SDG Feshedildi: Türkiye'nin Güney Sınırında Değişen Denklem
Mazlum Abdi'nin SDG'yi resmen feshetmesi Türkiye'nin güney sınır güvenliği hesaplarını ve Suriye denklemini yeniden yazıyor.
İçindekiler

Mazlum Abdi'nin açıklaması kısa ve netti: Suriye Demokratik Güçleri artık bağımsız bir askeri yapı olarak var olmayacak. Cümle bu kadar. Ama o cümlenin ardındaki siyasi ağırlık, bölgedeki her aktörün masasını farklı biçimde sarsıyor. Türkiye için bu açıklama, on yıldır dile getirilen bir talebin kağıt üzerinde karşılık bulması anlamına geliyor. Sahada ne anlama geldiğiyse henüz net değil.
Fesih Bir Kapanış Değil
SDG'nin "bağımsız askeri güç" statüsünün sona erdirilmesi, Kürt silahlı yapısının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. YPG, SDG'nin iskelet yapısıydı; bu iskelet, başka bir çerçeve içinde yeniden örgütlenecek. Hangi çerçevede, nasıl bir komuta zinciriyle, hangi aktörlerle ilişki kurarak? Bunların hiçbiri henüz netlik kazanmadı.
Bölgeden gelen haberlere bakıldığında, Mazlum Abdi'nin bu adımı yeni Suriye yönetimiyle kurulan diyaloğun bir parçası olarak attığı anlaşılıyor. Suriye'nin kuzeyindeki Kürt gruplarının merkezi bir Suriye devlet yapısıyla nasıl entegre olacağı sorusu, uzun süredir bölgesel müzakerelerin odak noktasıydı. SDG'nin bu adımı, o müzakerelerin ilk somut çıktısı olarak okunabilir. Ancak "entegrasyon" kelimesinin ardındaki pratik mekanizmaların işlemesi için çok daha uzun bir süreye ve çok daha sancılı bir sürece ihtiyaç var.
Tarihe bakıldığında benzer süreçlerin, yani silahlı yapıların "çözülmesi" ya da "dönüştürülmesi" süreçlerinin, fiilen uzun yıllar aldığı ve çoğu zaman kağıttaki kararla sahada yaşananlar arasında derin bir makas oluşturduğu görülüyor. SDG için bu makas ne kadar büyük olacak, bunu önümüzdeki aylar gösterecek.
Türkiye Açısından Kağıt Üzerindeki Kazanım
Türkiye, SDG'yi ve bileşeni YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak tanımlıyor. Bu tanımlama onlarca askeri operasyonun, sınır ötesi müdahalenin ve diplomatik baskının temel gerekçesi oldu. Fırat Kalkanı'ndan Zeytin Dalı'na, Barış Pınarı'ndan sonraki dönemin düşük yoğunluklu çatışmalarına kadar uzanan bu süreçte Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik mimarisi sürekli bu tehdit algısı üzerine kuruldu.
Şimdi SDG resmen feshedildi demesi, Türkiye'nin uzun süredir talep ettiği adımın gerçekleştiğini gösteriyor. Ancak Ankara'nın bunu ne ölçüde tatmin edici bulduğu, açıklamalardan çok sahaya vereceği tepkilerle anlaşılacak. Çünkü Türkiye için asıl soru, YPG'nin yapısal olarak devam edip etmeyeceğidir. Bir kuruluşun adının değişmesi, komuta zincirinin bozulmadığı durumlarda Ankara'yı tatmin etmez. Bu tutum, geçmişteki müzakerelerde de açıkça ortaya konuldu.
Kağıtta güzel yazıyor ama sahada farklı; bu denklemi Türkiye hem biliyor hem de çok iyi kullanıyor. SDG'nin feshini sembolik bir jest olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin bu jesti kabul edip etmeyeceği, yani sınır ötesi askeri baskısını azaltıp azaltmayacağı, büyük olasılıkla YPG unsurlarının yeni yapılanmadaki görünürlüğüne bağlı olacak.
Suriye İç Siyasetinde Yeni Denge
Suriye'de Esad rejiminin çöküşünün ardından ortaya çıkan güç boşluğu, birden fazla aktörün aynı anda zemin kazanmaya çalıştığı karmaşık bir tabloya dönüştü. Yeni yönetimin kuzey bölgelerdeki Kürt yapılarıyla ilişkisi, bu tablonun en girift parçasını oluşturuyor.
SDG'nin fesih kararı, Kürt siyasi hareketinin merkezi Şam yönetimiyle bir arada varolma çabasının göstergesi. Bu, zorunluluktan doğmuş pragmatik bir adım. Çünkü bağımsız bir askeri güç olarak var olmak, hem Türkiye'nin süregelen askeri baskısı altında hem de yeni Suriye yönetimiyle ilişkileri normalleştirme çabası içinde giderek sürdürülemez hale geliyordu.
Ancak bu dönüşüm, Kürt siyasi taleplerinden vazgeçildiği anlamına da gelmiyor. Özerk yönetim talepleri, yerel güvenlik güçlerinin statüsü, siyasi temsil soruları; bunların hepsi masada durmaya devam ediyor. SDG'nin çözülmesi aslında bu müzakerelerin daha kurumsal bir zemine taşındığının işareti. Yeni Suriye'de Kürt siyasetinin nasıl konumlanacağı, bu sürecin asıl içeriğini belirleyecek.
Türkiye'nin bu dönüşüm içindeki rolü de değişecek. Daha önce doğrudan SDG ile karşı karşıyayken, şimdi Şam üzerinden dolaylı bir baskı kaldıracı kullanma imkânı doğuyor. Bu, Türkiye'ye daha karmaşık ama belki de daha sürdürülebilir bir dış politika aracı sunuyor.
Güvenlik Boşluğu: Teknik Soru, Kritik Risk
Silahlı yapıların çözülmesi süreçlerinde en somut ve en acil sorun her zaman güvenlik boşluğudur. SDG, Suriye'nin kuzeyinde yalnızca bir siyasi aktör değil, aynı zamanda fiilen bir güvenlik yöneticisiydi. IŞİD kalıntılarının gözetimi, bölgedeki kampların yönetimi, sınır geçişlerinin denetimi; bunların tamamı SDG'nin operasyonel sorumluluğu altındaydı.
Bu işlevler şimdi kimin üstleneceği belli değil. Yeni Suriye yönetiminin kuzey bölgelerde etkili bir güvenlik varlığı kurması, hem lojistik hem de siyasi açıdan kolay değil. Bu boşluğun kalıcı hale gelmesi durumunda, tarihsel olarak her güvenlik boşluğundan yararlanan aktörler devreye giriyor. IŞİD'in bölgedeki kalıntı ağı bu aktörlerin başında geliyor.
Türkiye bu riski iyi biliyor. SDG'nin çözülmesini talep ederken aynı zamanda bir güvenlik boşluğunun IŞİD'e alan açmasını istemiyor. Bu çelişki, Türkiye'nin güney sınır politikasındaki en temel gerilimi oluşturuyor. Bir yapının varlığına karşı çıkmak ama o yapının yokluğunun yaratacağı riskten de kaçınmak: pratik güvenlik yönetiminin bu kadar zor olmasının temel nedeni tam da bu paradoks.
ABD faktörü de burada devreye giriyor. SDG, IŞİD karşıtı operasyonlarda Washington'un temel kara ortağıydı. Bu ortaklığın nasıl şekilleneceği, yani SDG'nin çözüldükten sonra ABD ile ilişkinin hangi kanallardan yürütüleceği, hem bölgesel denge hem de Türkiye'nin NATO içindeki tutumu açısından belirleyici bir soru haline geliyor.
Sınırın Bu Yakasındaki Gerçek
Bütün bu siyasi ve askeri denklemler konuşulurken, Türkiye'nin güney sınırı boyunca uzanan ilçelerde, köylerde, küçük kasabalarda yaşayan insanların gündelik hayatı bu gelişmelerden doğrudan etkilenmeye devam ediyor.
Hatay'dan Şanlıurfa'ya, Mardin'den Gaziantep'e uzanan bu kuşakta yaşayan yüz binlerce insan, yıllar içinde sınır ötesi çatışmaların, göç dalgalarının ve ekonomik belirsizliğin ortasında hayatını sürdürmek zorunda kaldı. Bu bölgelerde tarım işçileri tarlalarına gidemedi, küçük esnaf işini kaybetti, çocuklar okula gitmekte güçlük çekti.
SDG'nin feshi bu insanlar için ne anlama geliyor? Kısa vadede pek bir şey değişmeyebilir. Sınırda mayın tarlası hala var, geçişler hala kısıtlı, mevsimlik işçiler hala belirsizlik içinde. Uzun vadede ise denklemin değişmesi, sınır bölgelerindeki ekonomik yaşamın canlanması için bir fırsat penceresi açabilir. Ama bu pencere, siyasi sürecin nasıl ilerlediğine bağlı.
İşçiler bunu zaten biliyor: Ankara'daki açıklamalar sahaya inmeden, bölgede yaşayan insanların hayatı değişmiyor. SDG'nin feshedildiğini duyduklarında sordukları ilk soru büyük olasılıkla şu olacaktır: "Bize ne faydası var?"
Bu soruyu ciddiye almak gerekiyor. Çünkü bölgesel güvenlik mimarileri, o bölgede yaşayan insanların gündelik ekonomisini ve güvenliğini şekillendiriyor. Sınır politikası yalnızca devletlerin değil, orada tarlasına gitmek isteyen çiftçinin, pazar kurmak isteyen esnafın, çocuğunu okula göndermek isteyen annenin de meselesi.
SDG resmen feshedildi. Bu bir başlangıç noktası. Ne tür bir başlangıç olduğunu ise önümüzdeki aylarda sahada göreceğiz. Kağıt değişti; soru şu: Bu sefer saha da değişecek mi?
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
SDG'nin feshi YPG'nin tamamen ortadan kalktığı anlamına mı geliyor?
Hayır. YPG, SDG'nin iskelet yapısıydı ve fesih kararı sonrası YPG'nin başka bir çerçeve içinde yeniden örgütleneceği beklenmektedir. Komuta zinciri ve örgütlenme şekli henüz netlik kazanmamıştır.
Bu karar Türkiye'nin sınır ötesi askeri operasyonlarına nasıl etki edecek?
Türkiye'nin tepkisi, YPG unsurlarının yeni yapılanmadaki görünürlüğüne bağlı olacaktır. Kağıt üzerinde bir başarı gibi görünse de, Ankara pratik mekanizmaların işleyişini yakından takip ederek sınır ötesi askeri baskısını devam ettirip ettirmeyeceğine karar verecektir.
SDG'nin feshi sonrası güvenlik boşluğu ne tür riskler oluşturacak?
SDG yalnızca siyasi bir aktör değil, IŞİD kalıntılarını gözlemleyen ve bölgedeki kampları yöneten bir güvenlik yöneticisiydi. Bu işlevleri üstlenecek aktör belirsizse, tarihsel olarak güvenlik boşluklarından yararlanan IŞİD'in bölgede yeniden aktifleşmesi riski ortaya çıkar.
Sınır bölgelerinde yaşayan insanlar için bu değişim ne demek?
Kısa vadede mayın, geçiş kısıtlamaları ve belirsizlik devam edebilir. Uzun vadede siyasi sürecin başarısına bağlı olarak bölgesel ekonominin canlanması mümkün hale gelebilir, ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz açık değildir.
ABD'nin bu süreçteki rolü nedir?
SDG, Washington'un IŞİD karşıtı operasyonlarında temel kara ortağıydı. SDG'nin çözülmesinden sonra ABD ile ilişkinin hangi kanallardan yürütüleceği, bölgesel denge ve Türkiye'nin NATO içindeki tutumu açısından belirleyici olmaktadır.
Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında 18 yıllık deneyime sahip köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


