İçeriğe geç
Kültür-Sanat

Beşinci Unsur: İnsan Doğayla Hesaplaşmaya Hazır mı?

Ecem Naz Çakır küratörlüğünde Contemporary İstanbul'da açılan Beşinci Unsur sergisi, dört kadim unsur üzerinden insanı kendisiyle yüzleştiriyor.

İçindekiler
Kişi, fırtınalı gökyüzü altında çıplak tarla ortasında duruyor, yıldırım çakıyor.

Toprak, su, hava ve ateş. Bu dört sözcüğü arka arkaya dizdiğinizde ne hissediyorsunuz? Bir lise kimya dersini mi, eski Yunan felsefesini mi, yoksa ayak altında ezilen, gökyüzünde yitip giden, alev alev yanan bir gezegenin anlık görüntüsünü mü? "Beşinci Unsur" sergisi tam da bu gerilimli noktada duruyor: kadim olanla yakıcı güncel arasındaki o ince çizgide.

Avantgarde Collection tarafından düzenlenen ve Ecem Naz Çakır küratörlüğünde hayat bulan sergi, 27 Eylül'e kadar Contemporary İstanbul'da kapılarını açık tutuyor. Ama "kapılarını açık tutuyor" demek biraz eksik kalıyor aslında. Çünkü bu sergi sizi içeri almıyor, içine çekiyor.

Neden Şimdi?

Sanat dünyasında zamanlama her şeydir. Bir sergi ne kadar derinlikli olursa olsun, yanlış anda açılırsa çığlığı yankısız kalır. "Beşinci Unsur" bu açıdan şanslı değil; zamanı iyi seçmiş.

Dünyanın dört bir yanında ormanlar yanıyor, seller tarih boyunca görülmemiş şehirleri sürükleyip götürüyor, kuraklık haritaları her geçen yıl büyüyor. İnsanlar artık iklim krizini soyut bir gelecek senaryosu olarak değil, bugünün somut gerçeği olarak yaşıyor. Ve bu noktada sanat nereye oturuyor sorusu kaçınılmaz hale geliyor: Bir köşede sessizce seyirci mi? Yoksa aktif bir tanık, hatta bir uyarı mekanizması mı?

"Beşinci Unsur" bu soruyu sormaktan çekinmeyen nadir sergilerden biri. Toprak, su, hava ve ateşi tematik birer dekor unsuru olarak değil, canlı birer soru işareti olarak sanat mekânına taşıyor. Ve bu fark her şeyi değiştiriyor. Çünkü bir sergiye girdiğinizde "ne güzel" demekle "ne yaptık biz bu dünyaya" demek arasında dağlar kadar mesafe var. Bu sergi ikincisini talep ediyor sizden.

Küratörün Eli Her Yerde

Bir sergiyi vasat olmaktan kurtaran şeyin ne olduğunu uzun yıllar boyunca hep merak etmişimdir. Bazen tek bir yapıt, bazen mekânın kendisi, bazen de arkasında duran zihniyet belirler bunu. "Beşinci Unsur"da bu zihniyet Ecem Naz Çakır'ın küratöryel tercihleriyle şekilleniyor.

Çakır'ın yaklaşımı, sergiyi tematik bir vitrin olmaktan çıkaran şey. Dört unsuru bir araya getirip "işte doğa, buyurun bakın" demek kolay olurdu. Ama sergi bunu yapmıyor. Bunun yerine her unsuru bir sorgulama kapısı gibi kullanıyor: Bu toprak kimin toprağı? Bu su hâlâ temiz mi? Bu hava solunan bir şey mi gerçekten? Bu ateş ısıtıyor mu, yakıyor mu?

İyi küratörlük tam da bu: sanatçıların sesini bastırmadan bir çerçeveye oturtuyor, ama o çerçeve o kadar güçlü ki yapıtları birbirinden bağımsız izlediğinizde bile aralarındaki diyalogu duyuyorsunuz. "Beşinci Unsur"da bu diyalog seziliyor. Mekânda gezerken bir yapıttan diğerine geçiş rastlantısal değil, bir cümlenin devamı gibi hissettiriyor. Ve cümlenin nereye gittiğini anladığınız an, biraz duraksıyorsunuz.

Küratör, sergiyi seyircinin konfor alanına yerleştirmiyor. Sizi sanat izlemenin o bildik "estetik uzaklığından" koparıyor ve meseleye dahil ediyor. Bu cesaretli bir tercih. Ve bence doğru olan da bu.

Contemporary İstanbul Sahnesinde Görünür Olmak

Sanat dünyasında nerede göründüğünüz, ne söylediğiniz kadar önemli. "Beşinci Unsur" bu açıdan Contemporary İstanbul gibi güçlü ve kalabalık bir platformda yer alarak önemli bir avantaj kazanıyor.

Contemporary İstanbul, yalnızca yerel sanat camiasının değil, uluslararası koleksiyonerlerin, galericilerin ve eleştirmenlerin de takip ettiği bir sahne. Bir sergi burada yer bulduğunda yalnızca görünür olmakla kalmıyor; belirli bir konuşmanın parçası haline geliyor. Çağdaş sanat ortamında bu fark küçük değil.

Ama bu platforma yerleşmenin riskleri de var. Contemporary İstanbul, büyük ölçekli fuarların doğasında olan ticari yoğunlukla, satış dinamikleriyle, görsel gürültüyle dolu bir alan. Böyle bir yerde "insanın doğayla hesaplaşması" gibi ağır bir soruyu canlı tutmak kolay değil. Seyircinin dikkati dağılabilir, yapıtlar büyük tableaular arasında kaybolabilir.

"Beşinci Unsur" bu riske rağmen ayakta durmayı başarıyorsa, bunu mekân seçimine değil, içsel tutarlılığına borçlu. Çünkü temaatik bir sağlamlık var burada. O sağlamlık kalabalığın içinde bile kendini hissettiriyor.

Sanat Neyin Tanığı?

Şimdi gelelim beni en çok düşündüren soruya. İklim krizi ve sürdürülebilirlik tartışmaları gündemin tam ortasına oturmuş durumda. Bilim insanları konuşuyor, aktivistler yürüyor, politikacılar açıklamalar yapıyor. Peki sanat bu tabloda nerede?

Üç farklı konum var gibi görünüyor bana. Birincisi belge: sanat, olanı kaydeder, tanıklık eder, yanar bir ormanı ya da kuruyan bir nehri görsel hafızaya kazır. Bu değerli bir işlev. İkincisi tanık: sanat orada durur, sessizce bakar ve bu bakışın kendisi zaten bir yorum, bir yargıdır. Üçüncüsü ise uyarı: sanat, henüz olmamış olanı imgeler, olası bir geleceği şimdiye taşıyarak bizi o geleceğe karşı uyarır.

"Beşinci Unsur" bu üç konumun arasında gidip geliyor. Bazı yapıtlar belge niteliği taşıyor gibi. Bazıları sessiz birer tanık. Bazıları ise gerçek anlamda uyarı. Bu çoğulluğun sergiye bir zenginlik kattığı kesin. Ama aynı zamanda bir gerilim de yaratıyor: İzleyici neye teslim olacağını tam olarak bilemiyor. Bu çaresizlik mi, yoksa bilinçli bir tercih mi?

Ben bilinçli tercih olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü iklim krizi de tam olarak böyle bir belirsizlik içinde var oluyor: ne kadar belgelemek yeter, ne zaman tanık olmak yetmez, uyarının geç kaldığı an ne zaman başlıyor? Sergi bu soruyu yanıtlamıyor. Yalnızca sormamıza zemin hazırlıyor. Ve belki de sanatın asıl işi bu.

Beşinci Unsur Kim?

Başlık zaten içinde bir soru barındırıyor. Toprak, su, hava ve ateş var. Dördü de ortada, dördü de biliniyor. Peki beşinci ne?

Eski Yunan felsefesinden modern kimyaya kadar pek çok düşünce sistemi bu soruyu farklı yanıtladı. Kimi ruh dedi, kimi eter, kimi boşluk. "Beşinci Unsur" sergisi bu soruya net bir yanıt vermiyor. Ama verilen ipuçlarından anlaşılan şu: beşinci unsur insan.

Ve işte burada sergi gerçek anlamda sarsılgan bir yere geliyor. Çünkü insan, bu dört unsuru seven, izleyen, kullanan, tüketen, yok eden varlık olarak tabloda yer alıyor. Ama aynı zamanda bu sergide izleyici koltuğuna oturan kişi de o. Hem failiz hem tanık. Hem sorgulanan hem sorgulayan.

Salonu gezerken kendinize şunu soruyorsunuz, farkında olmadan: Ben bu tablonun neresindeyim? Toprak gibi sabit miyim, su gibi akışkan mı, hava gibi görünmez mi, yoksa ateş gibi hem ısıtan hem yakıcı mı? Ve bu soruya verilecek dürüst bir yanıt, serginin duvarlarındaki yapıtlardan çok daha fazlasını söylüyor size.

Sanatın en güzeli burada, zaten. Sizi eserle yüz yüze getirmiyor yalnızca. Sizi kendinizle yüz yüze getiriyor.

"Beşinci Unsur" 27 Eylül'e kadar Contemporary İstanbul'da. Gidip oturmak için yeterince vaktiniz var. Ama çıkarken ayakta mı olacaksınız, yoksa biraz sarsılmış mı, onu bilmiyorum. Bence ikinci ihtimal daha iyi bir sergi izlediğinizin işareti.

Bunu kaçırmayın, cidden.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Sergi neden şu anda, bu zamanda önemli?

Dünya orman yangınları, seller ve kuraklıkla karşı karşıya olduğundan insanlar iklim krizini artık soyut bir gelecek senaryosu değil somut güncel gerçek olarak yaşıyor. Bu bağlamda sanatın tanık ve uyarı görevi kritikal hale geliyor.

Küratör Ecem Naz Çakır'ın yaklaşımı sergiye ne kattı?

Çakır, dört unsuru tematik bir vitrin olmaktan çıkartarak birer sorgulama kapısına dönüştürdü; her unsuru 'bu kimin malı, bu gerçek mi' gibi etkin sorularla kullandı ve yapıtlar arasında diyalog yarattı.

'Beşinci Unsur' sergisine adını veren beşinci unsur kimdir?

Sergi, beşinci unsuru insan olarak tanımlıyor; insan toprak, su, hava ve ateşi kullanıp tüketen ve yok eden, aynı zamanda sergide izleyici olarak kendi rolünü sorgulayan varlık.

Sanat iklim kriziyle ilgili nasıl konumlandırılabilir?

Sanat üç farklı konumda işlev görebilir: olmuş olanı belgelemek, olanı sessiz bir şekilde tanımlamak ya da henüz olmayan olanı imgelerek uyarmak; sergi bu üç konumun tamamında geziniyor.

Contemporary İstanbul'da bu kadar ağır bir mesele nasıl ayakta kalabilir?

Sergi ticari platformun gürültüsüne rağmen, tematik sağlamlığı ve içsel tutarlılığı sayesinde, kalabalık içinde bile kendini hissettirmeyi başarıyor.

Etiketler

Aylin Kutsay

Yazar

Aylin Kutsay

Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın