La Tomatina: Bir Kasaba Her Yıl Kırmızıya Büründüğünde Ne Anlarız?
Buñol'un dar sokaklarında gerçekleşen domates savaşı, görünürde saçma ama aslında çok katmanlı bir kültürel ritüelin fotoğrafıdır.
İçindekiler

Bir şehrin sokaklarını düşünün: dar, taş döşemeli, güneş yanığı beyaz duvarlarla çevrili. Şimdi o sokakları kırmızıya boyayın. Duvarları, yüzleri, saçları, kıyafetleri. Havayı. Neredeyse her şeyi. Valencia'ya yakın küçük bir kasaba olan Buñol, her yıl tam olarak bunu yaşıyor: binlerce insan sokaklara dolup birbirlerine domates fırlatıyor. Saatler boyunca. Ve kasaba, süreci tamamen onaylıyor.
İlk duyduğunuzda gülümsüyorsunuz, değil mi? Belki biraz da kaşlarınızı kaldırıyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Ama üzerine biraz daha oturduğunuzda, bu kalabalığın neden o kadar çok insan çektiğini, neden onlarca yıldır sürdüğünü ve neden kasabanın buna karşı çıkmak bir yana sahip çıktığını anlamaya çalışmaya başladığınızda, bu saçmaya yakın görüntünün aslında oldukça derin bir şeyi söylediğini fark ediyorsunuz.
Kırmızının İçinde Kaybolmak
La Tomatina festival günü Buñol'a girenler, sokakların kalabalıkla neredeyse nefes alamaz hale geldiğini anlatıyor. Katılımcılar Buñol'un tarihi merkezinde yoğunlaşıyor, kamyonlar domates yükleriyle gelip geçiyor, ardından kaos başlıyor. Domatesler kalabalığın arasına karışıyor; yüzler tanınmaz hale geliyor, kıyafetler renk değiştiriyor, sokaklar kırmızı bir akıntıya dönüyor.
Bu görüntü, fotoğraflarda bile insanı duraksatıyor. Kalabalığın zaman zaman gözden kaybolduğu, adeta kırmızı bir bulutun içinde eridiği o anlar, mekanik bir "eğlence" organizasyonuna değil, bambaşka bir şeye işaret ediyor. Çünkü orada bireyler yok artık, tam anlamıyla. Bir bütün var, birbirini tanımayan ama aynı şeyi yapan, aynı kırmızıya bulanmış insanlardan oluşan kolektif bir beden.
Sanatın en güzeli burada: insan, bir ritüele katıldığında ne kadar çabuk bireyliğini askıya alabiliyor.
Tesadüfen Başlayan Bir Gelenek
La Tomatina'nın kökeni, büyük çaplı festivallerin çoğunda olduğu gibi biraz bulanık, biraz efsanevi. Anlatılan en yaygın versiyona göre festival, geçen yüzyılın ortalarında Buñol'da bir kaza sonucu başladı. Bir kasaba kutlaması sırasında çıkan bir kargaşada yakındaki bir pazar tezgahının üzerindeki domatesler ele geçirildi ve ortada domates savaşına dönüşen kendiliğinden bir kavga yaşandı. Tam olarak kim başlattı, neden başlattı, kesin olarak bilinmiyor. Ama ertesi yıl insanlar yeniden toplandı. Ve bir sonraki yıl da.
Yerel yönetim zaman zaman festivali yasaklamaya çalıştı, bir dönem izinsiz yapıldı. Sonunda kasaba ve festival birbirini kabullendi, hatta benimsedi. Bu "kabulleniş" meselesi bence çok önemli: Buñol, La Tomatina'yı planlamadı. Ama sahip çıktı. Ve bu sahiplenme, organizasyonun çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Neden Domates Fırlatıyoruz?
Bu soruyu ciddiye almak gerekiyor, gerçekten.
