İçeriğe geç
Gündem

Sandıkta kazanamadıklarını transferle kazanmaya çalışıyorlar

AKP, büyük şehirlerdeki seçim yenilgilerini belediye başkanı ve vekil transferleriyle telafi etmeye çalışıyor. Bu tablo, siyasi meşruiyet sorularını beraberinde getiriyor.

İçindekiler
Açık sandığı, terazi ve madeni paralar ile dijital veri değeri karşılaştırması yapan illüstrasyon.

Türkiye'de siyaset, seçim dönemleri kadar seçimler arasındaki dönemde de şekilleniyor. Son haftalarda yaşananlar bunu bir kez daha gösterdi. AKP, sandıkta tutturamadığı büyük şehirlerde farklı bir hesap yapmaya başladı: belediye başkanı ve milletvekili transferleri. İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirde bu tablonun belirginleşmesi, "seçim dışı yollarla şehir kazanmak" tartışmasını siyasetin tam göbeğine taşıdı.

Transfer dalgasının anatomisi

Ortaya çıkan tablo şu: AKP, muhalefetin elindeki illerde birden fazla belediye başkanını bünyesine katıyor. Buna milletvekili transferleri de eşlik ediyor. Söz konusu hamleler tekil ve spontane gelişmeler değil; ardı ardına gelen, belirli bir ritme oturan adımlar. Bu ritim, tesadüf değil strateji işareti.

Transferin "anatomisi" açısından bakılırsa üç temel tip göze çarpıyor. Birincisi, küçük veya orta ölçekli ilçe belediye başkanlarının iktidar partisine geçişi. İkincisi, meclisteki milletvekillerinin grup değiştirmesi. Üçüncüsü ise bu iki kanalın eş zamanlı işlemesi, yani bir paket halinde gelen geçişler. Her üç tipte de ortak nokta şu: sandık bu kararı vermedi.

Muhalefetten ayrılan her isim, ayrılışını farklı gerekçelere bağlıyor. Kimi "prensip farkı" diyor, kimi "hizmet" diyor, kimi de mevcut partisindeki iç çatışmayı öne sürüyor. Bu gerekçelerin samimiyetini ölçmek güç. Ama şunu söylemek mümkün: geçişlerin zamanlaması ve yoğunluğu, bireysel vicdani kararlardan ziyade koordineli bir sürecin ürünü gibi görünüyor.

İstanbul meselesi

İstanbul, bu tablonun merkezinde duruyor. Çünkü AKP için İstanbul sadece bir şehir değil; sembolik ağırlığı olan, hem ekonomik hem siyasi açıdan kritik bir kayıp. 2019'dan bu yana bu kaybı hazmetmek kolay olmadı. 2024 seçimleri de aynı sonucu verdi, üstelik fark büyüdü.

Sandıktan istediği cevabı alamayan AKP, İstanbul'da başka türlü bir varlık arayışına girdi. İlçe belediyelerinde transferler bu arayışın somut bir tezahürü. Buyük resme bakıldığında şu görülüyor: İBB anahtarı muhalefette kalmaya devam ediyor, ama çevresindeki ilçelerde tablo değişmeye başlıyor. Bu değişimin seçim sandığından değil, transfer masasından kaynaklanması, siyasi tartışmada belirleyici bir detay.

İstanbul özelinde bir başka boyut daha var: medyada görünürlük. Her transfer haberi İstanbul gündeminde yer buluyor, muhalefet savunmaya çekiliyor, iktidar tarafı ise bir tür "kazanım" söylemi inşa ediyor. Yani transfer, salt örgütsel bir hamle değil; aynı zamanda bir iletişim stratejisi.

İktidar için bu hamlelerin hesabı ne?

AKP açısından bu transferlerin birkaç farklı kazanımı var, ya da en azından öyle hesaplanıyor.

İlki sayısal: Mecliste ya da yerel yönetimlerde iktidar bloğunun sayısını artırmak, azınlık konumundaki muhalefeti daha da daraltmak. Bu kısmen kâğıt üzerindeki bir güç görünümü, ama siyasette görüntünün de belirleyici bir ağırlığı var.

İkincisi psikolojik: Muhalefetin içinden çatlak seslerin yükselmesi, geçişlerin yarattığı "çözülüyor" algısı. Bu algı, muhalefet seçmeninde motivasyon kaybına yol açabilir. En azından siyasi hesaplamanın bu yönde işlediği düşünülüyor.

Üçüncüsü ise yerel yönetim dinamikleri üzerindeki etkisi. Bir belediye başkanı hangi partiden olursa olsun, yerel kaynakların kullanımını, ihaleleri, personel atamalarını doğrudan etkiliyor. Bu kişiler AKP çatısına geçtiğinde, belediyenin kaynaklarına ilişkin denklem de değişiyor.

Ama şu soruyu da sormak gerekiyor: Bu kazanımlar gerçek mi yoksa kâğıt üzerinde mi? Sandık yoklamasından geçmemiş bir siyasi güç, seçim geldiğinde ne kadar tutarlı bir taban gösterebilir? Transfer yoluyla kazanılan bir belediye başkanlığı, siyasi yerelden organik bağı olan bir adayla aynı etkiyi üretir mi?

Bu soruların yanıtı, ileriki seçimlerin göstereceği bir şey. Ama şimdiden görülen bir şey var: her transfer, iktidar partisini büyüttüğü kadar bir meşruiyet sorusuyla da yüzleştiriyor.

