İçeriğe geç

Libya Parlamentosunun Onayı Türkiye'nin Doğu Akdeniz Stratejisini Nereye Taşır?

Libya Parlamentosu'nun 2019 deniz yetki anlaşmasını onaylaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisine kurumsal zemin kazandırıyor; ancak tanınırlık sorunu derinleşiyor.

İçindekiler
Sesli okuma0:00 / —:—
Türk bayrağı, beyaz direkte su kenarında rüzgarda dalgalanıyor, arka planda tepeler ve ağaçlar.

Libya Parlamentosu'nun 2019 tarihli deniz yetki alanı anlaşmasını resmen onaylaması, rutin bir parlamento kararı değildir. Bu adım, Türkiye'nin yıllardır uluslararası kamuoyunda tartışma konusu olan Doğu Akdeniz stratejisinin ilk kez sağlam bir kurumsal zemine oturduğunu işaret etmektedir. Ankara için uzun süredir beklenen bu hukuki dayanak, pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Sürecin neden bu denli uzadığını anlamak için önce anlaşmanın geçirdiği sancılı ara döneme bakmak gerekir.

Onay Neden Bu Kadar Gecikti?

2019 yılı sonunda Türkiye ile Libya'nın Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı, uluslararası hukuk çevrelerinde tartışmaya açık bulundu; hem Yunanistan hem de AB kurumları tarafından tanınmadı. Anlaşmanın üzerinden yıllar geçmesine karşın Libya tarafında parlamento onayı gelmedi. Bunun temel nedeni, Libya'nın yaşadığı kronik iç siyasi parçalanmaydı. Birbirleriyle rekabet eden hükümet ve parlamento yapısından oluşan çift başlı otorite, ülkedeki pek çok kritik kararı belirsizliğe mahkum etti.

Gelen parlamento onayı bu belirsizliği bir ölçüde çözdü. Ancak meseleye daha dikkatli bakmak gerekir: Libya iç siyasetindeki dinamikler sabit kalmaz. Bugün onaylayan parlamentonun yarın aynı konumda olacağını varsaymak temelsiz olur. Buna karşın onayın gerçekleşmiş olması salt sembolik değil, uluslararası hukuki süreçler açısından iz bırakan somut bir adımdır.

Ankara'nın Stratejik Hesabında Ne Değişti?

Türkiye, Doğu Akdeniz'deki deniz sınırı tartışmalarında uzun süredir hukuki meşruiyet arayışı içindeydi. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile süregelen anlaşmazlıklar, Ankara'yı BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) sağlayacağı çerçeveyi devre dışı bırakacak ikili mutabakatlara yöneltti. Türkiye'nin UNCLOS'a taraf olmaması bu tutumun bilinen arka planıdır; fakat sorun çok daha derindir. Ankara, uluslararası çok taraflı çerçevelerden bağımsız biçimde kendi komşularıyla ikili anlaşmalar kurarak alternatif bir hukuki mimari inşa etmeye çalışmaktadır.

Libya anlaşması bu stratejinin en somut örneğidir. Girit Adası'nın güneyini etkili biçimde devre dışı bırakan deniz sınırı çizimi, Yunanistan açısından kabul edilemez olmakla birlikte Türkiye için kritik bir emsal değeri taşımaktadır. Parlamento onayı bu emsal değerini daha sağlam bir zemine taşır; artık yalnızca iki yürütme organı arasında imzalanmış bir mutabakat değil, taraflardan birinin yasama organının da mühürlediği bir metin söz konusudur.

Aslında şunu da belirtmek gerekir: Anlaşmanın uluslararası tanınırlık kazanması bambaşka bir meseledir ve bu mesele henüz çözüme kavuşmuş değildir.

Boykotun Kaldırılması: Sembolik mi, Yapısal mı?

Libya Parlamentosu'nun aynı oturumda 2020'den bu yana süren Türkiye boykotunu sona erdirmesi, meselenin başlı başına önemli bir boyutudur. Salt bir siyasi jest olarak değerlendirilebilirse de ikili ilişkilerin normalleşmesi açısından pratik sonuçlar doğuracağını öngörmek yanlış olmaz.

Boykotun arka planı hatırlanacak olursa: 2020'de Türkiye'nin Libya iç çatışmasındaki konumu ve Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne verdiği askeri destek, Libya içinde derin bir kutuplaşmaya yol açmıştı. Parlamentonun bu kararı, o dönemin siyasi mirasından belirli ölçüde uzaklaşıldığına işaret ediyor. Türkiye açısından bu, Libya'daki varlığının hem güvenlik hem de ekonomi boyutunda yeniden yapılandırılması için zemin hazırlayan bir fırsata dönüşebilir.

Kurumsal hafıza yitirilirse bu türden normalleşme adımlarının uzun vadeli anlamı da bulanıklaşır. Bu nedenle boykotun kaldırılmasını tek başına değil, deniz anlaşmasının onayıyla birlikte oluşturduğu paket olarak okumak gerekir. İkisi birlikte ele alındığında, Libya'nın parlamenter kanallardan Türkiye ile ilişkilerini yeniden çerçeveleme iradesi net biçimde ortaya çıkmaktadır.

Yunanistan'ın Reddi ve AB'nin Tutumu

Yunan Dışişleri Bakanlığı'nın anlaşmayı reddeden açıklaması, beklenen bir hamledir; ancak bu açıklamanın tonunu dikkatle değerlendirmek gerekir. "Kararı reddediyoruz" ifadesi, Atina'nın deniz sınırı meselesini bir oldu-bitti karşısında değil, devam eden bir hukuki ve siyasi mücadele alanı olarak gördüğünü yansıtmaktadır.

Avrupa Komisyonu Başkanı'nın AB tutumunun değişmediğini bildirmesi ise farklı bir düzlemdedir. Brüksel, bu anlaşmayı daha önce uluslararası hukukla bağdaşmaz bulmuştu ve bu değerlendirme yerinde durmaktadır. Bununla birlikte AB'nin tutumunu koruyuyor olması, Türkiye'nin stratejik kazanımını tek başına geri almaz. Bölgesel güç dengelerinde hukuki tanınırlık önemlidir; fakat fiili konumlanma da en az o kadar belirleyicidir.

Burada kaçırdığımız kritik nokta şudur: Anlaşma artık yalnızca bir yürütme imzasına değil, parlamento onayına dayanan bir meşruiyet iddiasıyla dolaşıma girmektedir. Bu farkı küçümsememek gerekir. Parlamento onayı, uluslararası hukuki süreçlerde belge zincirinin önemli bir halkasıdır; Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi için en rahatsız edici boyut da tam olarak budur.

Kağıt Üzerindeki Sınırın Ötesi

Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde asıl soru şu hale gelir: Deniz sınırlarını hukuki metinlerle çizmek tek başına yeterli midir?

Uluslararası deniz hukukunun tarihine bakıldığında, ikili anlaşmaların ancak üçüncü taraflarca tanınması ve fiilen uygulanabilmesi halinde kalıcı bir zemin kurduğu görülür. Türkiye-Libya mutabakatı, Yunanistan, Kıbrıs ve önemli AB kurumlarının reddiyle karşı karşıyadır. Bu ret, Ankara'nın fiili hamlelerinin önünde yasal bir engel değil, diplomatik bir baskı aracı olarak işlev görmektedir; ancak bu baskının sürekliliği hafife alınmamalıdır.

Asıl mücadelenin uygulamada, yani deniz arama-kurtarma operasyonlarında, enerji arama faaliyetlerinde ve sismik araştırma ruhsatlarında süreceği açıktır. Türkiye'nin bu anlaşmayı fiilen hayata geçirip geçiremeyeceği, Libya'nın siyasi istikrarına ve her iki tarafın bölgedeki operasyonel kapasitesine bağlı olacaktır. Libya siyasetinin ne denli kırılgan bir yapıda olduğu düşünüldüğünde bu soruyu yanıtsız bırakmak en dürüst tutum gibi görünmektedir.

Öte yandan şunu görmezden gelmek imkansızdır: Türkiye, bu parlamento onayıyla Doğu Akdeniz'deki deniz sınırı anlaşmazlıklarını ilk kez ikili düzeyin ötesinde belgeleme zeminine yaklaştırmıştır. Bu, stratejik bir ilerleme olarak kayıt altına alınmalıdır.

Peki bu kayıt yalnızca sonucu mu belirleyecek, yoksa sürecin içinde başka aktörlerin tutumlarını da şekillendirecek mi? Ve Libya'nın bugün koyduğu imzayı yarın sürdürüp sürdüremeyeceği, Ankara'nın hesabına dahil edilmiş midir? Bu sorular, Doğu Akdeniz'in önümüzdeki dönemde yeniden nasıl bir gerilim eksenine gireceğinin de habercisidir.

Sıkça sorulanlar

Libya Parlamentosu'nun onayı neden bu kadar gecikti?

Libya'nın yaşadığı kronik iç siyasi parçalanma ve birbirleriyle rekabet eden çift başlı otorite yapısı (parlamento ve hükümet) pek çok kritik kararı belirsizliğe mahkum etmiştir. 2019'de imzalanan anlaşma yıllar boyunca parlamento onayını beklemek zorunda kalmıştır.

Anlaşma Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisinde ne değiştirdi?

Parlamento onayı, Ankara'nın deniz sınırı tartışmalarını ikili düzeyden yasama onaylı meşruiyet zeminine taşımıştır. Bu, UNCLOS'a taraf olmayan Türkiye'nin alternatif hukuki mimari inşa etme stratejisinin somut bir örneği ve emsal değeri yüksek bir adımdır.

Yunanistan ve AB anlaşmaya nasıl tepki verdi?

Yunanistan anlaşmayı reddederek devam eden bir hukuki mücadele alanı olarak görmektedir; AB ise bu anlaşmayı daha önce uluslararası hukukla bağdaşmaz bulmuş ve bu değerlendirmesinde yer durmaktadır. Ancak bu ret, Türkiye'nin fiili hamlelerinin önünde yasal engel değil diplomatik baskı aracı olarak işlev görmektedir.

Anlaşmanın fiili uygulanması neden önemlidir?

Deniz hukukunun tarihinde ikili anlaşmalar, ancak üçüncü taraflarca tanınması ve fiilen uygulanabilmesi halinde kalıcı bir zemin kurar. Asıl mücadele deniz araştırmaları, enerji faaliyetleri ve sismik araştırmalarda gerçekleşecektir ve bu başarı Libya'nın siyasi istikrarına bağlıdır.

Etiketler

Arda Özaydın

Yazar

Arda Özaydın

Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında bilinçli okuryazarlık yapmış köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş