Cumhur İttifakı'nda Sistem Tartışması: Revizyon mu, Statüko mu?
AKP revizyona kapı aralarken MHP mevcut sistemi koruyor. İttifak içindeki bu ayrışma, 2028'e uzanan siyasi dengeleri doğrudan sorgulatıyor.
İçindekiler

Cumhur İttifakı, kuruluşundan bu yana pek çok gerilim anı yaşadı; ancak bu gerilimler çoğunlukla yüzey altında kaldı, kamuoyuna yansımadan yönetildi. Şimdiki tablo farklı. AKP'nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde değişikliği açıkça telaffuz etmesi, MHP'nin ise mevcut yapıyı koruma refleksiyle buna karşılık vermesi, ittifak ortakları arasındaki ilk köklü ve aleni ayrışma noktasını oluşturmaktadır. Başka konulardaki görüş farklılıkları birer taktik manevra olarak okunabilirdi; bu tartışma ise doğrudan anayasal düzeni ilgilendiriyor ve dolayısıyla hem ittifakın bugününü hem de geleceğini şekillendirme potansiyeli taşıyor.
Öz-eleştirinin Siyasi Bedeli
AKP'nin sistemi revize etmek istemesi, salt teknik bir öneri değildir. Aslında sorun çok daha derindir: Bu tutum, 2017 referandumuyla kurulan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni savunmak için öne sürülen argümanların önemli bir bölümünün, zımni de olsa, geri çekilmesi anlamına gelir.
O dönemde sistem, hızlı karar alma, koalisyon kargaşasını bitirme ve yürütme gücünü merkezileştirerek etkinliği artırma gerekçesiyle kamuoyuna sunulmuştu. Şimdi revizyon konuşuluyorsa, bu gerekçelerin bütünüyle karşılanamadığı ya da uygulamada beklenmedik sürtünmeler ürettiği anlamına gelir. AKP'nin bu adımı atabilmesi, siyasi cesareti değil, öncelikle siyasi hesabı gerektiriyor. Çünkü sistemi savunmak için harcanan sermayenin bir bölümünü geri almak, seçmen nezdinde güvenilirlik kaybı riskini de beraberinde getiriyor.
Bu dinamiği daha da ilginç kılan husus şudur: Revizyon tartışması, anayasal bir olgunlaşmanın değil, içinde bulunulan siyasi konjonktüre verilen bir tepkinin ürünü gibi görünmektedir. Söz konusu konjonktür, Erdoğan'ın yeniden adaylığı etrafında dönen tartışmaları ve yüzde elli artı bir barajını aşmanın zorlaştığına ilişkin giderek artan kaygıları kapsamaktadır. Başka bir deyişle sistem, normatif bir siyaset tasarımı kaygısıyla değil, seçimsel aritmetik baskısıyla sorgulanmaktadır. Bu ayrım, tartışmanın kalitesi açısından belirleyicidir.
MHP'nin Statüko Savunusu: İdeoloji mi, Varoluş mu?
Devlet Bahçeli'nin ve MHP'nin genel tutumuna bakıldığında, statükoyu koruma refleksinin salt ideolojik bir tercihten beslenip beslenmediği sorusu kendiliğinden gündeme geliyor. Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, MHP'nin geleneksel devlet anlayışıyla örtüşen güçlü yürütme vurgusunu barındırıyor; bu anlamda ideolojik bir uyum mevcut. Ancak bu uyum, direncin yeterli açıklaması olmaktan uzak görünüyor.
Asıl meseleyi şu soru netleştiriyor: MHP, neden kendi ortağının önerdiği bir değişikliğe bu denli belirgin biçimde karşı durma ihtiyacı hissediyor?
Cevabın bir bölümü, ittifak içi denge kaygısında saklı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, pratikte AKP'ye ve cumhurbaşkanına son derece geniş bir takdir alanı tanıdı; MHP ise bu sistemde belirli bir denge unsuru olarak var olabildi. Sistem revize edildiğinde, parlamenter ağırlığın, koalisyon aritmetiğinin ve denetim mekanizmalarının nasıl yeniden şekilleneceği belirsizdir. MHP için bu belirsizlik, tehdit anlamına gelmektedir. Küçük ortağın her anayasal değişiklikte sorması gereken temel soru şudur: Yeni düzen benim için büyük ortağa bağımlılığımı azaltıyor mu, artırıyor mu?
Bu kaygı ışığında MHP'nin tutumu, salt ideolojik bir statüko savunusu olmaktan çıkıp rasyonel bir ittifak içi konum koruması olarak okunabilir. Zaten ittifak ilişkilerinde küçük ortakların anayasal kırılma noktalarında sergilediği direnç, siyaset bilimi yazınında oldukça yaygın belgelenmiş bir davranış kalıbına karşılık geliyor.
Parlamenter Aritmetiğin Duvarı
Tartışmanın teorik boyutunu bir an için bir kenara bırakıp teknik gerçekliğe bakıldığında, her iki tarafın da ciddi bir çıkmazla yüz yüze olduğu görülüyor.
Türkiye'de anayasa değişikliği, salt çoğunlukla değil, nitelikli çoğunlukla mümkün. Meclis'te üçte iki çoğunluk sağlanamadığında referandum yolu açılıyor, ancak bu da beş yüz yetmiş beş üyeli Meclis'te belirli eşiklerin tutturulmasını gerektiriyor. Cumhur İttifakı'nın mevcut parlamenter gücü bu eşiği karşılamıyor; dolayısıyla herhangi bir anayasal revizyon, ya ittifak dışından destek arayışını zorunlu kılıyor ya da geniş tabanlı bir uzlaşı tartışmasını gündemin merkezine taşıyor.
İşte bu noktada ittifak içi ayrışma bir siyasi gerilim olmaktan çıkıp teknik bir çıkmaza dönüşüyor. AKP revizyonu hayata geçirmek istese bile, MHP'nin asgari desteği olmadan ilerleme imkânı yok. MHP ise ne tam destek vererek ortağına yarar sağlıyor ne de açık muhalefet ederek ittifakı tehlikeye atmak istiyor. Bu sessiz pazarlık ortamında asıl kaybeden, sürecin netliği oluyor; kamuoyu hangi modelin tartışıldığını, neye itiraz edildiğini ve alternatifin ne olduğunu tam olarak bilemiyor.
İttifakın Yapısal Sürdürülebilirliği
Cumhur İttifakı, 2018'den bu yana Türkiye'nin siyasi mimarisinde belirleyici bir unsur oldu. Bu yapının gücü, tarafların ortak tehditleri, ortak rakipleri ve seçim sürecinde ortak çıkarları paylaşmasından geldi. Ancak ittifak ilişkilerinin uzun vadede sürdürülebilir olabilmesi için ortak tehdidin yerini ortak bir yönetim vizyonunun alması gerekiyor. Tehdit odaklı ittifaklar, tehdit azaldıkça ya da tehdidin nasıl tanımlandığı konusunda görüş ayrılıkları belirginleştikçe kırılmaya başlar.
Şu an yaşanan tam da budur. Anayasal düzen gibi temel bir meselede iki ortağın farklı pozisyonları kamuoyuna yansımış durumdayken, bu farklılığın bir strateji gereği olduğunu öne sürmek giderek daha güçleşiyor. Uyumlu bir görüntü vermek, çelişik sinyal göndermemek ve müzakereyi iç kanallarda tutmak; ittifak yönetiminin temel reflekslerinden biri olmalıydı. Anlaşılan o ki bu refleks, en azından bu konuda çalışmıyor.
2028 seçim dönemine uzanan süreçte bu tablo, stratejik belirsizlik üretiyor. Cumhurbaşkanlığı adaylığı, seçim sistemi, olası koalisyon senaryoları gibi konuların hepsi, sistemin nasıl şekilleneceğine dair net bir tablonun yokluğunda askıda kalıyor. Seçmen davranışını etkileyen yalnızca parti programları ve adaylar değildir; aynı zamanda oynandığı algılanan oyunun kurallarıdır. Bu kuralların belirsizliği, muhalefetin kullanabileceği bir siyasi boşluk açıyor.
Muhalefetin Fırsatı mı, Tuzağı mı?
Bu tartışmayı yalnızca iktidardaki ittifakın iç sorunu olarak okumak, tabloyu eksik bırakır. Muhalefet cephesinin bu gerilimden nasıl bir siyasi tutum ürettiği de ayrıca önemli.
Sistemin revizyonu, muhalefet için başlı başına bir talep; parlamenter sisteme dönüş ya da güçlendirilmiş parlamentarizm gibi önermeler, temel muhalefet argümanları arasında yer alıyor. Ama iktidar bloğu kendi içinde bu tartışmayı yürütürken, muhalefetin bunu bir fırsata mı yoksa bir tuzağa mı çevireceği netleşmiş değil. Çünkü revizyonu destekleyen bir muhalefet tutumu, "haklıydık" mesajı verir; ama aynı zamanda iktidar partisiyle olası bir söylem örtüşmesine de kapı aralar. Revizyona karşı çıkmak ise tuhaf bir mantık üretir: Muhalefetin mevcut sistemi koruma argümanı geliştirmesi, siyasi kimlikle çelişir.
Bu çıkmazı görmezden gelmek imkânsız. Muhalefet partileri, anayasal bir tartışmada iktidar içindeki çatlaktan beslenmeye çalışırken kendi tutumunu da netleştirmek zorunda.
Sistem Tartışması Bir Yönetim Sorunudur
Sonuç olarak bu tartışmayı, iki parti arasındaki taktik bir sürtüşme olarak sınıflandırmak yanıltıcı olacaktır. Kurumsal hafıza yitirilirse aynı hatalar yeniden yapılır; ancak kurumlar değiştirilirken ortaya çıkan mutabakat krizleri, kurumsal hafızadan daha derin bir hasara yol açar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ne olursa olsun belirli alışkanlıklar, beklentiler ve kurumsal dengeler üretmiş durumda. Bu yapının değişimi, salt teknik bir sorun değil; o yapı üzerinde tutulan siyasi ve bürokratik dengelerin bütününü yeniden müzakereye açmak anlamına geliyor.
İttifak içindeki bu uyuşmazlığın nereye evrileceği, büyük ölçüde şu soruya verilen cevaba bağlı: İki taraf da kendi tabanına güçlü görünmek için bu gerilimi sürdürmeye mi devam edecek, yoksa müzakereyi arka kanallara çekerek kamuoyuna ortak bir söylem üretmeyi mi deneyecek? Ve eğer ikinci yol seçilirse, bu söylemin inandırıcı olması için hangi tavizlerin verilmesi gerekecek?
Bu soruların cevapları henüz yok. Ama soruların bu kadar açık biçimde gündeme gelmiş olması, Cumhur İttifakı'nın artık eski koşulsuzluğuyla işlemediğinin kendi başına bir göstergesi.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
AKP neden sistemi revize etmek istiyor?
Makaleye göre bu, salt teknik bir değişiklik değildir. 2017'de sistemin hızlı karar alma, etkinlik artırma gibi gerekçelerle sunulmuş argümanlarının bütünüyle karşılanamadığını göstermektedir. Aslında sistem revizyonu, Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve yüzde elli artı bir barajını aşmanın zorlaşması gibi seçimsel aritmetik baskısıyla gündeme gelmektedir.
MHP statükoyu neden korumak istiyor?
MHP'nin direnci ideolojik olduğu kadar da rasyoneldir. Mevcut sistem AKP'ye geniş takdir alanı tanırken, MHP bir denge unsuru olarak konum almıştır. Sistem revizyonunda bu dengenin nasıl yeniden şekilleneceği belirsiz olduğu için MHP, küçük ortağın bağımlılığını artırabilecek değişikliklere direnç göstermektedir.
Anayasa değişikliği gerçekleşebilir mi?
Hayır, makaleye göre Cumhur İttifakı'nın mevcut parlamenter gücü anayasa değişikliği için gerekli nitelikli çoğunluğu sağlayamıyor. Bu nedenle herhangi bir revizyon ya ittifak dışından destek ya da geniş tabanlı uzlaşı gerektirmektedir.
Bu tartışma muhalefeti nasıl etkiliyor?
Muhalefet açısından sistem revizyonu zaten bir talep olmasına rağmen, iktidar içi çatlaktan faydalanmak ile kendi tutumunu netleştirmek arasında bir çıkmaz yaşamaktadır. İktidarı desteklemek anlamına gelebileceği gibi, sistemi korumaya çalışmak da muhalefet kimliğiyle çelişebilmektedir.
Ittifak neden bu tartışmayı kamuoyundan gizlemektedir?
Makaleye göre bu, ittifak yönetiminin temel reflekslerinden biri olması gereken 'uyumlu görüntü verme' ve 'müzakereyi iç kanallarda tutma' ilkesiyle ilişkilidir. Ancak sistem gibi temel bir meselede ortakların farklı pozisyonları gizlemek giderek daha güçleşmektedir.
Siyaset bilimci ve köşe yazarı. Türkiye'nin iç siyaseti, kurumsal dönüşümler ve kamu yönetimi üzerine yazıyor.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


