bu sözlerle reddetti. Söylediklerinin yalnızca bir konser talebine yanıt olmadığı açık. Çünkü bu cümle, kamu yetkisinin ideolojik bir araç olarak kullanıldığının bizzat sahibi tarafından yapılan en net ilanlarından biri.

Burada dikkat çekici olan, ret kararının kendisi değil. Bir belediyenin etkinlik taleplerini reddetmesi, bürokratik açıdan olağan bir işlemdir. Asıl mesele, bu ret kararına eşlik eden dilin niteliği. "Giremez" ifadesi, idari bir değerlendirmeyi değil; kişisel bir hükmü yansıtıyor. Üstelik bu hükm, koltuğun verdiği yetkiyle pekiştiriliyor: "Burada olduğumuz sürece." Yani kararın meşruiyeti, hukuki çerçeveden değil, görevde bulunma gerçeğinden türetiliyor.

Ahlaki dil, siyasi tercih

Türkiye'de belediye başkanlarının sanat etkinliklerine müdahalesinde tekrar eden bir söylem kalıbı var. "Şehrin değerlerine uygun değil""ailemizle gidemeyeceğimiz bir etkinlik""toplumumuzu kirletecek içerikler"... Bu cümleler, siyasi bir tercihi ahlaki bir zorunluluk olarak sunmanın standart biçimleri haline geldi.

Çorum örneğinde de benzer bir dil devrede. Manifest'in kim olduğuna, ne tür müzik yaptığına, sahne performansının içeriğine ilişkin kamuoyuna aktarılan nesnel bir değerlendirme yok. Var olan şey, "kızlar" ifadesine yüklenen ima. Bu ima, kadın müzisyenlerin varlığını başlı başına bir sorun kaynağı olarak konumlandırıyor. Ahlaki bir çerçeve kuruluyor; ama bu çerçevenin asıl işlevi, siyasi tercihi görünmez kılmak.

Oysa burada yapılan şey doğrudan siyasi bir seçim. Belediye, hangi sanatçının kent meydanına çıkacağına, hangi müziğin kamuya açık alanda çalınacağına karar veriyor. Bu karar, teknik bir değerlendirme değil; kim olduğunuza, nasıl göründüğünüze ve kimin gözünde ne anlam ifade ettiğinize göre şekilleniyor. Bunu "şehri korumak" olarak adlandırmak, yalnızca bir örtbas girişimi.

Bu ilk değil, muhtemelen son da olmayacak

Türkiye'de yerel yönetimlerin kültürel etkinliklere müdahalesi, Çorum'la başlamadı. Farklı dönemlerde, farklı şehirlerde çeşitli sanatçılar benzer gerekçelerle sahne imkânlarından yoksun bırakıldı. Kimi zaman bir belediye meydanı "uygun bulunmadı"kimi zaman izin süreçleri sürüncemede bırakıldı, kimi zaman da açıkça yasaklama dili kullanıldı.

Bu örneklerin önemli bir kısmında ortak bir zemin var: Müziğin içeriğinden çok, sanatçının kim olduğu, nasıl bir kimlikle özdeşleştiği ya da hangi toplumsal kesimlere hitap ettiği belirleyici oluyor. Manifest örneğinde de benzer bir örüntü var gibi görünüyor. Grubun müziği değil, Çorum Belediye Başkanı'nın zihninde hangi anlama geldiği ön plana çıkıyor.

Bu örüntünün oluşmasını kolaylaştıran bir yapısal zemin de mevcut. Belediyeler, kamu alanlarının kullanımı konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip. Bu yetki, teknik ve idari gereklilikler için tasarlanmış. Ama pratikte, yetkinin kime uygulandığını belirleyen ölçüt çoğu zaman teknik değil; siyasi ya da ideolojik oluyor. Ve bu kullanım, ciddi bir hukuki denetime tabi tutulmadan süreğen bir hal alıyor.

Hesapsız bir yetki

İşte asıl sorun burası.

Bir belediye başkanı, kamuya ait bir mekanda kimi kabul edeceğine, kimi etmeyeceğine neden bu kadar rahat bir şekilde kendi ideolojik süzgecinden geçirerek karar verebiliyor? Hukuki çerçeve bu kararın önünde neden bir engel oluşturmuyor?

Türkiye'de belediye etkinlik alanlarının kullanımına ilişkin net, bağlayıcı ve denetlenebilir bir standart mekanizması pratikte işlemiyor. Başkanlar, ret kararlarını gerekçelendirirken genellikle muğlak bir "kamu yararı" ya da "toplumsal değerler" diline sığınıyor. Bu dil, hem yeterince belirsiz hem de yeterince ahlaki görünüyor ki arkasına rahatça saklanılabiliyor.

