Yeşil Çatılı Ev'i Büyüdükten Sonra Yeniden Okumak
Anne Shirley'nin hikâyesi sevimli bir yetim masalı değil; kız çocuğu bedeninin ve zihninin nasıl denetlendiğinin sessiz bir kroniğidir.
İçindekiler

Yeşil Çatılı Ev'i Büyüdükten Sonra Yeniden Okumak
İlk okuduğumda on yaşındaydım ve Anne Shirley benim için bir hayal arkadaşıydı. Kırmızı saçlı, çilli, fazla konuşan, her şeye isim takıp her yere anlam yükleyen biri. Sevimli bulmuştum onu. İkinci kez okuduğumda otuzlu yaşlarımın ortasındaydım ve bu sefer içim burkulmadı; bunun yerine bir rahatsızlık yerleşti yerime. Çünkü sevimli zannettiğim her sahnede bir başkasının Anne'yi şekillendirme çabasını görmeye başladım. Susturma, düzeltme, törpüleme. Ve en sarsıcı soru şu oldu: Biz gerçekten Anne'yi mi sevmiştik, yoksa itaat ettikçe ödüllendirilen Anne'yi mi?
Bu soruyu sormak, kitabın tamamını farklı bir ışıkta görmek demek.
Konuşan Kız, Susan Kız
L.M. Montgomery, Yeşil Çatılı Ev'i 1908'de yayımladığında bir çocuk klasiği yaratmak istiyordu, büyük olasılıkla. Ama ortaya çıkan şey aynı zamanda bir dönemin kız çocuğu ideali üzerine son derece ayrıntılı bir belgedir. Anne Shirley'nin romanın başından sonuna kadar maruz kaldığı en tutarlı baskı şudur: Fazla konuşuyorsun. Fazla hayal kuruyorsun. Fazla duygulanıyorsun. Fazla ileri gidiyorsun.
Dikkat edin, bu "fazlalıklar" aslında onun en canlı yanlarıdır. Hayal gücü, dili kullanma biçimi, etrafındaki her şeye anlam katma kapasitesi. Psikoloji literatüründe bu özelliklerin bir kısmına "yüksek duyarlılık" ya da "yaratıcı biliş" deriz. Normal değerlendirmede bunlar güçlü yönlerdir. Ama roman boyunca bu özellikler birer sorun olarak çerçevelenir ve Marilla Cuthbert'in asık suratlı onayı ancak Anne bunları dizginlediğinde gelir.
Aslında bu çok da yadırganacak bir şey değil, tarihsel bağlamda bakıldığında. On dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başında kız çocuğu yetiştirme pratikleri, büyük ölçüde "sesi kısılmış ama işlevsel" bir birey üretmeye dayanıyordu. Duygu göstermek zayıflık, merak göstermek küstahlık, itiraz etmek ise saygısızlık sayılıyordu. Anne bu kalıba girmeyi sürekli reddeder; ama roman da sürekli onu o kalıba sokmaya çalışır.
Avonlea'nın Görünmez Kuralları
Romanın geçtiği dönemin Prens Edward Adası'ndaki Protestan, beyaz, orta sınıf köy topluluğu tesadüfen seçilmemiştir. Avonlea bir cennet gibi resmedilir ama aslında son derece sıkı bir normatif sistemdir. Dedikodu bir sosyal denetim aracıdır, kıyafetler bir ahlak göstergesidir, Pazar günleri kutsaldır ve herkesin "düzgün" davranması beklenir.
Bu düzende Anne başlangıçta bir anomalidir. Yetim olması zaten onu aşağı bir kategoriye koyar. Üstüne üstlük konuşkan, hayalperest ve "terbiyeli" davranış kalıplarına yabancıdır. Avonlea'nın onu kabul etme süreci, aslında onu bu normatif sisteme entegre etme sürecidir. Ve roman bunu bir başarı olarak sunar.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu entegrasyon şöyle işler: Topluluğun değerlerini içselleştiren birey ödüllendirilir, bu değerlere direnç gösteren ise dışlanır. Anne'nin Avonlea tarafından sevilmeye başlaması tam olarak onun bu değerleri benimsediği anlara denk gelir. Öfkesini bastırdığında, dilini tuttuğunda, "uygun" biçimde davrandığında çevresindeki yetişkinlerin yüzü yumuşar. Bu kurgunun içinde mantıklıdır, elbette. Ama geriye bir adım çekilip baktığınızda ne görüyorsunuz? Bir kız çocuğunun kendinden vazgeçmesinin sevinçle karşılandığını.
Hayal Gücü: Çekim mi, Tehdit mi?
Montgomery'nin en zekice hamlesi belki de şudur: Anne'nin hayal gücünü okuyucu için büyüleyici, yetişkinler için ise kontrol edilmesi gereken bir şey olarak eş zamanlı çerçevelemesi. Biz okurken Anne'nin verdiği isimleri (Parlak Göl, Sevinç Korusu) ve yarattığı dünyaları seviyoruz. Onunla birlikte hayal kuruyoruz.
Ama Marilla'nın gözünden bakıldığında bu hayal gücü, pratik hayatla bağdaşmayan tehlikeli bir sapkınlıktır. Anne sürekli "başka yerlerde" olduğu için günlük görevleri aksatır, gerçeklikten koptuğu için hatalar yapar, hayal dünyasında gezindiği için "yararlı" bir kız olmaktan uzaklaşır. Marilla'nın bu konudaki kaygısı, romanın dönemine son derece uygun bir kaygıdır: Bir kız çocuğu, hayaller kurmak için değil; ev işleri yapmak, uysal olmak ve zamanı gelince iyi bir eş olmak için yetiştirilir.
Bakın şöyle düşünelim: Roman bize hem "Anne'nin hayal gücü güzeldir" hem de "bu hayal gücü törpülenmelidir" mesajını aynı anda veriyor. Ve biz bunu iki mesaj olarak değil, bir bütün olarak okuyoruz. Çünkü o yaşta bu gerilimi görmek için gerekli araçlara sahip değilizdir. Büyüyünce ise gerilim görünür hale geliyor.
Zekâ, Ama Sınırları İçinde
Yeşil Çatılı Ev'in en karmaşık katmanlarından biri cinsiyet ve eğitim ilişkisidir. Anne zekildir; bu açıktır ve roman bunu gizlemez. Okulda başarılıdır, yarışmalarda öne çıkar, Gilbert Blythe'ı geride bırakır. Montgomery bu noktada neredeyse feminist bir tutum sergiler gibi görünür.
Ama burada durup düşünmek gerekiyor. Anne'nin zekâsı ne zaman onaylıdır? Belirlenen yarışma alanlarında, belirlenmiş bir sistemin içinde, erkek rakiplerini "kendi silahlarıyla" yendikten sonra. Yani zekâ, kurumu tehdit ettiğinde değil, kurumun kurallarına uyarak sergilendiğinde kabul görür.
Bu ayrım önemlidir. Kız çocuğu eğitiminin tarihine baktığımızda, zekânın "dozunda" ve "uygun yerlerde" kabul gördüğünü görürüz. Fazlası tehlikelidir; çünkü sistemi sorgulayan bir kadın, sistemin sürdürülebilirliğini tehdit eder. Anne romanın sonuna doğru, olgunlaşma adı altında, bu sınırları kendiliğinden kabul eder hale gelir. Belki de en trajik sahne budur: Anne'nin itaati, dışarıdan dayatılmak yerine içselleştirilmiş bir şey olarak sunulur.
Psikoloji buna "normatif uyum" der. Toplumun beklentilerini o kadar derinden özümseriz ki bunları kendi değerlerimizmiş gibi yaşarız. Baskı ortadan kalkmıştır ama yalnızca görünmez olduğu için.
Şimdi Sormamız Gereken Soru
Yeşil Çatılı Ev'i sosyolojik bir mercekle yeniden okumak, onu sevmemeyi gerektirmiyor. Ben hâlâ o kitabı seviyorum; ama artık farklı bir sevgiyle. Anne Shirley'yi seviyorum, ona rağmen değil. Kitabın ona yaptıklarına rağmen.
Montgomery'nin çizdiği dünya, masum göründüğü her köşede bir norm saklıyor. "Düzgün kız çocuğu" kimdir? Kim konuşabilir, kim susmalıdır? Hangi zekâ kabul edilir, hangisi törpülenir? Bu sorular 1908'de sorulabilirdi; bugün de sorulabilir. Çünkü kız çocuğu bedeninin ve zihninin denetim altına alınma biçimleri değişmiş olsa da bu denetimin ardındaki kaygı çok da farklı değildir: Sistemin dışına taşan bir kadın, hep biraz fazladır.
Anne Shirley sonunda Avonlea'ya uyum sağlar. Okuyucu bunu bir büyüme hikâyesi olarak okur. Ama belki de asıl soru şudur: Anne büyüdü mü, yoksa küçüldü mü?
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Yazara göre Yeşil Çatılı Ev'de Anne Shirley'nin kişiliğine neler yapılmaktadır?
Anne'nin hayal gücü, dili kullanma becerisi ve duygusallığı gibi canlı yanları roma boyunca başa çıkılması gereken sorunlar olarak çerçevelenir. Marilla Cuthbert ve toplum bunu basma kalıba sokmaya çalışır; Anne ise bu değerleri içselleştirdikçe sevilir ve ödüllendirilir.
Avonlea'nın toplumsal yapısı nasıl işlemektedir?
Avonlea son derece sıkı bir normatif sistemdir; dedikodu sosyal denetim aracıdır, kıyafetler ahlak göstergesidir. Anne başlangıçta bu sisteme uyum sağlamadığı için anomalidir ama ilerledikçe sisteme entegre edilerek kabul görmesine başlar.
Yazara göre kız çocuğu zekâsının tarihi nasıl bir sınırlama görmüştür?
Zekâ ancak 'uygun dozda' ve belirlenen yarışma alanlarında, kurumun kurallarına uyarak sergileyen kızlarda kabul görür. Sistemi sorgulayan bir kadın, sistemin sürdürülebilirliğini tehdit eder bu nedenle.
Çocuk ve yetişkin okuru ne açıdan farklı mesajlar almaktadır?
Çocuk okur Anne'nin hayal gücünün güzel olduğu mesajını alırken aynı zamanda bunun törpülenmesi gerektiğini de algılar ama bu gerilimi görmeye yeterli araçlara sahip değildir. Yetişkinlik sonrası bu çelişki açık hale gelir.
Yazara göre gerçek soru nedir?
Anne romanın sonunda Avonlea'ya uyum sağlamıştır ancak asıl soru şudur: Anne büyüdü mü yoksa kendi değerlerini teslim ederek küçüldü mü? Bu soru 1908'de olduğu kadar bugün de geçerlidir.
Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


