T24'e Erişim Engeli: Yargılanan Haber mi, Haberin Kendisi mi?
İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin T24'e getirdiği erişim engeli, basın özgürlüğünün kurumsal zeminini ve yargı mekanizmalarının medyaya uygulanış biçimini doğrudan sorgulatıyor.
İçindekiler

İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, "Ailem Güvende" soruşturması kapsamında T24'ün internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirdi. Bu karar, teknik bir idari işlem olarak sunulabilir; ama öyle değil. Yargı mekanizmalarının medyaya nasıl uygulandığı, bu uygulamanın hangi gerekçelerle meşrulaştırıldığı ve basın özgürlüğü güvencelerinin kurumsal zeminde ne kadar dirençli olduğu meselelerini doğrudan önümüze koyuyor.
Sulh Ceza Hakimliklerinin Yetkisi ve Kurumsal Sorun
Sulh ceza hakimliklerinin Türk hukuku içindeki konumu, en az kararların içeriği kadar tartışmalıdır. Yargı reformu sürecinde oluşturulan bu hakimlikler son derece geniş bir yetki alanıyla donatılmış durumda. Tutukluluk kararlarından iletişimin denetlenmesine, dijital içeriklere erişimin engellenmesinden mal varlığı tedbirlerine kadar kapsamlı bir hareket alanları var.
Bu yapının kurumsal tasarımı da ciddi eleştirilere konu olmuştur. Tek hakimli karar mekanizması, olağan yargı hiyerarşisi dışında işleyiş biçimi ve itiraz yollarının pratikte işlevsizliği, hem hukuk çevrelerinde hem de basın özgürlüğü kuruluşlarının raporlarında tekrar eden başlıklar arasında yer alıyor. T24 kararının da bu yapının içinden çıkmış olması, kararın yalnızca hukuki değil kurumsal boyutuyla da değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Bir medya kuruluşunun internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmesi, 5651 sayılı Kanun çerçevesinde mümkün. Ancak bu yetkinin bir soruşturma kapsamında haber sitesine yöneltilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesiyle nasıl bağdaştırılacağı sorusunu beraberinde getiriyor. Türkiye bu sözleşmenin tarafı. Erişim engelinin bu güvencenin gerekliliklerini karşılayıp karşılamadığı açıkça tartışmaya açık.
"Propaganda" Eşiği: Hukuki Belirsizliğin Tam Ortası
Kapatma kararının gerekçesinin "LGBT propagandası" olduğu kamuoyuyla paylaşılan bilgiler arasında yer alıyor. Bu gerekçe, başlı başına dikkatle incelenmesi gereken bir hukuki sorun barındırıyor.
Bir yayın organının habercilik faaliyetini propaganda olarak nitelendirmek, gazeteciliğin doğasıyla doğrudan çelişen bir değerlendirmeyi içerir. Habercilik; olayları aktarmak, farklı görüşlere yer vermek, kamuoyunu bilgilendirmek gibi işlevlere dayanır. Propagandanın ise kasıtlı ikna amacı, belirli bir ideolojinin savunuculuğu ve sistematik yönlendirme niyeti gibi unsurları kapsadığı genel kabul gören bir tanım. Bu iki faaliyetin birbirinden ayrıştırılması, hukuk sisteminin basın özgürlüğüne saygılı olup olmadığının en temel sınavı.
Türk hukuku belirli konulardaki ifadeleri suç kapsamında değerlendiren düzenlemeler içeriyor. Ancak bu düzenlemelerin bir haber sitesinin içeriğine doğrudan uygulanması, söz konusu içeriğin gerçekten habercilik sınırlarını aşıp aşmadığının somut ve denetlenebilir ölçütlerle ortaya konmasını gerektiriyor. Kamuoyuyla paylaşılan gerekçe biçimiyle bu ölçütlerin neler olduğunu anlamak güç. Çünkü belirsiz gerekçeler yargısal keyfiyet riskini artırır ve medya kuruluşları üzerinde caydırıcı bir etki yaratır. Neyin propaganda sayılacağını kimsenin önceden bilemediği bir ortamda öz-sansür kaçınılmaz biçimde yaygınlaşır.
Soruşturma ile T24 Arasındaki Bağlantı
"Ailem Güvende" soruşturması, adından da anlaşılabileceği gibi aile kurumunu merkeze alan bir hukuki süreç olarak çerçevelenmiş. Soruşturmanın kapsamı ve içeriği kamuoyuyla sınırlı ölçüde paylaşılmış. Bu durum, T24'ün söz konusu soruşturmayla bağlantısının tam olarak nasıl kurulduğunu anlamayı güçleştiriyor.
Açıklanan bilgiler çerçevesinde değerlendirildiğinde, bir medya kuruluşunun internet sitesinin bu soruşturmayla ilişkilendirilmesi birkaç açıdan dikkat çekici. Birincisi, soruşturma bir yayın organını değil belirli kişi ya da eylemleri hedef alan bir süreç olarak tasarlanmış görünüyor. İkincisi, erişim engelinin gazeteciliğin içeriğine, yani yayımlanan haber ya da yorumlara dayanıp dayanmadığı yoksa farklı bir hukuki gerekçeyle mi verildiği belirsizliğini koruyor. Üçüncüsü, bu tür bir bağlantının kurulabilmesi, yargı kararlarının medya kuruluşlarına uygulanmasında herhangi bir sınırın işlevsel olup olmadığını sorgulatıyor.
Şeffaflık eksikliğinin en yüksek olduğu durumlarda kurumsal güvene en fazla ihtiyaç duyulur. Gerekçelerin kamuoyuyla tam olarak paylaşılmadığı, itiraz mekanizmalarının yavaş işlediği ve etkilenen yayın organının derhal yanıt üretemediği koşullarda kararın meşruiyetini tartışmak kaçınılmaz hale gelir.
Tekil Karar Değil, Sistemik Bir Örüntü
T24 kararını yalnızca bu yayın organına yönelik tekil bir olay olarak değerlendirmek, meselenin gerçek boyutunu görünmez kılma riskini taşır. Türkiye'de internet sitelerine ve dijital medya kuruluşlarına yönelik erişim engellerinin son yıllarda sistematik bir örüntü oluşturduğu, basın özgürlüğü alanındaki uluslararası değerlendirmelerde tekrarlayan bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu örüntünün karakteristik özelliklerine bakıldığında tablo açık. Kararlar çoğunlukla yargı süreçleri tamamlanmadan, yani delil ve savunmalar tam olarak değerlendirilmeden verilmektedir. Geçici nitelikte sunulan tedbirler zaman zaman fiilen kalıcı hale gelmektedir. İtiraz yolları prosedürel açıdan işlevli görünse de pratikte erişim engelinin kaldırılması zaman almakta, bu süre içinde yayın organı işlevsiz kalmaktadır. Bütün bunlar, yargı bağımsızlığına ilişkin daha geniş kaygılarla iç içe geçmektedir.
Bu örüntünün süreklilik kazanması medya ortamı üzerinde üç somut etki yaratıyor. Erişim engeliyle karşılaşan yayın organları kamuya ulaşma kapasitesini anlık olarak yitirir. Bu tür kararların var olduğu bir ortamda yayın organları konuları nasıl ele alacaklarını bu olasılığı göz önünde bulundurarak belirler, öz-sansür kaçınılmaz kılınır. Ve kamuoyunun bilgiye erişim hakkı fiilen kısıtlanmış olur. Üçü birlikte değerlendirildiğinde, tekil bir kapatma kararının ötesinde yapısal bir sorunla karşı karşıya olduğumuz anlaşılmaktadır.
Kurumsal hafıza yitirilirse aynı döngüler farklı isimler ve farklı gerekçelerle tekrarlanır. Her yeni erişim engeli kararı, bir öncekinin yarattığı kurumsal normalleşme üzerine inşa edilmekte ve böylece eşik her seferinde biraz daha aşağıya çekilmektedir.
Hukuka Uygunluk ile Meşruiyet Aynı Şey Değil
Yargı kararlarının hukuka uygun olması ile meşru olması birbirinden farklı kavramlar. Bu fark, basın özgürlüğü meselelerinde özellikle belirleyici öneme sahip. Bir karar mevzuatta dayanak bulabilir; ama bu dayanak söz konusu kararın demokratik bir toplumda basın özgürlüğüne getirilen orantılı ve zorunlu bir sınırlama olduğunu otomatik olarak kanıtlamaz.
T24 kararı bu soruyu somut biçimde önümüze koyuyor. Bir yayın organının habercilik faaliyetinin propaganda olarak nitelendirilmesi ve bu nitelendirmeye dayanılarak erişiminin engellenmesi, kararın meşruiyet ölçütlerini ne denli karşıladığı sorusunu açık bırakıyor. İtiraz yolları işlev görse bile erişim engelinin kaldırılmasına kadar geçen süredeki fiili kayıp telafi edilemez nitelikte.
Basın özgürlüğünün kurumsal güvencesi yalnızca yasal metinlerin varlığına değil, bu metinlerin tutarlı ve öngörülebilir biçimde uygulanmasına bağlıdır. Hangi haberin propaganda sayılacağını, hangi soruşturmanın hangi yayın organını kapsayacağını, hangi gerekçenin erişim engelini meşrulaştıracağını önceden bilemediğimiz bir ortamda bu güvencenin ne ölçüde gerçek olduğunu sormak kaçınılmaz hale gelmektedir.
T24'ün kapatılma kararı nihayetinde şunu sormayı zorunlu kılıyor: Yargılanan bir haber mi, yoksa o haberin var olma hakkı mı? Bu sorunun yanıtı yalnızca T24'ü değil, Türkiye'de bağımsız gazetecilik yapma koşullarını ve basın özgürlüğünün kurumsal zeminini doğrudan ilgilendiriyor.
Sıkça sorulanlar
T24'ün kapatılma gerekçesi nedir?
Kamuoyuyla paylaşılan bilgilere göre gerekçe 'LGBT propagandası' olarak açıklanmıştır. Ancak makale yazarı, habercilik faaliyetinin propaganda olarak nitelendirilmesinin hukuki ve kavramsal olarak sorunlu olduğunu belirtmektedir.
Sulh ceza hakimliklerinin yetkileri nedir?
Sulh ceza hakimliklerine tutukluluk kararlarından iletişimin denetlenmesine, dijital içeriklere erişim engeline kadar kapsamlı yetkiler verilmiş durumdadır. Bu geniş yetki alanı, hukuk çevrelerinde eleştiri konusu olmuştur.
Erişim engellerinin Türkiye'de sistematik örüntüsü nedir?
Son yıllarda internet sitelerine ve dijital medya kuruluşlarına yönelik erişim engellerinin kararlar tamamlanmadan verildiği, itiraz yollarının pratikte işlevsiz kaldığı ve geçici tedbirlerin fiilen kalıcı hale geldiği gözlenmektedir.
Hukuka uygunluk ile meşruiyet arasında fark var mıdır?
Evet. Bir karar mevzuatta dayanak bulabilir ancak bu, söz konusu kararın demokratik toplumda basın özgürlüğüne getirilen orantılı ve zorunlu bir sınırlama olduğunu kanıtlamaz; meşruiyet ayrı bir değerlendirme gerektirir.
T24 kararı bireysel mi yoksa yapısal sorun mudur?
T24 kararı yalnızca bir yayın organına yönelik tekil olay değil, Türkiye'de dijital medya kuruluşlarına yönelik sistemik erişim engelleri örüntüsünün parçasıdır ve medya ortamında yapısal sorunlar yarattığından basın özgürlüğünün kurumsal zeminini tehdit etmektedir.
Hukuk doktoru ve avukat. Tüm hukuk dallarında yazan, sert ve kesin üslubuyla tanınan köşe yazarı.
Bu makaleyi nasıl buldun?