Oysa ifade özgürlüğü ve sanat baskısı tartışmalarında asıl mesele, kararın ideolojik içeriğini tartışmaktan öte bir yerde duruyor: Bu kararların hesap verebilir olup olmadığı meselesi. Aşgın'ın "giremez" dediği sanatçının buna karşı hangi hukuki yolu izleyebileceği, ne kadar sürede ve ne kadar gerçekçi bir sonuçla karşılaşabileceği sorusu yanıtsız kalıyor.

Yanıtsız kaldığı sürece de bu tür açıklamalar yaptırımsız birer ideolojik performansa dönüşüyor.

"Burada olduğumuz sürece"

Bu ifadeyi tekrar ele almak gerekiyor, çünkü taşıdığı anlam önemli.

Seçilmiş bir yöneticinin "burada olduğumuz sürece" dili, görevi bir kişisel iktidar alanı olarak tarif ediyor. Yani karar, evrensel ya da nesnel bir ilkeye değil; o koltuğu kimin işgal ettiğine bağlı. Bu bir hukuk devleti dili değil; bir himaye ve kapsama dili.

Türkiye'nin yerel yönetim tarihi, bu tür dilin ne kadar kök salmış olduğunu gösteriyor. Farklı partilerden belediye başkanları, kendi dönemlerinde kendi değer setlerini kamu alanına yansıtma konusunda benzer bir rahatlık içinde hareket etti. Mesele belirli bir partiye özgü değil; yapısal bir mesele. Ama Aşgın'ın açıklaması, bu yapısal eğilimi bu denli açık ve savunmasız bir biçimde dile getirmesi bakımından ayrıca dikkat çekici.

Çünkü bu kadar açık söylenmesi, normalleşmenin geldiği noktayı gösteriyor. Bir belediye başkanı, ideolojik gerekçeyle sanatçı yasakladığını artık örtmek gereği bile duymuyor. Bunu bir erdem olarak sunuyor.

Kültür, kimin için?

Belediyeler kültür ve sanat etkinlikleri düzenler. Bunun için bütçe ayırır, mekan tahsis eder, organizasyon kurar. Peki kültürü kim için üretir? Tüm kent halkı için mi, yoksa başkanın değer haritasıyla örtüşen bir kesim için mi?

Çorum Belediye Başkanı'nın Manifest kararı, bu soruyu somutlaştırıyor. Belediyenin kültürel etkinlik anlayışının gerçekte nasıl bir ilkeye dayandığı ortaya çıkıyor: Beğenilen sanatçı sahneye çıkabilir, beğenilmeyen çıkamaz. Kriter zevk değil; ideolojik uyum.

Bu tutumun doğrudan mağdurları sanatçılar. Ama dolaylı mağdurları, o kente ait olan ve farklı bir müziği, farklı bir ifadeyi dinlemek isteyen vatandaşlar. Onların kültürel tercihleri, belediye başkanının onayına bağlı hale geliyor.

Burada ifade özgürlüğü ve sanat baskısı yalnızca sanatçının bir sorunu değil. Sanatçıyı dinleme hakkından yoksun bırakılan dinleyicinin de sorunu.

Çorum'da yaşanan bu tartışma, münferit bir belediyeci taşkınlığı olarak geçiştirilebilir. Ama bu tür kararların biriktiği bir tablo, sanat ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskının sistematik bir hal aldığını gösteriyor. Halil İbrahim Aşgın'ın sözleri bir itiraf gibi: Kültürü yönetmekten kasıt, ona hizmet etmek değil; onu denetlemek.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Belediye başkanı neden Manifest'in konserini yasakladı?

Aşgın, grubun müziği hakkında nesnel bir değerlendirme sunmadığı, bunun yerine kadın müzisyenlerin varlığını sorun kaynağı olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Karar ideolojik bir tercih olup "şehri korumak" ahlaki diliyle örtülmüştür.

Bu durum sadece Çorum'da mı yaşanıyor?

Hayır, farklı dönem ve şehirlerde benzer gerekçelerle sanatçıların sahne imkânlarından yoksun bırakıldığı örnekler vardır. Ortak zemin, sanatçının kimliği ve ideolojik uyumunun müziğin içeriğinden daha belirleyici olmasıdır.

Sanatçılar bu kararlar hakkında ne yapabilir?

Makalenin öne sürdüğü sorun, hukuki yolların belirsiz ve zaman alıcı olmasıdır. Türkiye'de belediye etkinlik alanlarının kullanımına ilişkin net ve denetlenebilir bir standart mekanizması işlememektedir.

"Burada olduğumuz sürece" ifadesi neden önemli?

Bu ifade, kararın evrensel bir ilkeye değil kişinin görevde bulunma gerçeğine bağlandığını gösterir; yani ideolojik tercihin görevi kişisel iktidar alanına dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.

Kültür etkinliklerine müdahale sadece sanatçıları mı etkiliyor?

Hayır, farklı müzik ve ifadeyi dinlemek isteyen vatandaşlar da dolaylı mağdur olmaktadır. Kültürel tercihler belediye başkanının onayına bağlı hale gelmektedir.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın