TBMM Kürsüsünden AFAD ve Kızılay'a: Hesap Sorma Vakti mi?
6 Şubat depremlerinin üzerinden zaman geçse de TBMM'deki tartışmalar, afet yönetimindeki kurumsal çöküşün hâlâ tam anlamıyla yüzleşilmediğini gösteriyor.
İçindekiler

Deprem oldu, binalar yıkıldı, insanlar enkaz altında kaldı. Sonra bir sessizlik çöktü. Sadece fiziksel değil, kurumsal anlamda da. 6 Şubat'ın üzerinden aylar geçti; ama TBMM kürsüsünden yükselen sesler, bu sessizliğin hâlâ bozulmadığını, asıl hesaplaşmanın henüz başlamadığını hatırlatıyor.
CHP'li milletvekili, kürsüden AFAD ve Kızılay'ın deprem sürecindeki performansını sert bir dille sorguladı. Söyledikleri yeni bilgiler içermiyordu belki; zaten asıl mesele de buydu. Aynı tespitler, aynı koordinasyon kaosunun görüntüleri, aynı sorular. Aylardır bilinen şeyler kürsüden bir kez daha dile getirilmek zorunda kalınıyorsa, o zaman sorun çözülmemiş demektir.
Koordinasyon mu, kaos mu?
6 Şubat depremi, Türkiye'nin afet yönetim sistemini gerçek anlamda ilk kez bu ölçekte sınadı. AFAD, 2009'da kurulduğunda iddialı bir misyonla sahneye çıkmıştı: merkezi koordinasyon, hızlı müdahale, tek çatı altında toplanmış kapasite. On yılı aşkın süredir de bu misyonun üzerine kurumsal bir anlatı inşa edildi.
6 Şubat o anlatıyı sarstı.
İlk saatlerden itibaren sahadaki tablo, merkezi koordinasyon iddiasıyla ciddi bir çelişki içindeydi. Kurtarma ekipleri bölgeye ulaşmakta güçlük çekti; enkaz altındaki insanlara ilk müdahale gecikti. Sivil toplum kuruluşları, yurt içinden ve yurt dışından gönüllüler, hatta bireysel inisiyatifler bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Koordinasyon yetersizliği, siyasi bir eleştirinin değil, bizzat sahadaki aktörlerin dile getirdiği somut bir gerçeklikti.
Kızılay'ın durumu ise ayrı bir tartışma konusu oldu. Türkiye'nin en köklü insani yardım kuruluşu olarak Kızılay'ın bu ölçekteki bir afette belirleyici bir rol üstlenmesi beklenirdi. Sahada yaşananlar, bu beklentiyle örtüşmedi. Çadır dağıtımındaki aksaklıklar, lojistik sorunlar ve kurumun yönetimsel yapısına yönelik soru işaretleri gündemin üst sıralarına taşındı. Kızılay'ın hem kamu kaynakları hem bağış gelirleriyle beslenen karma bir finansman yapısına sahip olduğu düşünüldüğünde, hesap verebilirlik meselesi sıradan bir eleştirinin çok ötesine geçiyordu.
Yapısal kırılganlık, anlık başarısızlık değil
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. 6 Şubat'ta yaşananları yalnızca bireysel hataların ya da anlık kararların ürünü olarak okumak, gerçeği eksik anlatmak demektir. Sorun daha derinlerde.
AFAD'ın merkezi yapısı, kağıt üzerinde cazip görünüyor. Tek elden koordinasyon, dağınıklığın önüne geçer, çakışmaları engeller. Ama bu mantık yalnızca sistem iyi kurgulanmışsa, kapasite gerçekten varsa ve koordinasyon mekanizmaları pratikte test edilmişse işe yarar. Aksi takdirde merkezileşme, esnekliği öldürür. Yerel inisiyatifi bastırır. Ve kriz anında sistemin tamamı tek bir noktanın kapasitesine mahkum hale gelir.
Nitekim sahada da bu görüldü. Yerel yönetimlerin, belediyelerin, sivil toplumun devreye girmesi kurumsal bir planın parçası değildi; tersine kurumsal boşluğun kendiliğinden doldurulmaya çalışılmasıydı. Bu fark, küçük bir ayrıntı gibi görünebilir; ama politika açısından belirleyicidir.
Kızılay meselesine gelince: Türkiye'de bağımsız bir sivil toplum refleksinin neden bu kadar kırılgan olduğu sorusu, afet yönetiminin çok ötesine uzanıyor. Kızılay, Türk kamu hayatında özgün bir konumda duruyor; ne tamamen devlet, ne tamamen bağımsız. Bu muğlaklık, olağan dönemlerde yönetilebilir; kriz dönemlerinde ise hem kurumun işlevini hem de kamuoyunun güvenini zedeliyor.
Siyasi sorumluluğun sınırı nerede?
TBMM kürsüsündeki eleştirilere dönmek gerekiyor. CHP'li milletvekilinin çıkışı, muhalefet partilerinin deprem hesabını siyasi gündemde tutma çabasının bir parçası. Bu çabayı salt partizan bir refleks olarak okumak haksızlık olur; çünkü ortada sorulması gereken meşru sorular var.
Ama aynı zamanda şunu da sormak gerekiyor: Siyasi hesap sorma mekanizmaları gerçekten işliyor mu?
Meclis araştırması açıldı mı, açıldıysa ne çıktı? Komisyon kuruldu mu, kurulduysa bulgular kamuoyuyla paylaşıldı mı? Yetkililer ifade verdi mi, verdiyse bu ifadeler somut bir politika değişikliğine yol açtı mı? Bu soruların yanıtları tatmin edici değilse, kürsüden yükselen ses ne kadar sert olursa olsun, hesap sorma mekanizması sembolik düzeyde kalmaya devam ediyor demektir.
Türkiye'de muhalefet partilerinin mecliste araştırma önergesi verme kapasitesi var; ama bu önergelerin akıbeti çoğu zaman gündem dışında kalıyor. Kamuoyu baskısı bir dönem gündemde tutabiliyor meseleleri; zamanla bu basınç dağılıyor. Medyanın sürekli takip kapasitesi ise ayrı bir kırılganlık noktası.
Sonuç olarak: Eleştiri sesli, ama denetim mekanizması zayıf. Bu dengesizlik, kurumsal reformu geciktiriyor.
Bilmek yetmez, değişmek gerekir
Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olduğu coğrafi bir kader; bunu herkes biliyor. Bilgi eksikliği değil, bu. Sorun, bilinenlerin politikaya, politikanın uygulamaya ve uygulamanın denetlenen bir sisteme dönüşmemesinde.
Afet yönetiminde reform tartışması yeni değil. 6 Şubat'ın ardından bu tartışma yoğunlaştı, öneri listesi uzadı. Merkeziyetçi yapının gevşetilmesi, yerel yönetimlere daha fazla kapasite ve kaynak aktarılması, Kızılay'ın yönetişim yapısının bağımsızlık ilkeleri çerçevesinde yeniden düzenlenmesi, arama kurtarma kapasitesinin çeşitlendirilmesi ve özel sektör ile sivil toplumla daha işlevsel koordinasyon protokolleri oluşturulması bunların başında geliyor.
Peki bu önerilerin kaçı somut bir politika metnine dönüştü? Kaçı yasama sürecine girdi? Kaçı uygulamaya konuldu ve kaçı bağımsız bir mekanizma tarafından izleniyor?
Bu soruların yanıtı verilmeden kürsüden yükselen eleştiriler, bir sonraki depreme kadar ertelenen bir hesap olarak kalmaya mahkum.
Kamuoyunun hafızası ve kurumsal sorumluluk
6 Şubat'ın toplumsal hafızada bıraktığı iz derin. Enkaz görüntüleri, hayatta kalanların tanıklıkları, gönüllülerin örgütlenme hikâyeleri; bunlar hâlâ canlı. Ama toplumsal hafıza ile kurumsal sorumluluk mekanizmaları her zaman paralel işlemiyor.
Kamuoyu, doğal olarak aciliyetle ilgilenir. Haber döngüsü ilerler, başka krizler, başka gündemler gelir. Kurumsal reform ise yavaş, teknik ve çoğu zaman sıkıcıdır. Bu asimetri, kamuoyunun baskısının en yüksek olduğu dönemde bile reform iradesi üretilmesini güçleştiriyor.
İşte tam da bu yüzden TBMM kürsüsündeki sesler, yalnızca muhalefet refleksi olarak okunmamalı. Bu sesler, kamuoyu baskısını kurumsal sürece taşıma çabasının bir parçası. Ve bu çabayı sürdürülebilir kılmak, yalnızca muhalefet partilerinin değil, medyanın, sivil toplumun ve seçmenlerin ortak sorumluluğu.
Deprem olmadan önce hazırlanmak zorundayız. Deprem olduktan sonra ise yalnızca kurtarmak değil, anlamak ve değişmek de zorunlu hale geliyor. AFAD ve Kızılay'a yönelik sorular, siyasi bir hesaplaşma aracı olarak değil, bu zorunluluğun somutlaşması olarak okunmalı.
Çünkü hesap sorulmayan kurumlar öğrenmiyor. Öğrenmeyen kurumlar ise bir sonraki krizde yine aynı tabloyu yaratıyor.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
6 Şubat depremi AFAD'ın merkezi koordinasyon iddiasını nasıl sarsttı?
İlk saatlerden itibaren kurtarma ekiplerinin bölgeye ulaşması gecikti, enkaz altındaki insanlara müdahale gecikmeli oldu ve koordinasyon boşluğu yerel yönetimler ile sivil toplum tarafından doldurulmak zorunda kaldı. Bu, merkezi koordinasyonun pratikte işlemedğini gösterdi.
Kızılay'ın beklentilerle örtüşmeyen performansının temel nedeni nedir?
Makaleye göre temel neden, Kızılay'ın ne tamamen devlet ne tamamen bağımsız olması şeklinde tanımlanan muğlak konumudur. Bu yapı olağan dönemlerde yönetilebilir ama kriz dönemlerinde hem kurumsal işlevi hem kamuoyunun güvenini zedeliyor.
TBMM kürsüsündeki eleştiriler somut bir değişime yol açtı mı?
Makale, eleştiri sesinin yüksek olmasına rağmen denetim mekanizmalarının zayıf olduğunu belirtir. Yapılan önerilerin ne kadarının yasama ve uygulama aşamasına girdiğine dair net yanıt verilmediğini, dolayısıyla sembolik düzeyde kaldığını vurgular.
Türkiye'de afet yönetimi reformu neden ilerlenmiyor?
Kamuoyunun aciliyet odaklı ilgisi ve haber döngüsünün hızlı ilerlemesi, teknik ve yavaş olan kurumsal reformu arka planda bırakıyor. Kamuoyu baskısı azaldıktan sonra reform önerileri gündem dışına çıkıyor.
Makaleye göre deprem hazırlığının temel eksikliği nedir?
Bilgi eksikliği değil, bilinenlerin politikaya, politikanın uygulamaya ve uygulamanın denetim mekanizmalarıyla kontrol altına alınmamasıdır. Önerilerin somut hale gelmemesi temel sorun olarak gösterilir.
Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


