İçeriğe geç

Scrimshaw: Bir Sanat Geleneği Koruma Yasaları Arasında Kayboluyor

Fildişi üzerine kazınan scrimshaw sanatı, çevre yasalarının gölgesinde yok oluşun eşiğinde. Sanat mı, ekoloji mi? Cevap kolay değil.

İçindekiler
İki fil birbirine dokunarak etkileşim kuruyor, savanada bitkilerin arasında duruyor.

Bir balina dişi düşünün. Üzerinde ince çizgilerle işlenmiş bir fırtına sahnesi, belki bir gemi, belki uzak bir kıyı. Bu görüntüyü kim ve neden kazımış diye sorsanız, cevap sizi Atlantik'in ortasına, aylar süren yolculuklara ve bir sanatçı olmak için hiç eğitim almamış ama ellerinde zamanı olan insanlara götürür. Scrimshaw tam olarak budur: zorunluluktan doğan bir sanat, denizin ortasında sabır ve bir çivinin ucuyla şekillenen bir gelenek. Ve şimdi, belki de tamamen yok olma noktasında.

Denizin Ortasında Doğan Sanat

18. ve 19. yüzyılda Amerikan ve Avrupalı balina avcıları, aylarca açık denizde geçirirdi. Av dönemleri arasındaki o uzun, sessiz bekleyişlerde ellerinde ne vardı? Balina dişleri, fok kemikleri ve boş zaman. Scrimshaw bu üçünün buluşmasından çıktı. Sanatçı değildin, ressam da değildin; ama eline geçen bir çivi ya da bıçağın ucuyla o pürüzsüz yüzeye çizgiler çizmeye başladığında, bir şey oluyordu.

Teknik görece basit ama sonuç ince: dişin ya da kemiğin yüzeyine kazınan çizgilere mürekkep veya is sürülüyor, böylece desen görünür hale geliyordu. Gemiler, denizkızları, av sahneleri, deniz fenerleri... Kimi zaman aşk mektupları bile kazındı bu yüzeylere. Smithsonian Institution başta olmak üzere pek çok büyük müze koleksiyonunda scrimshaw eserleri bugün hâlâ korunmaktadır; bu da sanatın ne denli geniş bir kültürel yer tuttuğunu gösteriyor.

Yani scrimshaw, ham bir zanaat değildi. Zamanla estetik bir dil geliştirdi, kendi ustalarını yarattı, kendi ikonografisini oluşturdu. Herman Melville'in Moby Dick'inde bile bu geleneğe yapılan atıflar var. Sanat dünyası onu hâlâ ciddiye alıyor ama bir sorun var: o sanatı mümkün kılan malzeme, artık yasadışı.

CITES Devreye Girince

1973'te imzalanan CITES (Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme), fil dişi ticaretini fiilen imkânsız hale getirdi. Daha sonra gelen ulusal düzenlemeler, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde yürürlüğe giren kapsamlı yasaklar, bu kısıtlamaları daha da sertleştirdi. Bugün fil dişi ticareti pek çok ülkede neredeyse tamamen yasaklanmış durumda.

Balina dişi için durum farklı değil. Deniz memelilerini korumaya yönelik uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat, taze balina dişi edinmeyi pratikte olanaksız kılıyor. Zaten avlanması yasaklanmış olan türlerin dişiyle çalışmak, yeni eserler üretmek açısından yasal bir kilitlenme anlamına geliyor.

Somut etkisi şu: Günümüzde scrimshaw ustası olmak istiyorsanız, yasadışı malzemeyle ya da antika dişlerle çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Antika eserlerin ticareti bazı ülkelerde belirli koşullarla mümkün olsa da belgeleyin, ispatlayın, izin alın derken süreç o kadar karmaşık bir hal alıyor ki pek çok sanatçı vazgeçiyor. Yeni nesil sanatçı bu işe girmiyor, eski nesil ise birer birer ölüyor. Scrimshaw salt malzeme yüzünden, sanat tarihinin bir köşesine hapsoluyor.

Sanat mı, Çevre mi: Cevabı Olmayan Soru

İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü bu ikilem, sanıldığı kadar tek boyutlu değil.

