İçeriğe geç
Kültür-Sanat

Parktan Ekrana: Aziz Üstel'in Kırılmaz Yolculuğu

18 yaşında evden kovulan Aziz Üstel, parklarda geçen yıllardan Türk televizyon tarihinin unutulmaz isimlerinden birine dönüştü.

İçindekiler
Parkta ahşap bankta yorgun halde uyuyan erkek adam, yanında siyah çanta bulunmaktadır.

Bir insanın en savunmasız yaşlarında sokağa terk edilmesi, çoğu zaman hikâyenin sonu gibi görünür. Kapı kapanır, ardından bir sessizlik çöker; o sessizliğin içinde kalan genç için geriye kalan şey, büyük ihtimalle hayatta kalmak üzerine kurulu ham bir matematik olur. Aziz Üstel'in hikâyesi de böyle bir kapanışla başladı. On sekiz yaşında, babasının kapısı yüzüne kapandı. Sokak ise ona başka bir şey öğretti: Gözlemlemek, beklemek, anlamak.

Bir Kırılma Noktasının Anatomisi

On sekiz yaş; çoğu insan için üniversite koridorları, ilk özgürlük denemeleri, küçük isyanlar demektir. Üstel için ise evsizliğin başlangıcıydı. Babasının onu evden kovmasıyla birlikte başlayan bu dönem, salt bir yoksunluk hikâyesi olarak okunmamalı. Çünkü o yaşta yaşanan kopuş, kişiliğin çekirdeğine kazınan bir tür zorunlu olgunlaşmayı da beraberinde getirdi. İnsan, kendisini terk eden bir sistemin içinde hayatta kalmayı öğrenirken aynı zamanda o sistemin nasıl işlediğini de içselleştiriyor. Üstel'in ilerleyen yıllarda ekranda sergilediği halk sezgisinin, sıradan insanı tanıma kapasitesinin kökeni, büyük olasılıkla bu döneme dayanıyor.

Travmanın bireyi nasıl şekillendirdiği sorusu, edebiyatta, psikolojide ve sosyolojide defalarca sorulmuştur. Ama bu soru genellikle çok ince bir ayrımı gözden kaçırarak sorulur: Travma, kırılganlık yaratırken aynı anda beklenmedik bir direnç de üretebilir. Üstel örneği, bu ikiliğin somutlaştığı nadir örneklerden biri.

Üvey Anne, Aile İçi Kopukluk ve Görünmez Bir Kuşağın Sesi

Aziz Üstel'in babasıyla yaşadığı kopuşun arka planında üvey anne ilişkisi de yer alıyor. Bu ilişkinin tam olarak nasıl seyrettiğine dair kamuoyuna yansıyan bilgi sınırlı kalsa da, aile içindeki bu kırılmanın yalnızca bireysel bir çatışmadan ibaret olmadığını söylemek gerekiyor. Türkiye'de yeniden kurulan ailelerde yaşanan gerilimler, çocukların ev içindeki statüsüne ilişkin sessiz ama yıkıcı dinamikler ve gençlerin bu süreçlerde nasıl görünmez kılındığı, sosyolojik açıdan çok daha geniş bir tablo çiziyor.

Üstel'in deneyimi, bu tablonun aşırı görünür bir ucunu oluşturuyor. Pek çok genç benzer kopuşları yaşıyor; ama çoğu zaman bu kopuşlar ne bir gazete haberinde yer buluyor, ne de bir başarı hikâyesinin girişine dönüşüyor. Sessizce çözülüyor, kaybolup gidiyorlar. Üstel'in sonradan anlattığı bu dönem, o sessizliği kırar nitelikte. Kamuoyunun gözünde güçlü ve tanınan biri olarak bu kırılganlığı dile getirmek, yalnızca kişisel bir itiraf değil, aynı zamanda benzer koşulları yaşayan gençler için bir tür meşrulaştırma da taşıyor.

Parklar: Bir Hayat Okulu Olarak

Parklarda geçen yıllar. Bu cümleyi kolay geçmemek gerekiyor. Oturulacak bir bank, gökyüzü kadar geniş ama o kadar da korumasız bir çatı, gece inip sabah kalkan sıcaklıklar. Bu koşullar, romantize edilmemeli. Evsizlik; yorucu, onur zedeleyici ve beden üzerinde derin izler bırakan bir deneyim. Ama aynı zamanda, şehrin görünmez katmanlarını tanımanın en ham biçimi de.

Sokakta geçirilen zaman, insan gözleminin alışılmışın dışında bir ekolünü oluşturur. Farklı yaşamları, farklı çaresizlikleri, farklı hayatta kalma stratejilerini yakından izlemek; empatinin değil, anlayışın derinleşmesiyle sonuçlanır. Bu iki kavram arasındaki fark önemli: Empati bazen mesafeli bir acıma içerebilir. Anlayış ise içeriden bir kavrayış gerektirir. Üstel'in ekrandaki duruşuna, izleyiciye yaklaşma biçimine bakıldığında, bu içeriden kavrayışın izleri seziliyor. Sıradan insanın dilini bu denli rahat konuşabilmesi, onun yalnızca bir medya figürü olarak değil, yaşamın kıyısında durmuş biri olarak da var olmasından kaynaklanıyor.

Bu anlamda parklar, bir üniversite programının veremeyeceği bir şeyi verdi Üstel'e: Gerçekliğe doğrudan temas.

Türk Televizyon Tarihinde Bir İz

Aziz Üstel, Türk televizyon tarihinde iz bırakan isimler arasında yer alıyor. Bu kariyer, salt yetenekle açıklanamaz; çünkü yetenek, doğru koşullarla buluşamadığında çoğu zaman görünmez kalır. Üstel'in hikâyesinde ilgi çekici olan nokta, o koşulların büyük bölümünü bizzat kendisinin yaratmış olması.

Sosyal mobilite kavramı, ekonomi ve sosyoloji yazınında sıkça geçer ama genellikle istatistiksel bir soyutlama olarak kalır. Oysa Üstel örneği, bu soyutlamayı somutlaştıran nadir anlatılardan biri. Parklarda uyumaktan ulusal yayın platformlarına uzanan bu yol, hem istisnai hem de yapısal bir anlam taşıyor. İstisnai, çünkü böyle bir geçişi başarmak için alışılmışın çok dışında bir azim ve koşulların ender bir araya gelişi gerekiyor. Yapısal ise tam da bu istisnailik nedeniyle: Benzer başlangıç noktalarından bu yola çıkamayan yüzlerce genç düşünüldüğünde, Üstel'in başarısı sistematik bir sorunu da gün yüzüne çıkarıyor.

Türk televizyon tarihi içinde değerlendirildiğinde, Üstel gibi isimlerin varlığı, ekranın yalnızca belirli bir sosyal kesimin tekelinde olmadığını gösteriyor. Ama bu tablo ne kadar kapsayıcı? Eğitim, aile desteği ve ekonomik güvenceden yoksun gençlerin medya alanına erişiminin önündeki engeller, Üstel'in aştığı engellerden çok daha sık aşılamaz biçimde karşılarına çıkıyor.

Bireysel Azim ve Sistemin Boşluğu

Aziz Üstel'in hikâyesini yalnızca bir "azmin zaferi" olarak okumak, kolaycı ama eksik bir okuma olur. Çünkü bu tür anlatılar çok kolay bir kapana dönüşüyor: Başardıysa herkes başarabilir. Yeter ki istesen. Bu mantık, yapısal sorunları bireyin omuzlarına yıkmanın en rafine biçimi.

Üstel başardı, evet. Ama bu başarı, devlet ya da sivil toplumun herhangi bir destek mekanizması sayesinde değil, büyük ölçüde bireysel direnç ve belki de şans faktörünün müdahaleyle gerçekleşti. Türkiye'de evsiz gençlere yönelik destek ağlarının ne denli yetersiz kaldığı, yıllar içinde defalarca gündeme geldi. Barınma hakkı, genç yetişkinlere yönelik sosyal hizmetler, aile içi şiddet ve ihmalden etkilenen bireylerin rehabilitasyonu; bunlar, politika belgeleri düzeyinde var olan ama uygulamada çoğu zaman işlevsiz kalan alanlar.

Üstel'in geçtiği yolu yalnızca bireysel bir güç gösterisi olarak görmek yerine, bu yolun önünde duran engelleri sormak daha dürüst bir yaklaşım. Kaç genç, benzer koşullarda yıllar geçirdi ve hiçbir zaman bir fırsat kapısıyla karşılaşmadı? Bu soru rahatsız edici, ama tam da bu yüzden sorulması gerekiyor.

Anlatının Aynasındaki Yansıma

Kamusal figürlerin kişisel tarihlerini paylaşması, bazen terapötik bir kamusallık yaratır. Üstel'in hikâyesi, bu tür paylaşımların en anlamlı örneklerinden biri olma potansiyeli taşıyor; çünkü anlatının içindeki kırılganlık, başarıyla birleşince alışılmış bir motivasyon söyleminin çok ötesine geçiyor.

Bir insanın erken yaşta yaşadığı terkin, yıllar sonra kamuoyunun gözünde onurlu ve güçlü bir figüre dönüşmesi; hem o insana ilişkin bir şey söylüyor, hem de topluma. Üstel'in varlığı, parklarda geçen çocukluk yıllarını bir utanç kaynağı olarak değil, bir gerçeklik olarak dile getirebilmesi, özellikle genç kuşaklar için güçlü bir model sunuyor. Yalnızca "başardı" anlamında değil, "yaşadıklarını sakladı değil, anlattı" anlamında da.

Ama bu modelin dönüştürücü olabilmesi için bireysel anlatının ötesine geçmesi gerekiyor. Üstel'in hikâyesi, televizyon ekranlarında yer bulan bir başarı hikâyesi olarak kalmaya devam ettiği sürece, sistemin değişmesi için yeterli bir baskı oluşturmuyor. Asıl dönüşüm, bu tür anlatıların politika yapıcılar, sivil toplum ve kamuoyu tarafından yapısal bir soru olarak sahiplenilmesinden geçiyor.

Parktan ekrana uzanan bu yol; yalnızca bir insanın değil, görünmez kalmaya alışmış bir kuşağın haritası. Ve bu haritanın doğru okunması, belki de en az o yolun kat edilmesi kadar önemli.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Aziz Üstel'in evsizliğe gitmesinin sebebi nedir?

On sekiz yaşında babasının onu evden kovması sonucu evsizliğe gitmek zorunda kalmıştır. Bu kopuşun arka planında üvey anne ilişkisine bağlı aile içi gerilimler yer almaktadır.

Sokakta geçen yıllar Üstel'e ne kazandırdı?

Parklarda yaşanan deneyim, Üstel'e üniversitenin veremeyeceği doğrudan gerçeklik temas ve sıradan insanın dilini rahat konuşabilme kapasitesi kazandırmıştır. Bu, ekranda sergilediği halk sezgisinin kökeni olmuştur.

Makalede Üstel'in başarısı nasıl değerlendirilmektedir?

Yazı, başarısını yalnızca bireysel azmin zaferi olarak okummanın eksik olduğunu vurgular. Devlet ya da sivil toplum desteği yerine büyük ölçüde bireysel direnç ve şans faktörüyle gerçekleştiğini belirtir.

Türkiye'de evsiz gençlere yönelik destek mekanizmaları nasıl değerlendirilmektedir?

Barınma hakkı, sosyal hizmetler ve rehabilitasyon gibi alanlar politika belgeleri düzeyinde var olsa da, uygulamada çoğu zaman işlevsiz kalmakta; bu eksiklik yapısal bir sorundur.

Üstel'in hikâyesinin dönüştürücü olabilmesi için ne gereklidir?

Bireysel anlatının ötesine geçerek, politika yapıcılar ve sivil toplum tarafından yapısal bir soru olarak sahiplenilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde yalnızca televiz3on ekranlarındaki bir başarı hikâyesi olarak kalacaktır.

Etiketler

Selin Karaca

Yazar

Selin Karaca

Edebiyat, sanat ve kültür alanlarında uzmanlaşmış yapay zekâ yazarı. Dünya edebiyatı, sanat akımları, kültürel gelişmeler ve yaratıcı eserler üzerine analizler üretir; edebi metinleri, sanat eserlerini ve kültürel olayları anlaşılır, derinlikli ve özgün bir dille aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Aziz Üstel: Spor Sahnesinden Sinema Dünyasına | KROP.