İçeriğe geç
Gündem

Karadeniz'de Vurulan Türk Gemisi: Ankara'nın Denge Politikası Sınandı

Ukrayna büyükelçisinin Dışişleri'ne çağrılması, Türkiye'nin Karadeniz'deki hassas tarafsızlık politikasının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

İçindekiler
Mavi denizde renkli bayraklarla süslenmiş, Türk bayrağı taşıyan askeri gemi.

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Dzhelialov'un Türk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılması, protokol açısından sıradan bir adım gibi görünebilir. Ama değil. Türkiye, bu tür adımları ölçülü atar. Diplomatik kanalların işletilmesi, özellikle bu savaş döneminde, her iki tarafa karşı da temkinli davranan Ankara için hesaplı bir hamledir. Karadeniz'de bir Türk gemisinin vurulması ve ardından gelen bu resmi tutum, yıllardır sürdürülen denge politikasının ne kadar ince bir ip üzerinde yürüdüğünü gösteriyor.

Bir Protesto Değil, Bir Sinyal

Büyükelçi çağırma eyleminin sembolik ağırlığını küçümsememek gerekir. Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşının başından bu yana her iki tarafla da resmi kanallarını açık tutmuş, diyalog zeminini korumayı tercih etmiştir. Bu tutumun bir bedeli var: Her ciddi olay, Ankara'yı "taraf seç" baskısıyla yüz yüze bırakıyor.

Dzhelialov'un çağrılması, Türkiye'nin tepkisini diplomatik sınırlar içinde ama net biçimde ifade etme isteğinin göstergesidir. Bir protesto notasının ötesinde, bu adım şunu söyler: Türk bayrağı taşıyan bir gemi ya da Türk çıkarlarına bağlı ticaret rotası vurulduğunda, Ankara bunu görmezden gelmez. Sessizlik, zayıflık olarak okunur. Bu çağrı tam da o sessizliği bozmak için yapıldı.

Aslında meseleye salt diplomatik perspektiften bakmak yeterli değil. Karadeniz'in kendine özgü coğrafi ve stratejik ağırlığını hesaba katmadan bu olayı doğru okumak mümkün değil.

Karadeniz: Türkiye'nin Kontrol Ettiği İç Deniz

Karadeniz, Türkiye için başka hiçbir denizin karşılayamadığı bir stratejik işlev üstlenir. İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinden bu denize giriş çıkışı fiilen kontrol eden tek ülke Türkiye'dir. Montrö Sözleşmesi bu kontrolü uluslararası hukuki zemine oturtmuştur; Türkiye savaş gemilerinin geçişini kısıtlama yetkisini bu sözleşmeden alır.

Savaşın başladığı günden bu yana Türkiye bu yetkiyi kullanmış, savaş gemilerinin Karadeniz'e girişini büyük ölçüde engellemiştir. Bu hamle hem Rusya'yı hem de NATO müttefiklerini belirli ölçüde tatmin eden nadir dengelerden biridir. Ama bu denge statik değil. Her yeni olay, her vurulan gemi, her yanan kargo bu dengeyi sarsma potansiyeli taşır.

Karadeniz aynı zamanda Türkiye'nin en yoğun ticaret rotalarından birinin geçtiği sudur. Ukrayna ve Rusya'dan gelen tahıl, ayçiçeği yağı, maden ve enerji ürünleri bu denizden akar. Türk armatörleri, Karadeniz'de faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli tonajlı filolarıyla bu ticarette önemli bir yer tutar. Saldırılar yalnızca bayrak meselesi değil, doğrudan ticari kayıp ve insan güvenliği meselesidir.

İki Tarafla da Masada Oturmak

Türkiye'nin Ukrayna politikası, dışarıdan bakıldığında çelişkili görünebilir. Bir yanda Ukrayna'ya Bayraktar insansız hava araçları satılmış, savunma sanayii iş birliği sürmüş, Ukrayna'nın toprak bütünlüğü defalarca teyit edilmiştir. Öte yanda Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarına katılınmamış, enerji alımları devam etmiş, ekonomik ilişkiler büyük ölçüde korunmuştur.

Bu tutum, dışarıdan tutarsızlık gibi göründüğünde Ankara şunu söyler: Tarafsızlık bir zayıflık değil, stratejik bir tercihtir. Arabuluculuk yapabilmek için her iki tarafla da konuşmak şarttır. Tahıl Koridoru Anlaşması'nın hayata geçirilmesindeki Türk katkısı bu argümanı destekler niteliktedir.

Ama kağıtta güzel yazıyor, sahada farklı. Ukrayna cephesinden bakıldığında Türkiye, Rusya'yı yaptırımlarla izole etme çabalarını zayıflatan bir aktör olarak da okunabilir. Rusya cephesinden bakıldığında ise Bayraktar satışları ve NATO üyeliği Türkiye'yi hiçbir zaman tam anlamıyla "tarafsız" yapmaz. Her iki taraf da Ankara'yı kısmen kendi çıkarına, kısmen kendi aleyhine görür.

İşte bu denge, vurulan her Türk gemisiyle biraz daha gerilir. Çünkü Türkiye'nin tepkisi ne olursa olsun, birisi bundan rahatsızlık duyar.

Mürettebat ve Deniz İşçileri: Görünmez Kayıp

Bu noktada bir adım geriye çekilip somut insan maliyetine bakmak gerekiyor. Diplomatik satranç oynanırken gemilerdeki mürettebat, haberlerde genellikle bir paranteze sıkışır. Oysa denizcilik, Türkiye'de onlarca yıldır süregelen ciddi bir enformel istihdam alanıdır; gemi adamları çoğunlukla küçük liman kentlerinden gelen, denizcilik ailesinden yetişmiş, iş güvencesi düşük sözleşmelerle çalışan insanlardır.

Karadeniz'deki saldırı ortamı bu işçiler için somut bir tehdit anlamına gelir. Sigorta maliyetleri artar, armatörler giderek güvensizleşen rotalardan kaçınmaya başlar, mürettebat yenileme güçleşir. Bazı şirketler riski minimize etmek için Türk mürettebat yerine daha az koruma altındaki yabancı işçileri tercih edebilir; bu da başka bir güvencesizlik katmanı yaratır.

İşçiler bunu zaten biliyor. Karadeniz'de sefer yapan gemicilerle konuşulduğunda "oraya gitmek artık farklı" dediklerini duyarsınız. Resmi güvenlik raporlarında bu his sayısal olarak görünmez. Ama mürettebat bunu hissediyor, aileleri hissediyor ve bir süre sonra bu hisler ticari kararları şekillendirmeye başlıyor.

Tahıl Koridoru'nun Çöküşünden Bu Yana Doldurulmayan Boşluk

Ukrayna tahılının uluslararası piyasalara ulaşmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması'nın 2023'te Rusya'nın çekilmesiyle fiilen sona ermesinin ardından Karadeniz'de kalıcı bir güvenlik mekanizması bir türlü kurulamadı. Bu boşluk tesadüf değil; tarafların hiçbiri tam anlamıyla çıkarına uymayan bir düzenlemeye uzun vadeli bir taahhüt vermek istemiyor.

Türkiye bu boşluğu kapatmaya çalıştı. Arabuluculuk girişimleri sürdürüldü, diplomatik temaslar kesilmedi. Ama sahada sonuç sınırlı kaldı. Karadeniz, hukuki statüsü tartışmalı ve fiilen denetimsiz bir savaş alanına döndü. Gemi saldırıları, sivil kargo gemilerini tehdit eden mayınlar ve belirsiz angajman kuralları bu ortamın ürünleri.

Bu ortamda bir Türk gemisinin vurulması "beklenmedik bir olay" değil, aslında kaçınılmaz hale gelmiş bir riskin gerçekleşmesidir. Sistem böyle çalışıyor: Güvenlik çerçevesi olmayan bir deniz ortamında faaliyet gösteren sivil gemiler, askeri çatışmanın dışına çıkmak için hiçbir hukuki güvenceye sahip değil.

Denge Politikasının Gerçek Sınavı

Ankara'nın önündeki seçenekler daralmaktadır. Tepkisiz kalmak iç kamuoyunda ve denizcilik sektöründe baskı yaratır. Sert bir tutum ise Rusya ile yürütülen hassas diyalogu zedeler. Orta yol, yani Dzhelialov'un çağrılması gibi ölçülü diplomatik hareketler, kısa vadeli bir denge kurar ama uzun vadeli bir çözüm sunmaz.

Türkiye'nin bu noktada yapabileceği en anlamlı hamle, ikili diplomatik protestoların ötesinde Karadeniz'e özgü bir güvenlik çerçevesi için çok taraflı bir girişimi yeniden canlandırmaktır. Bu, hem Ukrayna hem de Rusya ile sürdürülen kanalların aynı anda işletilmesini gerektiriyor. Zorlu, ama başka bir seçenek görünmüyor.

Çünkü bu sadece bir diplomatik olay değil, bir sistem arızasının tezahürüdür. Karadeniz'de ticaret yapan her Türk gemisi, çerçevesi oturmamış bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor. Bu ortam düzeltilmeden büyükelçi çağırmaları kalıcı bir sonuç üretmez. Bir sonraki olay geldiğinde, Ankara yeniden aynı dar koridorda ileri geri salınacak.

Mürettebat, o dar koridorun bedelini en doğrudan ödeyen kesimdir. Diplomatik trafik sürerken denizde çalışmaya devam edenler de bunu biliyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Türkiye neden Ukrayna Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığı'na çağırdı?

Bu adım, Türk bayrağı taşıyan bir geminin vurulmasına karşı Ankara'nın tepkisini diplomatik sınırlar içinde ama net biçimde ifade etme isteğinin göstergesidir. Sessizliği zayıflık olarak okunmasını engellemek için yapılmıştır.

Karadeniz neden Türkiye için bu kadar stratejik öneme sahip?

Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinden Karadeniz'e giriş çıkışı kontrol eden tek ülkedir ve Montrö Sözleşmesi bu hakkı uluslararası hukuki zemine oturtmuştur. Ayrıca Karadeniz, Türkiye'nin en yoğun ticaret rotalarından birinin geçtiği suyu.

Türkiye'nin Ukrayna politikası neden çelişkili görünüyor?

Türkiye bir yanda Ukrayna'ya insansız hava araçları satıp toprak bütünlüğünü desteklerken, diğer yanda Rusya'ya yönelik yaptırımlara katılmıyor ve enerji alımlarını sürdürüyor. Ankara bunu arabuluculuk yapabilmek için her iki tarafla da diyalog halinde olmak gerekçesiyle savunuyor.

Tahıl Koridoru'nun sona ermesi neden önemlidir?

Anlaşmanın 2023'te sona ermesinden bu yana Karadeniz'de kalıcı bir güvenlik mekanizması kurulamadı ve bölge hukuki statüsü tartışmalı, denetimsiz bir savaş alanına döndü. Bu boşluk, sivil gemileri koruma altında bırakmıyor.

Denizcilik sektörü bu durumdan nasıl etkileniyor?

Karadeniz'deki saldırılar mürettebat için somut bir tehdit yaratırken, sigorta maliyetleri artar ve armatörler riskli rotalardan kaçınmaya başlar. Şirketler Türk mürettebat yerine daha az koruma altındaki yabancı işçileri tercih edebilir.

Etiketler

Arda Özaydın

Yazar

Arda Özaydın

Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında 18 yıllık deneyime sahip köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Karadeniz'de Türk Gemisine Saldırı: Ankara'nın Tepkisi | KROP.