Bir tarafta nesli tükenmekte olan hayvanları koruma zorunluluğu var. Filler, balinalar: bunlar yalnızca "tehlikede olan türler" değil, ekosistemlerin taşıyıcı sütunları. Fildişi ticaretinin kaçakçılıkla bütünleşik yapısı düşünüldüğünde, yasaların sertliği anlaşılır. Sanat uğruna bu sistemin kapısını aralamak, tehlikeli bir çatlak yaratabilir.

Öte yanda ise scrimshaw gibi bir geleneğin yok olması ne anlama geliyor sorusu duruyor. Sadece bir tekniğin yitip gitmesi değil bu. Birkaç yüz yıllık bir bellek, o balina avcılarının dünyasına dair somut ve elle tutulur bir iz, sonsuza kadar kapanıyor. Kültürel hafıza açısından bu gerçekten ağır bir kayıp.

Ama şunu sormadan geçemiyorum: Bir sanat geleneğini yaşatmak için canlı bir hayvanın ölmesi gerekiyorsa, o gelenek ne kadar yaşatılmalı? Bu soru vicdanı sıkıştırıyor, cevabı kolay değil.

Alternatifler Var, Ama Tartışması da Var

Bazı sanatçılar bu çıkmazı aşmak için alternatif malzemelere yöneldi. En çok öne çıkan iki seçenek var: mamut dişi ve sentetik fildişi.

Mamut dişi, binlerce yıl önce soyu tükenmiş hayvanlardan kalma, Sibirya permafrostundan çıkarılan fosilleşmiş materyal. CITES kapsamı dışında tutulduğundan yasal açıdan kullanılabilir durumda. Bazı ülkelerde ticareti mümkün. Scrimshaw ustaları için bir çıkış yolu gibi görünüyor ama o da tartışmadan muaf değil: permafrost erimesi, iklim krizinin bir sonucu; bu erimeyle birlikte ortaya çıkan mamut dişlerinin ticareti de kendi başına etik soruları gündeme taşıyor.

Sentetik fildişi ise teknik açıdan daha önce test edilmiş, pek çok sanatçı tarafından kullanılmış bir alternatif. Malzeme olarak makul, ama sanatçıların önemli bir kısmı için yeterli değil. Çünkü scrimshaw'un özü, o malzemenin kendisinde de yatıyor; doğal, organik, tarihi bir yüzeye kazımak ile plastiğe kazımak arasında sadece estetik değil, varoluşsal bir fark var.

Sanat geleneği mi korunmalı yoksa malzemenin özgünlüğü mü? Ya da ikisi birbirinden ayrılamaz mı? Bence bu tartışma henüz bitmedi, bitmemeli de.

Türkiye'deki Ayna: Sedef, Kemik, Boynuz

Bu ikilem Türkiye'den uzak değil aslında. Scrimshaw'ın yerini düşündüğümde aklıma sedef işlemeciliği, kemik oymacılığı ve boynuz işlemeciliği geliyor. Anadolu'da yüzyıllardır süregelen bu el sanatları, benzer bir gerilimi farklı bir biçimde yaşıyor.

Sedef, Türkiye'de geleneksel mobilya ve müzik aleti yapımında kullanılıyor; yasal olarak sorunlu değil çünkü endüstriyel sedef üretimi mevcut. Ama kemik ve boynuz işlemeciliğinde tablo karmaşıklaşıyor. CITES Türkiye tarafından onaylanmış bir sözleşme; dolayısıyla fildişi ve tehlike altındaki hayvan kemikleri ülkemizde de kısıtlama altında. Fiil olarak satın almak, işlemek, ihraç etmek büyük ölçüde yasak.

Peki geleneksel Türk el sanatlarında bu kısıtlamaların baskısını hisseden ustalar var mı? Evet, ama bu tartışma kamuoyunda yeterince görünür değil. Kemik boncuk, boynuz tarak, sedef kakma: bunların yasal zemini titizlikle ayrıştırılmış değil, uygulamada belirsizlikler mevcut. Kültür Bakanlığı'nın geleneksel zanaat tescili mekanizmaları bu boşluğu kısmen dolduruyor ama yeterli mi, tartışılır.