İnsanlık tarihi boyunca festivaller, karnavallar ve ritüeller belirli bir işlev görmüştür: gündelik düzenin askıya alındığı, normların geçici olarak tersine döndüğü, toplumsal baskıların boşaldığı anlardır bunlar. Ortaçağ Avrupası'nın karnaval geleneğinden tutun da, dünyanın pek çok farklı köşesindeki hasat şenliklerine kadar bu yapı tekrar eder. Kaos, kısa bir süreliğine kutsanır. Tam da bu nedenle insanlar rahatlayarak eve döner ve düzene yeniden katlanabilir.
La Tomatina bu çerçevede okunduğunda bambaşka bir anlam kazanıyor. Domates fırlatmak, toplumsal hiyerarşiyi bir an için silmek demek. Orada avukat da var, inşaat işçisi de, turistler de, yerli halk da. Herkesin üstü aynı şekilde kırmızıya boyanıyor. Kimse "ben müdürüm" diyemiyor. Kirlenme eşit. Ve garip bir şekilde, bu eşit kirlenme özgürleştirici.
Aslında bir de şunu düşünüyorum: neden domates? Neden başka bir şey değil? Domates, yemek kültüründe hem değerli hem de bolluğun simgesi. Onu fırlatmak, tüketimin ve üretimin kurallarını geçici olarak çiğnemek. Yiyeceği silah ya da boyaya dönüştürmek, doğrudan bir sarsıntı yaratıyor. "Bunu yapmamalısın" denen şeyi tam da o yüzden yapıyorsunuz ve kalabalıkla beraber yapıyorsunuz. Kolektif bir kural ihlali, kolektif bir deşarj.
Küresel İlgi Bir Festivali Dönüştürür mü?
İşte böyle oluyor bu: bir şey özgünse ve özgünse, eninde sonunda global dikkat onu buluyor. Ve o dikkat, bazen onu kurtarır, bazen onu eritir.
La Tomatina artık dünya çapında tanınan bir domates festivali. Katılımcıların büyük çoğunluğunun Buñol'dan değil, farklı ülkelerden geldiği söyleniyor. Kasaba, bu ilgiyi yönetmek için yıllar içinde bilet sistemine geçmek zorunda kaldı. Festival kontrollü, organize bir hale geldi. Bu değişim kaçınılmazdı ama beraberinde ciddi sorular getirdi: Ritüelin anlamı, onu deneyimleyen insanlar için aynı mı? Yoksa "La Tomatina yaptım" kutucuğunu işaretlemek için orada olan ziyaretçi kalabalığı, ritüeli içten dışa mı çevirdi?
Yerli halkın buna nasıl baktığını merak ediyorum. Kendi kasabanızın simgesi olan bir şeyin, her yıl sizi geçen sayıda yabancı tarafından deneyimlenmesini nasıl hissediyorsunuzdur? Bu soruyu Buñol'lulara sormadan yanıtlayamam, doğrusu. Ama gözlemleyebildiğim kadarıyla benzer süreçleri yaşayan pek çok festival aynı paradoksla boğuşuyor: görünür olunca büyürler, büyüyünce değişirler.
Yine de şunu söylemek gerekiyor: tamamen pazarlanmış, içi boşaltılmış bir festival, onlarca yıl boyunca ayakta kalamaz. La Tomatina'nın bu denklemi nasıl yönettiği, kendi başına incelemeye değer bir kültür yönetimi meselesi.
Peki Ya Biz?
Türkiye'de böyle bir festival olabilir miydi? Olabilir mi?
Bu soruyu sormak, ülkedeki festival kültürünü bir kez daha gözden geçirmek anlamına geliyor. Türkiye'nin zengin bir festival ve şenlik geleneği var: hasat şenlikleri, yöresel etkinlikler, çiçek festivalleri, uçurtma şenlikleri. Bunların bir kısmı gerçekten özgün, yaşayan gelenekler. Ama La Tomatina'nın o "kaotik kolektif deşarj" boyutuna sahip bir şey? Bunu bulmak daha zor.
Bunun birçok nedeni olabilir. Gıdayla bu kadar rahat "oynamak" kültürel olarak kolay kabul görmüyor, haklı gerekçelerle. Kalabalığın bu denli organize kaosa bırakılması, yönetimsel olarak başlı başına bir zorluk. Ve belki de en önemlisi: kaosun kutsanması, toplumun buna ne kadar alan açtığıyla ilgili. Türkiye'de kamusal alanda toplu eğlencenin önündeki engeller ve tedirginlikler, böyle bir festivalin kendiliğinden yeşermesine pek izin vermiyor.
Ama şunu da söylemeden geçemem: Türkiye'nin belirli bölgelerinde var olan şenlik kültürü, o kolektif özgürlük ruhunu farklı biçimlerde barındırıyor. Hıdrellez kutlamaları, bazı yöresel hasat şenlikleri, nesilden nesile geçen o "beraber coşkusu" hâlâ canlı. Sadece domates fırlatılmıyor, o kadar.
Domates Fırlatmanın Ötesinde
La Tomatina'yı salt bir turist kalabalığı olayına indirgemek, onu anlamayı baştan reddetmek demek. Evet, pek çok insan bu görüntüyü sosyal medyada gördü ve seyahat listesine ekledi. Evet, Buñol artık bir "bucket list" destinasyonu. Ama bu festivalin altında yatan şey, insanın kirlenmeye, eşitlenmeye, kalabalıkta erimesine duyduğu derin ihtiyaçla ilgili. Ve bu ihtiyaç, kameralar kapansa da kaybolmuyor.
Bence asıl soru şu: Hangi ritüellere ihtiyaç duyduğumuzu anlayabiliyor muyuz? Neyin bizi bir araya getirdiğini, neyin bizi boşalttığını, neyin bizi yeniden taşıyabilir hale getirdiğini? La Tomatina bunu bir domatesle yapıyor. Başka kültürler başka şeylerle yapıyor. Biz ne yapıyoruz?
Gözümüz gibi saklasak yetmez bunu: her toplum, kendine özgü bir kaos ritüeline muhtaç. Buñol, bunu onlarca yıldır biliyor.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
La Tomatina neden domates fırlatılarak yapılıyor?
Domates yemek kültüründe hem değerli hem de bolluğun simgesidir. Onu fırlatmak tüketim ve üretim kurallarını çiğnemek, yiyeceği silah ya da boyaya dönüştürmek demektir. Kolektif bir kural ihlali olarak bu davranış, kaotik bir deşarj yaratır.
Festival kasaba yönetiminin izni olmadan mı yapılıyordu?
Evet, yerel yönetim zaman zaman festivali yasaklamaya çalıştı ve bir dönem izinsiz yapıldı. Sonunda kasaba ve festival birbirini kabullendi ve Buñol, bunu tam anlamıyla benimsedi.
Küresel ilgi La Tomatina'nın anlamını değiştirdi mi?
Festival turist çoğunluğundan dolayı bilet sistemine geçti ve organize hale geldi. Ancak onlarca yıl ayakta kalabilmiş olması, içinde hâlâ özgün deneyimin bulunduğunu gösteriyor; tamamen içi boşaltılmış bir festival bu kadar süre yaşayamaz.
Buñol'da festival sırasında sokaklar nasıl görünüyor?
Katılımcılar kamyonlar domates yükleriyle gelip geçtikten sonra sokaklar kalabalıkla nefes alamaz hale geliyor, duvarlar ve insanlar kırmızı boranır, sokaklar kırmızı bir akıntıya dönüyor.
Türkiye'de benzer bir festival neden ortaya çıkmadı?
Gıdayla rahat oynamanın kültürel olarak kolay kabul görmemesi, kalabalığın kaosa bırakılmasının yönetimsel zorluk yaratması ve kamusal alanda kaosun kutsanmasına aç olunmaması bu tür festivallerin kendiliğinden yeşermesini engelledi.
Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.
Bu makaleyi nasıl buldun?


