Bir Harita Yayınlandığında: İzlanda'nın Büyükelçi Çağırması ve Egemenliğin Sınavı
Trump'ın İzlanda'yı ABD bayrağıyla gösteren haritası salt provokasyon değil; egemenlik ilkesinin ve NATO ittifak mantığının sistematik bir sınavıdır.
İçindekiler

Bir harita yayınlandığında, arkasındaki siyasi niyet ne kadar örtbas edilmeye çalışılırsa çalışılsın, o harita konuşmuş olur. Trump'ın İzlanda'yı yıldız ve çizgili bayrakla örtülü biçimde gösteren görüntüsü tam olarak böyle bir konuşmadır: Kaba bir provokasyondan ziyade egemenlik anlayışının köklü bir reddi. Vestfalya'dan bu yana uluslararası düzenin temelini oluşturan toprak bütünlüğü ilkesi, söz konusu haritada siyasi bir tercih meselesine indirgeniyor. Bunu sıradan bir jest saymak, sorunun gerçek boyutunu küçümsemek olur.
İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir'in ABD büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı'na çağırması bu bağlamda okunmalıdır. Yüzölçümü küçük, nüfusu sınırlı, askeri gücü sembolik düzeyde kalan bir devletin böyle bir adım atması, romantik bir cesaret hikayesi değildir. Kurumsal kanalların hâlâ işlevli olduğuna dair bilinçli ve zorunlu bir tercihtir. Büyükelçi çağırma mekanizması, uluslararası hukukun en temel diplomatik araçlarından biridir. Küçük devletler büyük güçlere karşı bu araçları kullanmak zorunda kaldıklarında, söyledikleri şey basit bir itirazdan ibaret değildir: Kuralların var olduğunu, o kuralların kendileri için de geçerli olması gerektiğini ve bu talebin meşruiyetini tanıdıklarını ilan ederler. Frostadottir'in tutumu da tam olarak budur.
Harita Bir Sembol, Ama Sembolün Ağırlığı Var
Burada kaçırdığımız kritik nokta şudur: Trump'ın söylemleri zaman zaman abartılmış bir müzakere taktiği olarak yorumlanır. Grönland üzerindeki talepler, Kanada'ya yönelik baskılar ya da Panama Kanalı hakkındaki açıklamalar çoğunlukla bu çerçevede analiz edilir. Aslında sorun çok daha derindir. Eğer her ekspansiyonist söylem "müzakere" olarak etiketlenirse, müzakerenin sınırları giderek genişler ve uluslararası hukukun koruması altında olduğu düşünülen alanlar da bu genişlemenin içine dahil olur.
İzlanda bu dinamiğin sembolik olarak en güçlü örneğini sunmaktadır. NATO üyesi, Batı ittifakının hem coğrafi hem siyasi olarak ayrılmaz parçası, Soğuk Savaş döneminden bu yana ABD ile derin savunma ilişkileri içinde olan bir devlet. Böyle bir ülkenin topraklarının, o topraklarla savunma anlaşmaları olan bir gücün başkanı tarafından "potansiyel ABD toprağı" olarak sunulması, ittifak mantığının içini boşaltan bir çelişkidir. Bir devlet hem müttefikin savunma şemsiyesi altında hem de onun toprak talebinin nesnesi konumundaysa, o şemsiye ne anlama gelir?
Bu soruyu ciddiye almak gerekiyor, çünkü İzlanda meselesi yalnızca iki ülke arasındaki bir gerginliği değil, NATO'nun ortak savunma varsayımlarının sağlamlığını sorguluyor.
NATO'nun Mantığı İçten Aşınıyor
İttifak üyeliği, teoride her üyenin diğerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ilkesi üzerine kurulur. Bu ilke açıkça yazılmış bir madde olmaktan çok, sistemin işleyebilmesi için gerekli olan zımni uzlaşıdır. Eğer ittifak içindeki en büyük ve belirleyici güç bu uzlaşıyı açıkça ihlal eden söylemlere imza atarsa, diğer üyelerin güvenlik hesapları kaçınılmaz olarak değişir.
Grönland Danimarka'ya bağlı bir özerk topraktır. Kanada NATO'nun kurucu üyelerinden biridir. İzlanda ise ittifakın kuzey kanadının stratejik kilit noktasıdır. Trump'ın bu üçünü birden ekspansiyonist söylemin hedefine koyması tesadüfi bir bileşim değildir. Söz konusu coğrafya, Kuzey Atlantik'in jeopolitik olarak en kritik alanını oluşturmaktadır. Bu alandaki egemenlik belirsizliği, NATO'nun toplu savunma taahhütlerini fiilen askıya almaktadır; en azından siyasi söylem düzeyinde.
Aslında mesele şudur: Bir ittifakın caydırıcılığı yalnızca imzalanan anlaşmalardan değil, büyük güçlerin o anlaşmalara olan inançlarından kaynaklanır. ABD bu inancı zedelerse, ittifakın caydırıcı kapasitesi kağıt üzerinde tam olsa bile pratikte çoktan aşınmıştır.
Uluslararası Hukukun Caydırıcılığı Kimin Sırtında Taşınır?
Uluslararası hukuk, bir iç hukuk sisteminin sahip olduğu yaptırım mekanizmalarından yoksundur. Bu gerçek, disiplinin en eski ve en temel gerilimini oluşturur. Caydırıcılık, büyük ölçüde büyük güçlerin kurallara uyma iradesine bağlıdır. Çünkü küçük devletlerin büyük güçleri zorla kurallara çekme kapasitesi son derece sınırlıdır.
Gözlemlerimiz gösteriyor ki bu yapının en kritik sonucu şudur: Eğer büyük güçler kuralları yalnızca kendilerine uygun düştüğünde tanırsa, uluslararası hukukun evrensel geçerliliğine olan inanç çözülür. Ve bu inanç bir kez çözüldüğünde, yeniden inşa etmek onlarca yıl alır. Vestfalya düzeni tartışmalı bir geçmişe sahip olsa da sağladığı egemenlik garantileri, özellikle küçük ve orta büyüklükteki devletler için hayati bir işlev görmüştür. O garantilerin büyük güç tercihleriyle bypass edilebileceği mesajı yayıldıkça, sistemin genel güvenilirliği sarsılır.
İzlanda büyükelçi çağırarak bu çözülmeye itiraz ediyor. Ama itirazın etkinliği yalnızca İzlanda'nın tavrına değil, diğer devletlerin bu tavrı destekleyip desteklemeyeceğine bağlıdır. Sessizlik de bir yanıttır ve sessizliğin sistematik hale gelmesi, saldırgan söylemlerin normalleşmesi anlamına gelir.
Türkiye İçin Tablo Ne Söylüyor?
NATO üyesi her devlet gibi Türkiye de bu tabloyu kendi güvenlik hesapları çerçevesinde okumak zorundadır. Türkiye'nin ittifakla ilişkisi uzun süredir karmaşık bir denge içindedir: Hem NATO'nun kritik bir üyesi, hem zaman zaman bu üyeliği pazarlık aracı olarak kullanan bir aktör. Bu ambivalans bugüne kadar belirli bir stratejik serbest alan yaratmıştır.
Ancak ABD'nin ittifak içindeki tutumunun güvenilirliği zedelendiğinde, bu serbest alanın niteliği de değişir. Türkiye güvenlik mimarisini büyük ölçüde ittifak çerçevesinin varlığına dayandırır. Eğer o çerçevenin büyük güce dayalı sütunu çatlamışsa, Ankara'nın güvenlik hesapları da yeniden düzenlenmek zorundadır. Bu basit bir anlaşmazlık değil, yapısal bir soru işaretidir.
Kurumsal hafıza yitirilirse aynı hatalar tekrar tekrar yapılır. NATO'nun kurumsal hafızası, ortak savunma taahhütlerinin siyasi konjonktürden bağımsız tutulması üzerine inşa edilmiştir. Bu hafızanın zayıfladığı her dönemde ittifak, üyelerini tek taraflı hesaplara itmektedir. Şu an yaşanan tam da budur.
Semboller Neden Önemlidir?
Bir harita yayınlamak askeri bir operasyon değildir. Büyükelçi çağırmak savaş ilanı değildir. Ama bunları salt sembolik saymak da yanıltıcıdır. Semboller, siyasi gerçekliği biçimlendiren en etkili araçların başında gelir; özellikle kamuoyunun hangi sınırların meşru, hangi taleplerin kabul edilebilir olduğuna dair algısını oluştururken.
Diplomasi masasında söylenenlerle yazılı metinler her zaman örtüşmez. Trump'ın haritası bir sınırı test etmektedir: Uluslararası hukukun büyük güç baskısına ne kadar dayanabileceğini. İzlanda'nın yanıtı ise bir sınırı savunmaktadır: Küçük devletlerin kurumsal araçlarla hâlâ sesini duyurabileceğini. Bu iki taraf arasındaki gerilim, salt ikili bir anlaşmazlık olmaktan çıkmış, sistemik bir sınavın parçasına dönüşmüştür.
Sonuç itibariyle sorulması gereken soru belki de şudur: Uluslararası hukuku işlevli kılan normları büyük güçler görmezden geldiğinde, küçük ve orta büyüklükteki devletlerin elinde hangi araçlar kalır? Ve bu araçlar yeterliyse, İzlanda'nın adımı yalnızca sembolik mi kalacak, yoksa bir emsal mi oluşturacak?
Sıkça sorulanlar
İzlanda neden ABD büyükelçisini çağırmak gibi bir adım attı?
İzlanda, Trump'ın haritasının uluslararası hukuku ihlal ettiğine karşı itiraz etmek için kurumsal diplomasi araçlarını kullanarak, küçük devletlerin hâlâ kurallara uyulmasını sağlayabileceğini göstermek istedi. Bu adım, basit bir protestodan çok, uluslararası düzenin temellerini savunmanın bir parçasıdır.
Bu olayın NATO'ya olan etkisi nedir?
ABD'nin ittifak üyelerinin toprak bütünlüğünü hedef alan söylemleri, NATO'nun ortak savunma taahhütlerinin güvenilirliğini sorgulatmakta ve büyük güçlerin kuralları seçtikleri zaman uyması mesajı vermektedir. Bu, ittifakın caydırıcı kapasitesini zedeler.
Türkiye'nin bu durumla ne ilgisi var?
Türkiye, güvenlik mimarisini NATO çerçevesine dayandırmaktadır. Ittifakın güvenilirliği sorgulandığında, Ankara'nın da kendi güvenlik hesaplarını yeniden değerlendirmesi gerekecektir.
İzlanda'nın itirazı etkili olabilir mi?
İzlanda'nın çabalarının başarısı, diğer devletlerin bunu destekleyip desteklemeyeceğine bağlıdır. Sessizlik, saldırgan söylemlerin normalleştiği anlamına geldiğinden, küçük devletlerin kurumsal araçları yalnızca geniş bir koalisyon tarafından desteklendiğinde ağırlık kazanır.
Uluslararası hukuk neden güçlü devletleri bağlayamıyor?
Uluslararası hukuk, iç hukuk sistemleri gibi güçlü yaptırım mekanizmalarından yoksundur; caydırıcılığı büyük ölçüde büyük güçlerin kurallara uyma iradesine bağlıdır. Eğer büyük güçler kuralları seçtikleri zaman tanırsa, sistemin evrensel geçerliliğine olan inanç çözülür.
Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında 18 yıllık deneyime sahip köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