Şunu söylemek isterim: Scrimshaw'a Atlantik'ten bakarken, benzer soruları Anadolu'dan da sormak gerekiyor. Sanat geleneği koruma ile çevre koruma arasında sıkışıyorsa, bu sorun evrensel.

Kaybettiğimiz Nedir?

Bir sanat biçimi yok olduğunda yalnızca bir teknik yitmez. O teknikle birlikte bir dünya görüşü, bir deneyim biçimi, bir topluluk hafızası da gider. Scrimshaw söz konusu olduğunda bu daha da ağır çünkü o çizgiler, açık denizde geçen ömürlerin belgesi. Okyanusun ortasında, evinden uzak, fırtınaya karşı bir adamın elinden çıkma çizgiler. Bunların gitmesi, bir müze salonunun boşalmasından fazlası.

Ama şunu da kabul etmek gerekiyor: o çizgilerin çekildiği hayvanların soyu, tam da o dönemin avcılık pratiği yüzünden tehlikeye girdi. Bir sanatı besleyen pratik, aynı zamanda o sanatı bugün imkânsız kılan yasaların gerekçesi. Bu ne kadar ironik, düşünüyor musunuz?

Belki scrimshaw'un hikayesi bize şunu söylüyor: Bir sanat geleneğini yaşatmak yalnızca tekniği aktarmakla olmuyor. Bazen o geleneğin içinden çıktığı dünyayı, onun yarattığı hasarı da hesaba katmak gerekiyor. Ve bu hesap, kolay değil. Hiç olmadı, olmayacak da.

Scrimshaw hâlâ yaşıyor mu? Belki birkaç usta, belki antika dişler üzerinde, belki müze arşivlerinde. Ama bir gelenek olarak? Nefes alıp almadığını bile söylemek güç. Sanatın hafızası çoğu zaman son ustanın elinde biter. O eller durduğunda, o çizgiler de susuyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Scrimshaw tam olarak nedir?

Scrimshaw, 18-19. yüzyılda balina avcılarının açık denizde geçirdikleri uzun aralar sırasında balina dişlerine veya fok kemiklerine çiviler ve bıçaklarla işledikleri sanat formudur. Kazınan çizgilere mürekkep veya is sürülerek desenlerin görünür hale getirilmesi tekniği kullanılmıştır.

Neden scrimshaw yapanlar artık yasadışı malzemeyle çalışmak zorundadır?

CITES (1973) ve sonrasında alınan ulusal yasalar, fil dişi ve balina dişi ticaretini yasaklamıştır. Çoğu balina türü avlanması yasaklandığı için yeni dişler elde etmek pratikte imkânsız hale gelmiş, sanatçılar antika dişler veya yasal olmayan kaynaklar kullanmak zorunda kalmıştır.

Sentetik veya mamut dişi alternatif olabilir mi?

Mamut dişi CITES kapsamı dışında olup yasal olarak kullanılabilir ancak iklim krizi ve permafrost erimesiyle ilişkili etik soruları vardır. Sentetik malzeme teknik açıdan çalışılabilse de, pek çok sanatçı doğal ve organik bir yüzeye kazımanın varoluşsal farklılığını vurgulamaktadır.

Türkiye'de benzer sorunlar yaşanıyor mu?

Evet, Türkiye'deki sedef işlemeciliği, kemik oymacılığı ve boynuz işlemeciliği geleneksel sanatları benzer yasal kısıtlamalarla karşı karşıyadır. CITES ülkemizde onaylanmış olup fildişi ve tehlike altındaki hayvan kemikleri kısıtlama altındadır, ancak bu tartışma kamuoyunda yeterince görünür değildir.

Scrimshaw geleneği tamamen kaybolacak mı?

Bir gelenek olarak scrimshaw'un nefes alıp almadığını söylemek güçtür. Birkaç usta belki antika dişler üzerinde çalışmaya devam etse de, sanatsal geleneğin hayatı sona erdiğinde sonunda sıfırlanmış olur.

Etiketler

Aylin Kutsay

Yazar

Aylin Kutsay

Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş