İçeriğe geç

30 Yılın Birikimi: İstanbul Tiyatro Festivali Yeniden Perdelerini Açıyor

30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim-3 Aralık arası 17 yapımla İstanbul sahnelerini yeniden canlandırıyor. Mehmet Birkiye küratörlüğünde.

İçindekiler
Sesli okuma0:00 / —:—
Tiyatro sahnesinin önünde sıra sıra siyah koltuklar ve kırmızı perde.

Otuz yıl. Bir insanın olgunlaşması için yeterli süre, bir kurumun kimlik kazanması için de öyle. İstanbul Tiyatro Festivali'nin otuzuncu yılına girmesi, takvimde işaretlenecek bir not olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü bir kültür kurumunun otuz yılı, o kentin sanatla kurduğu ilişkinin de otuz yıllık tarihidir. Perde her açıldığında biraz daha derinleşen, biraz daha karmaşıklaşan bir ilişki bu. Ve şimdi, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın (İKSV) düzenlediği festival, 22 Ekim'de başlayarak 3 Aralık'a kadar 17 tiyatro, performans ve dans yapımıyla şehrin sahnelerine yeniden yerleşiyor.

Bir festivalin otuzuncu yılı neden önemli bir eşik? Çünkü onlarca yıl ayakta kalmak, popüler olmaktan farklı bir şey. Popülerlik anlık olabilir; bir sezon parlarsın, bir sonrakinde sessizleşirsin. Ama otuz yıllık bir festival demek, nesiller arası bir hafıza demek. İlk kez izleyici olan biri artık sahnede oynuyor olabilir, ya da başka biri için bilet alıyor. Bu süreklilik, soyut bir başarı değil; kültürel bir altyapının somut kanıtı.

"Lacrima" ve Dünya Sahneleriyle Kurulan Köprü

Festival, 22 Ekim akşamı Caroline Guiela Nguyen imzalı "Lacrima" ile açıldı. Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde sahne alan yapım, Fransa'nın köklü kurumlarından Théâtre National de Strasbourg'un (TNS) direktörünün elinden çıkıyor. Nguyen'in imzası tek başına bile bir şeyi anlatıyor: İstanbul Tiyatro Festivali, dünya sahnelerinde dolaşan yapımları buraya taşıma konusundaki kararlılığından hiç vazgeçmemiş.

"Lacrima"daha önce Avignon Festivali, Barbican, Odéon Paris, Schaubühne ve BAM gibi sahnelerde izleyiciyle buluşmuş bir yapım. Bu isimler sadece birer mekân değil; küresel sahne sanatları haritasının kılavuz noktaları. O haritada yer almış bir eserin İstanbul'a gelmesi, festivalin uluslararası seçki gücünü ortaya koyuyor. ENKA Vakfı'nın desteği ve Institut français İstanbul işbirliğiyle İstanbul'a taşınan yapım, 23 Ekim'de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde bir kez daha izleyiciyle buluşacak.

Açılış için "Lacrima" gibi bir yapımı seçmek rastlantı değil, bir editoryal tercih. Ve bu tercih bizi doğrudan festivalin küratörüne götürüyor.

Mehmet Birkiye ve Bir Seçkinin Anatomisi

Mehmet Birkiye'nin küratörlüğü, bu festivalin sahip olduğu en belirleyici özelliklerden biri. Çünkü bir festival, programına aldığı yapımlar kadar programdan dışarıda bıraktıklarıyla da kimlik kazanır. Seçki yapmak, bir argüman üretmek demek. Neyin sanat olduğuna dair değil; neyin şu an söylenmesi gerektiğine dair.

On yedi yapım. Bu sayı ne çok ne az. Yeterince çeşitli, ama dağınık değil. Tiyatro ve çağdaş dansın aynı çatı altında buluşması, festivalin sahne sanatlarını disiplin sınırları içinde değil, daha akışkan bir perspektiften gördüğünün işareti. Birkiye küratörlüğü bu anlamda yalnızca lojistik bir düzenleme değil; festivalin entelektüel tutumunu şekillendiren bir zihinsel çerçeve.

İyi bir küratör, izleyiciyi elde ettiği yapımlarla buluşturmaz sadece; izleyiciye henüz sormadığı soruları sordurur. Bu festivalin programına baktığımda, tam olarak bunun peşinde olduğunu hissediyorum.

Yerli-Uluslararası İşbirliğinin Somutlaştığı Yer: "Rüzgâr Ağacı"

Ekim ayı programının dikkat çekici yapımlarından biri, 24 ve 25 Ekim'de AKM Tiyatro Salonu'nda sahnelenen "Rüzgâr Ağacı". İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile MDTistanbul işbirliğiyle hayata geçirilen bu çağdaş dans yapımı, festivalin otuzuncu yılına özel olarak sahneleniyor.

Koreograf Fernando Melo'nun Danish Dance Theatre için hazırladığı eserin MDTistanbul yorumuyla İstanbul izleyicisiyle buluşması, salt bir gösteri programlamasının ötesine geçiyor. Bu, bir diyalog. Uluslararası bir koreografik dil, yerli bir toplulukla konuşuyor. Çağdaş dans zaten sınırları pek umursamaz; beden evrensel bir dildir ve "Rüzgâr Ağacı" bu evrenselliği somutlaştırıyor.

Aynı zamanda İDOB gibi köklü bir kurumun böyle bir işbirliğinde yer alması da kayda değer. Devlet kurumlarının çağdaş ve deneysel üretimle buluşması her zaman kolay olmaz. Ama bu tür buluşmalar gerçekleştiğinde, sahne sanatları haritasında gerçek bir genişleme olur.

Festival boyunca Türkiye'den ve uluslararası arenadan gelen yapımların bir arada programlanması da bu çerçevede düşünülmeli. Yerli üretimi görünür kılmak ile dünya sahnelerinden seçkiler sunmak, birbiriyle yarışan değil birbirini besleyen iki tercih. İstanbul Tiyatro Festivali'nin bu dengeyi yıllar içinde koruyabilmesi, otuz yıllık birikim içinde en değerli kazanımlardan biri.

İstanbul'un Kültürel Coğrafyasına Uzun Vadede Ne Bırakıyor?

Bir festival bittikten sonra geriye ne kalır? Bilet koçanları, program kitapçıkları, belki birkaç fotoğraf. Ama asıl kalan şey, izleyicide oluşan birikimdir. Bir oyun izlemek bazen sadece o oyunu izlemek değildir; nasıl izleyeceğini öğrenmektir de.

İstanbul Tiyatro Festivali bu anlamda uzun vadeli bir seyirci eğitiminin de aracı olmuştur. Yıllar içinde İstanbul'daki tiyatro kültürünün derinleşmesinde, seyircinin alışkanlıklarının çeşitlenmesinde bu festivalin payı yadsınamaz. Çünkü insanlar bir kez deneysel bir yapımla karşılaştığında, bir kez beklentilerinin dışında bir şeyle sarsıldığında, bir daha eski yerine dönmek istemez. İyi sanat böyle çalışır; sizi dönüştürür ve sonra sizi serbest bırakır.

Festivalin İstanbul'un farklı sahnelerinde gerçekleşmesi de bu bağlamda ayrıca düşünülmeli. Zorlu PSM'den AKM'ye uzanan güzergah, coğrafi bir dağılım değil; şehrin kültürel damarlarına el atmak gibi bir şey. Her mekân kendi izleyici kitlesini, kendi dinamiğini getiriyor. Festival bu dinamiklerin kesiştiği yer.

Koç Holding Enerji Grubu şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş'ın sponsorluğuyla ayakta duran bir festivalin otuz yıl boyunca sürdürülebilir kalması, özel sektörün kültür finansmanındaki rolüne dair de somut bir örnek oluşturuyor. Bu tür ortaklıklar, sanatın üretim koşullarını doğrudan etkiliyor. Finansman yoksa üretim yok, üretim yoksa izleyici yok, izleyici yoksa soru yok. Döngü böyle kurulur.

Otuzuncu Yılda Nereye Bakıyor?

Otuzuncu yıl, kutlama vesilesi kadar hesaplaşma vesilesi de olmalı. Festivaller yaşlandıkça kendileriyle yüzleşmek zorunda kalır: Hâlâ aynı sorular mı soruyoruz? Seyircimiz kim? Kime ulaşamadık, neden? Bu sorular rahatsız edici olabilir, ama diri bir kültür kurumunun asıl gıdası bu tür rahatsızlıklardır.

İstanbul Tiyatro Festivali'nin otuzuncu yılda 17 yapımla perdelerini açması, kendinden emin bir adım. Ama ben bunun aynı zamanda mütevazı bir adım olduğunu düşünüyorum. Çünkü sayıyı şişirmeye ya da görkemli bir yıldönümü kutlamasına yaslanmaya çalışmak yerine, seçkinin kalitesini konuşturmayı tercih etmek, festivalin karakter meselesi.

3 Aralık'a kadar sürecek bu programın sonunda izleyicilerin sahnelerden ayrılırken ne hissettiklerine dair merakım büyük. Bir tiyatro oyunundan çıktıktan sonra kanepede otururken hâlâ içinde olduğun o his, bilirsiniz. İyi bir festival de tam olarak o hissi bırakmalı: Bitmiş gibi görünüp aslında bitmemiş olmak.

İstanbul Tiyatro Festivali bunu yıllardır yapıyor. Otuzuncu yılda da yapmaya devam ediyor. Sanatın en güzeli burada, diyorum ve bunu ciddiye alın.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

İstanbul Tiyatro Festivali ne zaman başlıyor ve kaç yapım sunuyor?

Festival 22 Ekim'de başlayıp 3 Aralık'a kadar sürecek ve toplamda 17 tiyatro, performans ve dans yapımını izleyiciye sunacak.

Festivali açan 'Lacrima' yapımı daha önce hangi sahnelerde gösterilmiş?

Lacrima, Avignon Festivali, Barbican, Odéon Paris, Schaubühne ve BAM gibi dünya sahne sanatları haritasının önemli noktalarında izleyiciyle buluşmuştur.

Mehmet Birkiye'nin küratörlüğü festivalin kimliğinde nasıl bir rol oynuyor?

Birkiye küratörlüğü, seçkinin kalitesini konuşturan ve festivalin neyin şu an söylenmesi gerektiğini belirleyen editoryal tutumunu şekillendiriyor.

Otuz yıllık bir festival toplumun kültür hayatında nasıl bir etki bırakıyor?

Festival, izleyiciyi dönüştürerek seçkin sanat yapımlarıyla karşılaştırma imkanı verdi ve yıllar içinde İstanbul'daki tiyatro kültürünün derinleşmesinde önemli rol oynadı.

'Rüzgâr Ağacı' neden festivalde özel bir yere sahip?

MDTistanbul ve İDOB işbirliğiyle sahnelenen yapım, uluslararası koreografik dilin yerli kurumlarla diyalog kurduğu ve Devlet kurumlarının deneysel üretimle buluştuğu bir örnek oluşturuyor.

Etiketler

Aylin Kutsay

Yazar

Aylin Kutsay

Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş