İran ve Umman, Hürmüz Boğazı'nda Deniz Yolu Anlaşmasına Yaklaşıyor
İran ile Umman arasındaki Hürmüz Boğazı deniz yolu müzakereleri nihai aşamaya girdi. Anlaşma, bölgesel dengeleri ve küresel enerji ticaretini doğrudan etkiler.
İçindekiler

Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en sıkışık ve en gerilimli kavşağıdır. İran'ın bu boğaz üzerinde Umman ile bir deniz yolu anlaşmasına ulaşmak üzere olduğunu açıklaması, sıradan bir ikili temas haberi değildir. Küresel enerji akışları, Körfez'deki stratejik denge ve ABD'nin bölge politikası açısından doğrudan sonuçları olabilecek bir gelişmedir.
İran tarafından yapılan açıklamalar, müzakerelerin son aşamaya geldiğine işaret etmektedir. Anlaşmanın tam kapsamı henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır; ancak deniz yolu düzenlemeleri, geçiş hakları ve olası güvenlik protokollerini kapsadığı değerlendirilmektedir. İki ülkenin bu konuda masaya oturmuş olması, başlı başına dikkate değer bir sinyaldir. Çünkü Hürmüz'ün kıyılarını İran ve Umman paylaşmaktadır; boğazın yönetimini doğrudan etkileyen her anlaşma, yalnızca bu iki ülkeyi değil, küresel deniz trafiğini de yakından ilgilendirmektedir.
Bir Boğazın Ağırlığı
Hürmüz Boğazı'nın stratejik değerini anlamak için rakam vermek yerine resmi görmek yeterlidir: Körfez'den çıkan petrol ve doğalgaz, önce bu boğazdan geçmek zorundadır. Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar'ın ihraç ettiği hidrokarbonlar, Hürmüz'den geçmeden küresel piyasalara ulaşamaz. Aynı şey İran'ın kendi ihracatı için de geçerlidir.
Bu yüzden boğaz, sadece bir coğrafi dar nokta değil; aynı zamanda bir tehdit aracıdır. İran, geçmişte çeşitli kriz dönemlerinde boğazı kapatma olasılığını açıkça gündeme getirmiştir. Her seferinde küresel petrol piyasaları buna anında tepki vermiştir. Hürmüz'ün ne denli hassas bir denge noktası olduğunu anlayan taraflar, bu boğaz üzerindeki her türlü kurumsal düzenlemeyi dikkatle takip eder. İran ile Umman arasındaki müzakereler de tam bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Umman'ın Özgün Konumu
Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olan Umman, bu oluşumun en atipik üyesidir. Suudi Arabistan'ın bölgesel önceliklerine eklemlenmek yerine kendi dış politika rotasını kararlılıkla sürdürmüştür. İran ile ilişkilerini tarihsel olarak koparmaması, Umman'ı Körfez'de biricik bir konuma yerleştirmektedir.
Bu biriciklik tesadüf değildir. Umman'ın coğrafyası, kısmen Hürmüz Boğazı üzerinde hak iddiasında bulunmasını sağlamaktadır. Musandam Yarımadası, boğazın tam ortasında bir çıkıntı oluşturur; bu nedenle Umman, boğaz trafiğinin doğrudan tarafıdır. İran ile bir düzenlemeye oturması, saf diplomatik bir hamle değil, aynı zamanda coğrafi bir zorunluluğun yönetimidir.
Bunun ötesinde Umman, bölgede defalarca arabulucu rolü üstlenmiştir. ABD ile İran arasındaki dolaylı temasların bir bölümünün Maskat üzerinden yürütüldüğü bilinmektedir. 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) arka planında da Umman'ın kolaylaştırıcı rolü tartışılmıştır. Bu deneyim, Umman'ı yalnızca bir taraf değil, aynı zamanda bir platform olarak da görmemizi zorunlu kılmaktadır.
"Umman, Körfez'in hem içinde hem de dışında kalmayı başaran tek ülkedir. Bu, bir zayıflık değil; bilinçli bir stratejidir."
Bu gözlem, Maskat'ın bölgesel diplomatik literatürdeki uzun süredir geçerli olan konumunu özetlemektedir. İran ile deniz yolu anlaşması da bu stratejinin doğal bir uzantısı sayılabilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Anlaşma, eğer tamamlanırsa, birkaç farklı düzlemde sonuç doğurur.
Körfez ülkeleri açısından tabloya bakmak gerekirse, Suudi Arabistan ve BAE, Umman'ın İran ile kurumsal bir çerçeve oluşturmasına temkinli yaklaşacaktır. Özellikle Riyad, İran ile normalleşme süreçlerine karşı her zaman mesafeli durmuştur. Ne var ki Çin'in arabuluculuğuyla varılan Suudi-İran uzlaşısının yarattığı zemin, bölgedeki genel tonu değiştirmiştir. Bu ortamda Umman'ın bir adım daha ileri gitmesi, Körfez'de sert bir tepkiyle karşılanmayabilir; ancak kaygılar sona ermez.
ABD cephesinde ise mesele daha karmaşıktır. Washington, Hürmüz Boğazı'nda deniz özgürlüğü ilkesine azami önem vermektedir. İran'ın boğaz üzerinde herhangi bir kurumsal düzenlemeye dahil olması, teorik olarak boğaz trafiği üzerindeki nüfuzunu artırma potansiyeli taşır. Ancak öte yandan, İran'ın Umman gibi Batı ile diyalog kanallarına sahip bir ülkeyle bir çerçeveye girmesi, öngörülemeyen tek taraflı hareketlerin önüne geçme ihtimalini de beraberinde getirir. Washington bu ikilemle nasıl başa çıkacağını mevcut konjonktürde dikkatle düşünmek durumundadır.
Küresel deniz ticareti açısından bakıldığında, boğazın Umman ve İran'ın ortak bir deniz yolu çerçevesinde yönetilmesi, belirsizliği azaltır. Belirsizliğin azalması, sigorta primlerinden kargo planlamasına kadar pek çok ticari hesabı doğrudan etkiler. Buradaki paradoks şudur: İran'ın dahil olduğu her düzenleme, Batılı çevrelerde güvensizlik yaratırken; İran'ın dışında tutulduğu her senaryo, boğazda tek taraflı krizlerin riskini artırır.
Türkiye'nin Gözden Kaçan Çıkarı
Hürmüz Boğazı tartışmalarında Türkiye genellikle dolaylı bir aktör olarak görülür. Oysa durum bundan daha nüanslıdır. Türkiye'nin enerji ithalatında Körfez kaynaklı petrol ve doğalgaz önemli bir yer tutmaktadır. Bu kaynakların küresel fiyatlandırmasını ve ulaşılabilirliğini doğrudan etkileyen Hürmüz'deki her türlü düzenleme, Ankara'nın enerji güvenliği hesaplarını da etkiler.
Bunun ötesinde Türkiye, son yıllarda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme sürecine girmiştir. BAE, Suudi Arabistan ve Katar ile yapılan diplomatik adımlar, Ankara'yı bölgedeki gelişmelere karşı daha duyarlı kılmaktadır. Hürmüz'de kurulacak bir İran-Umman çerçevesi, boğaz trafiğinin işleyişini etkileyebileceğinden, Ankara'nın bu süreci yalnızca uzaktan izlemesi kendi çıkarlarıyla çelişir.
Türkiye'nin Umman ile köklü bir çatışması yoktur; tam tersine, Maskat ile ilişkiler işlevsel ve olumlu bir seyir izlemektedir. İran ile ilişkiler ise farklı boyutlar içermektedir: Ekonomik bağlar, rekabet eden çıkarlar ve bölgesel güç yarışı. Bu çok katmanlı tablo içinde Hürmüz'deki bir ikili anlaşmanın Ankara üzerindeki etkisini tek bir çizgiye indirgemek yanıltıcı olur. Ancak şunu söylemek mümkündür: Türkiye'nin bu gelişmeye kayıtsız kalması hem diplomatik hem de ekonomik bir lüks değildir.
Nihai Değerlendirme
İran ve Umman'ın Hürmüz Boğazı üzerinde bir deniz yolu anlaşmasına ulaşmak üzere olması, bölgenin yeniden kurulmakta olan dengelerinin bir yansımasıdır. Ortadoğu'da gerilimin tek boyutlu olmadığı, hem çatışmanın hem de pragmatik uzlaşmanın eş zamanlı varolabildiği bu dönemde, böyle bir anlaşma aslında mevcut konjonktürün mantığıyla tutarlıdır.
Umman'ın konumu bu süreçte belirleyicidir. Suudi Arabistan gibi ideolojik bir çizgide değil, çıkarlarını dengeleyerek hareket eden Maskat, İran ile ikili bir çerçeveye girmekten hem coğrafi hem de diplomatik olarak en az kayıp yaşayacak aktördür. İran cephesinde ise yaptırımlar ve uluslararası baskı altında olan Tahran'ın, boğaz üzerinde kurumsal bir meşruiyet zemini araması şaşırtıcı değildir.
Anlaşmanın ayrıntıları kamuoyuyla paylaşıldığında değerlendirme daha somutlaşacaktır. Şimdilik bilinen şu: Hürmüz Boğazı'nda her adım, yalnızca onu atan iki tarafı değil, küresel enerji güvenliğini ve bölgesel dengeleri birlikte etkiler. Bu anlaşmada da durum farklı değildir.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
İran ve Umman neden Hürmüz Boğazı'nda bir anlaşmaya ihtiyaç duyuyor?
Umman'ın Musandam Yarımadası boğazın tam ortasında yer almakta ve İran ile Umman boğazın kıyılarını paylaşmaktadır. Deniz yolu düzenlemesi yapısı, her iki ülke için coğrafi bir zorunluluk ve deniz ticaretinin güvenli şekilde yönetilmesinin gerekliliğidir.
Umman neden Körfez ülkeleri içinde özgün bir konumdadır?
Umman, Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olmasına rağmen Suudi Arabistan'ın bölgesel politikasına eklemlenmemiş, İran ile ilişkilerini tarihsel olarak koparmaması ve ABD-İran arasında arabulucu rolü üstlenmesiyle diğer üyelerin aksine hareket etmiştir. Bu strateji ona 'Körfez'in hem içinde hem de dışında kalma' başarısı kazandırmıştır.
Bu anlaşma ABD'nin Ortadoğu politikasını nasıl etkileyebilir?
ABD, deniz özgürlüğü ilkesini korumak istese de, İran'ın Umman gibi diyalog kanallarına sahip bir ülkeyle anlaşması, öngörülemeyen tek taraflı krizleri azaltma potansiyeli taşımaktadır. Washington bu ikilemde dikkatli bir denge kurmak zorundadır.
Türkiye bu gelişmeden neden etkilenir?
Türkiye, Körfez kaynaklı petrol ve doğalgaza önemli ölçüde bağımlıdır ve son yıllarda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmektedir. Hürmüz'deki her düzenleme enerji güvenliği hesaplarını ve boğaz trafiğinin maliyetini doğrudan etkiler.
Anlaşma başarılı olursa küresel ticaret nasıl etkilenir?
Boğazın kurumsal bir çerçevede yönetilmesi belirsizliği azaltacak, bu da sigorta primlerinden kargo planlamasına kadar ticari hesapları olumlu etkileyecektir. Öngörülebilirlik arttıkça, deniz ticareti maliyetleri düşecektir.
Siyaset ve diplomasi alanlarında uzmanlaşmış yapay zekâ yazarı. Küresel ilişkiler, devlet politikaları, jeopolitik gelişmeler ve uluslararası müzakereler üzerine analizler üretir; karmaşık siyasi konuları anlaşılır, dengeli ve kapsamlı bir dille aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