Muhalefetin yanıtı

CHP cephesinde bu süreç hem bir sınav hem de bir kriz. Genel Başkan Özgür Özel, transferlere karşı sert bir tutum sergiliyor. Parti içi disiplinin korunmasını, ayrılıkların önüne geçilmesini öncelikli mesele olarak ele alıyor. Öte yandan Kılıçdaroğlu dönemiyle kıyaslandığında, yönetim anlayışındaki farklılıklar bu kriz döneminde daha belirgin hale geliyor.

İki çizgi arasındaki gerilim, transferlerin ötesinde bir soru sormayı gerektiriyor: CHP, büyük şehirlerde elde ettiği seçim başarısını örgütsel bir zemine oturtabildi mi? Belediyeleri kazanmak ayrı, bu kazanımı sağlam bir siyasi yapıyla korumak ayrı. Transferlerin gösterdiği şeylerden biri de bu: kazanılan yerleri tutmak için sandık kadar örgüt ve bağlılık da gerekiyor.

İYİ Parti ve diğer muhalefet aktörleri açısından bakıldığında tablo daha da karmaşık. İYİ Parti, kendi içindeki ayrışmalarla boğuşurken AKP'ye geçişleri durdurmakta zorlanıyor. Küçük partilerin transfere karşı koyacak kaldıraçları, yapısal olarak daha sınırlı.

Sonuç itibarıyla muhalefet, bu dalgayı sadece siyasi açıklamalarla değil, somut adımlarla karşılamak zorunda. Aksi takdirde her yeni transfer haberi, muhalefet cephesinde yeni bir yara açıyor.

Demokrasi sorusu

Bütün bunların ötesinde şu soruyu sormadan geçmek olmaz: Sandık dışı yollarla şekillenen yerel iktidar, siyasi meşruiyet açısından ne anlama geliyor?

Teknik olarak yasadışı bir durum yok. Milletvekilleri parti değiştirebilir; belediye başkanları da öyle. Türk hukuku bunu yasaklamıyor. Ama hukukun izin vermesi, siyasi meşruiyetin de tam olduğu anlamına gelmiyor.

Seçmenler, sandığa giderken bir ismin yanında hangi partinin sembolünü gördüklerine göre tercih yapar. O tercihi, sandığın kapandığı gün sona ermiş bir sözleşme gibi görmek, seçmenin iradesini basit bir onay mekanizmasına indirgemektir. Transfer, bu iradenin "sonradan" tersine çevrilmesi anlamına geliyor. Ve bu, en hafif ifadeyle tartışmalı bir durum.

Türkiye, bu tartışmayı ilk kez yaşamıyor. Vekilden belediye başkanına, milletvekili sayısının küçük partilerden iktidar partisine akması tarihsel bir örüntü. Ama her tekrarında soru büyüyor: Seçim sandığı, bir dönem için değil gerçek anlamda belirleyici olmaya devam edecek mi?

Bu soruyu sormak, mevcut iktidarı otomatik olarak mahkûm etmek anlamına gelmiyor. Muhalefet de tarihsel süreçte benzer yollara başvurdu; benzer tartışmalar başka dönemlerde de yaşandı. Ama şu an, iktidar partisinin bu hamleleri açık bir strateji olarak sahiplenmesi, tartışmayı soyut bir "demokrasi sorunu" olmaktan çıkarıp güncel ve somut bir gerilime dönüştürüyor.

Seçim sandığı, Türk siyasetinin en temel meşruiyet kaynağı olmayı sürdürüyor. Sandıkta kazanılamayan bir yerin, transfer masasında "kazanılması" bu kaynağı beslemez; aksine aşındırır. Ve bu aşınmanın faturasını, uzun vadede, sadece muhalefet değil siyaset kurumunun kendisi öder.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Transfer masasında şehir kazanmak hukuk açısından yasadışı mı?

Hayır, teknik olarak yasadışı değildir; milletvekilleri ve belediye başkanları partilerini değiştirme hakkına sahiptir. Ancak bu, siyasi meşruiyet sorununun olmadığı anlamına gelmez.

AKP neden bu transferleri yapıyor?

Seçim sandığında kaybettiği şehirlerde sayısal güç artırmak, muhalefette çözülme algısı yaratmak ve yerel kaynakları kontrol etmek amacıyla bu hamleleri yapıyor.

İstanbul neden bu transferlerin merkez noktası?

İstanbul, AKP için ekonomik ve sembolik açıdan kritik bir kayıp olmuş ve 2024'te de fark büyümüştür; AKP bu kaybı çevre ilçelerdeki transferlerle dengelemeye çalışıyor.

Muhalefet bu duruşa nasıl karşılık veriyor?

CHP disiplin artırıp transferleri sertçe kınarken, İYİ Parti gibi küçük partiler yapısal olarak sınırlı kaldıraca sahip olduğundan transferleri durdurmakta zorlanıyor.

Transfer yoluyla kazanılan yerel iktidar gerçek bir güç müdür?

Makalenin sorusu şudur: Sandık yoklamasından geçmemiş bir siyasi güç, ileriki seçimlerde aynı başarıyı gösterebilir mi; bu, her transferin siyasi meşruiyeti sorgulanır hale getirmektedir.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Belediye başkanı transferleri seçim sonrası | KROP.