Altın Portakal Film Festivali: Özgürlük, adalet ve emek mesajları
63. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali'nde ödüllerin yanı sıra özgürlük, adalet ve emek çağrıları; sinemanın toplumsal meseleleri görünür kılma gücünü ortaya koydu.
İçindekiler

Filmler; anlattıkları hikayelerin ötesinde verdikleri mesajlar ve görünür kıldıkları toplumsal meselelerle de iz bırakıyor. Sinema kimi zaman özgürlük arayışını, kimi zaman emek mücadelesini, kimi zaman da adalet ve eşitlik taleplerini dile getiriyor.
Bu yıl 63'üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ödüller kadar sahneden verilen mesajlar da dikkat çekti. Sahneden yükselen çağrılar; özgürlükten emek mücadelesine, toplumsal cinsiyet eşitliğinden işçi sınıfına uzanan geniş bir çerçevede sinemanın toplumsal hafızayla kurduğu ilişkiyi gözler önüne serdi.
Uluslararası Altın Portakal Film Festivali
Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliği yaptığı 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 24-31 Ekim tarihleri arasında "Daima" sloganı ile yerli ve yabancı pek çok sinemacıyı, oyuncuyu, yapımcıyı bir araya getirdi.
Festival, 31 Ekim akşamı Antalya Cam Piramit'te gerçekleştirilen kapanış ve ödül töreni ile sona erdi. Sekiz gün boyunca ulusal ve uluslararası yapımları sinemaseverler ile buluşturan festivalde ödüller kadar sahneden verilen mesajlar da dikkat çekti.
Açılış töreninde ödüller sahiplerini buldu
Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen festivalin açılış töreni, 24 Ekim'de Antalya Spor Salonu'nda gerçekleştirildi. Pınar Altuğ Atacan ve Emre Kınay'ın sunuculuğunu üstlendiği gecede, sinemaya emek veren isimler onurlandırılırken hayatını kaybeden sinema oyuncuları ile "Nev" sahne adıyla tanınan şarkıcı ve besteci Nevzat Doğansoy da anıldı.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili ve Festival Başkanı Büşra Özdemir açılış konuşmasında "Kararlılığımız, inancımız daima. İşte bu yüzden 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'mizin sloganı DAİMA." sözlerini dile getirirken aldıkları savaş haberlerini de vurgulayarak şu sözleri ekledi:
"Ekranlarımızda yıkılan şehirleri, evlerinden koparılan insanları, hayatını kaybeden çocukları görüyoruz. Hiçbir savaş sıradan değildir. Hiçbir çocuğun ölümü bir haber başlığından ibaret değildir. Bu anlayışla bu yıl festivalimizin programına özel bir bölüm ekledik, 'Kökler, Işık ve Kamera.' Savaşın gölgesinde üretmeye çalışan sinemacıların hikayelerine odaklanan bu bölümde Lübnan, İran, Filistin ve Ukrayna'dan gelen 13 filmi göstereceğiz. Bu filmler aracılığıyla o yıkımın ortasında yaşamaya, üretmeye ve anlatmaya devam eden insanların hikayelerine tanıklık edeceğiz. Dileğimiz çok açık, dünyanın hiçbir yerinde silahlar konuşmasın, sanat, kültür ve insanlığın ortak dili konuşsun ve sinemanın ışığı, dünyanın hiçbir coğrafyasında sönmesin."
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Derviş Zaim, ilk filmini 1996 yılında gösterme fırsatı bulduğunu ve hayatında aldığı ilk sinema ödülünün de Antalya'dan geldiğini dile getirdi. Festivalin 63 yıllık geçmişine dikkat çeken Zaim, jüri başkanı olarak burada bulunmanın kendisi için gurur verici olduğunu ifade ederek festivalin gelecek yıllarda da gelişerek sürmesini temenni etti.
"Onur" ve "Sinema Emek Ödülleri" verildi
Festivalin köklü geçmişine ve sinemaya katkı sunan isimlere yapılan vurgu, açılış gecesinde verilen ödüllerde de karşılık buldu. Türk sinemasına uzun yıllardır emek veren Menderes Samancılar ve Tilbe Saran'a “Onur Ödülü”, Abdurrahman Keskiner ve Suzan Kardeş'e ise “Sinema Emek Ödülleri” takdim edildi.
“Onur Ödülü”ne layık görülen Tilbe Saran, ödül konuşmasında sinemanın dönüştürücü gücüne ve özgürlük arayışına dikkat çekti. Saran, konuşmasında şu ifadeleri dile getirdi:
"...Sinema; üzerimize yığılan taşların arasından boynunu uzatıp yolumuzu kesen çiçek olur. 'Sadece ölmek için gelmedik bu dünyaya/Gün ağarırken limon kokusu geldiğine göre' demiş şair Ritsos. Bugün haksız yere hapiste yatan milletvekilleri, gazeteciler, hukukçular, şehir planlamacıları, sinemacılar, bürokratlar, belediye başkanları, akademisyenler ve insan hakları aktivistlerinin bir an önce limon kabuğu kokusu ve çiçeklere kavuşması dileğiyle...”
Yılın ikinci "Onur Ödülü" sahibi olan Türk sinemasının usta ismi Menderes Samacılar ise ödülünü "özgür basına" adadı ve şu sözleri ifade etti:
"Ödülümü bu yıl basın emekçilerine armağan ediyorum. Yaşasın özgür basın ve yaşasın sanat, sinema."
BKM'ye "Sinemaya Katkı Özel Ödülü" verildi
Açılış töreninde, sinema yolculuğunun henüz başında olan gençlere de teşvik amacıyla ödüller verildi. "Genç Başarı Ödülleri" Cem Yiğit Üzümoğlu ve Leyla Smyrna Cabas'a verilirken Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM), "Sinemaya Katkı Özel Ödülü"ne layık görüldü. BKM adına ödülü, oyuncu Ersin Korkut ve Ezgi Mola aldı. Ezgi Mola, "...künyede adı geçen herkes adına aldığımız ödül için teşekkür ediyoruz.” diyerek konuşmasını tamamladı.
Altın Portakal'ın kapanışında özgürlük ve dayanışma vurgusu
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin kapanış töreni 31 Ekim Cumartesi akşamı Antalya Cam Piramit'te gerçekleşti. Sunuculuğun Pınar Altuğ Atacan ve Emre Kınay'ın üstlendiği gecede ödüller sahiplerini bulurken sinemanın toplumsal sorunları görünür kılma gücü, özgürlük, adalet ve emek mücadelesi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Açılış konuşmasını gerçekleştiren Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili ve Festival Başkanı Büşra Özdemir, “Antalya’nın kalbinde atan bu festival, gelecek nesillere ilham verecek. Amacımız; geçmişin ışığını geleceğe taşımak. Daima sinemayla, daima sanatla daima umutla; sinemanın ışığı hiç sönmesin” ifadelerini dile getirirken Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Derviş Zaim ise "Yaşasın büyülü fener” sözleriyle başladığı konuşmasında sinemanın toplumsal dönüştürücü gücüne dikkat çekti. Sinemanın yalnızca bir eğlence aracı olmadığını belirten Zaim, toplumsal olayları görünür kılma, farkındalık yaratma, empati geliştirme ve kolektif hafızayı koruma işlevine de vurgu yaptı.
“Taş ve Tüy” altı ödülle gecenin öne çıkanı oldu
Ragıp Türk'ün yönettiği Taş ve Tüy filmi, “En İyi Film” ödülü başta olmak üzere toplam altı ödül alarak gecenin öne çıkanı oldu. Jüri, “Şehrin varoşlarındaki yoksulluk cenderesiyle toplumsal cinsiyet kimliğinin taşıdığı iç ve dış çatışma ve gerilimleri yansıtmadaki başarısını” ödül gerekçesi olarak açıkladı. Yönetmen Ragıp Türk, ödül konuşmasında sinemaya yönelme sürecini anlatarak kendisine ilham veren Yeşim Ustaoğlu'na teşekkür etti. Ödülünü ise annesine adadı.
Taş ve Tüy “En İyi Film” ödülüyle birlikte "En İyi Senaryo", "En İyi Kurgu", "Cahide Sonku", "Film-Yön En İyi Yönetmen" ve "Sungu Çapan Sinema Yazarları En İyi Film" ödüllerine de layık görüldü.
"Artakalan" dört ödülle öne çıktı
Yeşim Ustaoğlu'nun yönettiği Artakalan, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödüllerinin de aralarında bulunduğu dört ödül kazandı. Jüri, “Karakterlerin yolculuk ve dönüşüm süreçlerini ele almadaki titizlik, derinlik ve koruduğu estetik mesafeyi" ödül gerekçesi olarak açıkladı. "En İyi Yönetmen" ödülüne layık görülen Ustaoğlu, konuşmasında şu sözleri dile getirdi:
“Bu filmle tekrar bu ülkenin taşına, toprağına, dağına, suyuna bakma fırsatı bulabildim. Biraz içim acıdı; neyin arta kaldığını gördüm bize. Belki daha iyi bir geleceğe, daha iyi bir yarına, ümide, özgürlüğe dair; çünkü bu bir özgürlük arayışıydı Elif için de benim için de. Herhalde adalete ve vicdana inancımı sürdürüyorum.”
Öykü Karayel ödülünü özgürlük adına aldı
Artakalan filmindeki performansı ile "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüne Öykü Karayel, layık görüldü. Film ekibine teşekkür eden Karayel, karakterinin özgürlük uğruna çıktığı zorlu yolculuğa dikkat çekerek ödülünü özgürlük mücadelesine adadı. Karayel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Benim karakterim bir nevi özgürlük namına biraz acı verici bir yolculuğa çıkmıştı. O yüzden özgürlük adına, hepimizin özgürlüğü için, şu an haksız yere içeride olanlar için alıyorum ödülü.”
Oyunculuk ödülleri iki film arasında paylaşıldı
“En İyi Erkek Oyuncu” ödülü Hakikatin Ölümü filmindeki performanslarıyla Mehmet Günsür ve Mert Fırat arasında paylaştırıldı. Fırat, konuşmasında “Hakikatin ölmediği, hakikatin arkasında yüreğimizle sağlam durduğumuz, vicdanımızla yaşadığımız günlere” ifadelerini kullanırken Günsür, “Güzel günler gelecek. Biz bunların filmini yapmaya devam edeceğiz. Bunu yeni jenerasyonlara anlatmak lazım. Biz buradayız, film yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini dile getirdi.
“En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü Bir Anne Hakkında filminden Duygu Köse, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü ise Cinlerin Düğünü filmindeki rolleriyle İlhan Şen ve Erol Babaoğlu kazandı.
İşçi sınıfı ve Gazze'deki çocuklar unutulmadı
Arda Sarıgül, Mükellef belgeseliyle kazandığı “En İyi Belgesel” ödülünü işçi sınıfına ve maden kazalarında yaşamını yitiren işçilere adadı. Konuşmasında “Bu ödülü, sinemamızda yeteri kadar temsil edilmediğini düşündüğüm işçi sınıfı adına almak istiyorum. Ve bu ödülü; maden kazalarında hayatını kaybeden ve halen kaybetmekte olan bütün maden işçileri adına alıyorum.” dedi.
Kül ve Tuz filminin yönetmeni Çağatay Yurt ise “Belgesel Jüri Özel Ödülü”nün sahibi olarak konuşmasında Gazze'deki çocuklara değindi. “Biz bu ödülün emanetçisiyiz. Çünkü bu ödülün esas sahipleri şu anda Gazze’de: Mahmut, Muahmmed Yakub, Sâfi ve savaşta önce babasını, biz bu filmi çekerken de dedesini kaybeden 9 yaşındaki Melek, kardeşi Ali ve onun gibi dört kardeşi; bu ödül, onların.” ifadelerini dile getirdi.
Toplumsal meseleleri görünür kılan bir alan: Sinema
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yılki ödül törenlerinde sinema alanındaki başarıların ötesinde, filmlerin ve sinemacıların gündeme taşıdığı toplumsal meseleleri de görünür kıldı. Özgürlük ve adalet taleplerinden işçi sınıfının temsiline, savaşın çocuklar üzerindeki etkilerinden sinema emekçilerinin katkılarına uzanan konuşmalar, sinemanın toplumsal hafızayla kurduğu ilişkiyi yeniden ortaya koydu.
Ödül sahipleri tarafından festival boyunca dile getirilen özgürlük, adalet ve emek çağrıları; sinemanın hikaye anlatma işlevinin yanı sıra toplumsal meseleleri görünür kılma işlevini de vurguladı. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, farklı hikayeler ve sesler aracılığıyla sinemanın toplumsal tartışmaların bir parçası olmayı sürdürdüğünü bir kez daha hatırlattı.
Kaynakça:
t24.com.tr
aa.com.tr
cumhuriyet.com.tr
milliyetsanat.com
kisadalga.net
sozcu.com.tr

Şermin Ecem Duran, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü'nden fakülte ve bölüm birincisi olarak mezun oldu; Gazetecilik alanında yandal programını tamamladı. İtalya'da IULM Üniversitesi'nde Stratejik İletişim yüksek lisansına devam ediyor. Çalışmalarında toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadınların medyada temsile odaklanıyor. Kadın odaklı bir medya kolektifinin kurucusu ve yayın direktörü olarak bağımsız medya alanında çalışmalar yürütüyor.
Bu makaleyi nasıl buldun?



