İçeriğe geç
Gündem

İngiltere'nin İsrail'e Ticaret Yasağı Batı'daki Kırılmanın Habercisi Mi?

Londra'nın yasa dışı yerleşimlere yönelik ticaret yasağı hazırlığı, Batı'nın İsrail politikasındaki derin iç ayrışmanın somut göstergesi olabilir.

İçindekiler
Birleşmiş Milletler binasına giden yolda her iki tarafında dünya ülkelerinin bayrakları sıralanmıştır.

Londra'dan gelen haberler, alışılmış diplomatik söylemin çok ötesine geçen bir anlam taşıyor. İngiltere'nin İsrail'in yasa dışı yerleşimlerine yönelik kapsamlı bir ticaret yasağı hazırlığında olduğuna ilişkin haberler, uluslararası kamuoyunda yalnızca bir ticaret politikası tartışması olarak değil, çok daha derin bir fay hattının üzerine düşen bir kıvılcım olarak okunmalıdır. Çünkü burada kaçırılan kritik nokta şudur: Bu adım, eğer gerçekleşirse, Batı bloğunun İsrail meselesindeki ortak tutumunun artık ciddi biçimde çözülmeye yüz tuttuğunun belki de en somut kanıtı olacaktır.

Yıllarca sürdürülen söylem ile eylem arasındaki derin uçurumu hatırlamak gerekiyor. Batılı hükümetler, İsrail'in yasa dışı yerleşim politikasını defalarca "uluslararası hukukla bağdaşmaz" ilan ettiler; BM kararlarını desteklediler, diplomatik kınamalar yayımladılar. Ancak somut yaptırım adımı atmak söz konusu olduğunda, her seferinde bir neden bulunduruldu ve bu kararlar rafa kaldırıldı. Washington'ın duyarlılıkları, ittifak ilişkilerinin hassasiyeti, bölgesel istikrara ilişkin kaygılar... Bunların tamamı, onlarca yıl boyunca fiilî adım atılmaması için meşrulaştırıcı gerekçe olarak işlev gördü.

Söylemden Eyleme: Tarihsel Bir Sapma mı?

Diplomasi masasında söylenenlerle yazılı metinler her zaman örtüşmez. Ama şimdi, Londra'nın mevcut adımı salt söylemi çoktan aştı; somut bir politika çerçevesine bürünüyor. Bu, yalnızca İngiltere'nin tutumundaki bir değişimi değil, özellikle Gazze'de yaşanan insani krizin ardından Avrupa kamuoylarında biriken baskının artık hükümet politikalarına yansımaya başladığının işaretini veriyor.

Gözlemlerimiz gösteriyor ki bu tablo, bir ülkenin münferit kararından fazlasını temsil ediyor. Aynı dönemde bazı Avrupa devletlerinin gündemine, İsrailli yetkililerin ülkelerine girişinin kısıtlanabileceğine ya da belirli koşullarda sınır dışı edilebileceğine ilişkin tartışmaların taşındığını görüyoruz. Bu mesele, bir yaptırım aracı olarak değerlendirildiğinde son derece ağır diplomatik bir adıma karşılık geliyor; çünkü bu tür kısıtlamalar, ikili ilişkilerde geriye dönmesi güç kırılma noktaları yaratır. Batı'nın İsrail politikasındaki bu kırılma, artık ticaret kalıplarıyla sınırlı kalmayıp diplomatik protokollerin de sorgulandığı bir düzleme taşınmış durumda.

Avrupa içindeki bu ayrışma, homojen bir blok imajını zorlayan gerçek bir çatlak mı, yoksa seçim kaygısı güden hükümetlerin iç kamuoyuna yönelik sinyal politikası mı? Her iki ihtimalin de payı olduğunu düşünüyorum. Avrupa'da özellikle genç seçmen kitlelerinde Filistin meselesine duyarlılık belirgin biçimde artıyor; bu duyarlılığın oy tercihleriyle buluştuğu noktada hükümetler sessiz kalmayı sürdüremez hale geliyor. Ancak bu dinamiği salt seçim hesabına indirgemek de yanıltıcı olur; zira uluslararası hukuka duyulan kurumsal bağlılık ile süregelen politika arasındaki tutarsızlık, bazı Avrupa başkentlerinde gerçek bir meşruiyet sorunu yaratıyor.

Uluslararası Hukuk: Onlarca Yıllık Tutarsızlığın Faturası

Yasa dışı yerleşimler meselesi, uluslararası hukuk açısından son derece net bir zemine oturuyor. 1949 Cenevre Sözleşmesi'nin ilgili hükümleri, BM Güvenlik Konseyi kararları ve Uluslararası Adalet Divanı'nın görüşleri, işgal altındaki topraklara sivil nüfus yerleştirilmesini hukuken açık bir ihlal olarak tanımlıyor. Bu tutumun Batılı hükümetlerin resmi söyleminde de yer bulduğunu görüyoruz; ancak bu söylemin yaptırım boyutuna kavuşturulması, onlarca yıl boyunca ertelenip durdu.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Eğer hukuki çerçeve bu denli belirginse ve Batılı devletlerin büyük çoğunluğu bu çerçeveyi kabul ediyorsa, neden somut adım atmak bu kadar uzun süre bekledi? Yanıt, uluslararası sistemin işleyiş mantığında yatıyor. Hukuki normlar ile güç politikası, çoğu zaman paralel ama birbirine değmeyen iki çizgi gibi ilerler. Bir devletin bir normun ihlal edildiğini kabul etmesi ile o ihlale karşı fiilî yaptırım uygulamaya hazır olması arasında, güç dengeleri, ittifak yükümlülükleri ve stratejik hesaplar devreye girerek büyük bir mesafe yaratır. İngiltere'nin şimdi bu mesafeyi kapatma yolunda atmayı planladığı adım, söz konusu dinamiğin değişmeye başladığına işaret ediyor.

Avrupa'nın bu tutumunun Washington üzerinde nasıl bir etki yaratacağı ise ayrı bir analizi hak ediyor. ABD'nin İsrail politikası, son dönemde hem Kongre içinde hem de kamuoyunda giderek daha tartışmalı bir zemine kaydı. Avrupa müttefiklerinin somut yaptırım adımlarına geçmesi, Washington'da bu tartışmanın seyrini doğrudan etkileyen bir değişken haline gelebilir.

Türkiye'nin Konjonktürü: Bir Hareket Alanı mı?

Bu denklemin Türkiye boyutuna geçtiğimizde, tablo hem fırsatlar hem de riskler açısından son derece nüanslı bir görünüm kazanıyor. Türkiye, Gazze'de insani krizin tırmanmasının ardından İsrail ile tüm ticari ilişkilerini askıya aldığını açıkladı; bu karar, Türkiye'yi Batılı ülkeler içinde en erken ve en kapsamlı somut adımı atan devlet konumuna taşıdı. Şimdi İngiltere'nin benzer bir yönde harekete geçmesi, Ankara'nın bu tutumunu meşrulaştıran bir Batı eğiliminin oluşmakta olduğunu gösteriyor.

Gözlemlerimiz gösteriyor ki Türkiye için asıl önem taşıyan boyut, ticari ilişkilerin ötesinde konumlanıyor. Ankara, hem NATO üyeliği hem de Filistin davasına verdiği açık destek sayesinde, Batı ile Arap dünyası arasındaki diplomatik boşluğu doldurmaya en elverişli pozisyona sahip olan aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Batı bloğunun İsrail politikasındaki iç ayrışması derinleştikçe, bu konumun değeri artıyor; çünkü hem Körfez ülkeleriyle hem de Avrupa başkentleriyle eş zamanlı diyalog sürdürebilen devlet sayısı son derece sınırlı.

Ancak bu konjonktürün otomatik olarak Türkiye'ye avantaj sağlayacağını düşünmek, fazla iyimser bir okuma olur. Türkiye'nin bu hareket alanını etkili biçimde kullanabilmesi, tutarlı bir diplomatik stratejiyi ve ilgili aktörlerle çok katmanlı ilişki yönetimini gerektiriyor. Öte yandan Türkiye'nin iç ekonomik koşullarındaki kırılganlıklar ile dış politika hamlelerini finanse etme kapasitesi arasındaki ilişki, Ankara'nın ne ölçüde aktif rol üstlenebileceğini belirleyecek kritik değişkenlerden biri olmaya devam ediyor.

Kırılma Gerçek mi, Geçici mi?

Sonuç itibariyle, şu anda yaşananların kalıcı bir politika dönüşümüne mü yoksa belirli iç baskıların yarattığı konjonktürel bir sapmaya mı karşılık geldiği sorusu, hâlâ açık. Tarihsel olarak bakıldığında, Batılı hükümetlerin İsrail politikasında zaman zaman sert söyleme yönelip ardından fiilî adımlardan geri çekildiği dönemler yaşandı. Bu defa farklı olan, Avrupa içindeki çok sayıda devletin eş zamanlı hareket etmesi ve bu hareketlerin salt söylem düzeyinde kalmayıp somut politika araçlarına, ticaret kısıtlamalarına ve diplomatik protokol tartışmalarına dönüşüyor olması.

Eğer İngiltere'nin hazırladığı bildirililen ticaret yasağı fiilen hayata geçirilirse ve bunu Avrupa'nın diğer başkentlerinden benzer adımlar izlerse, bu süreç Batı-İsrail ilişkilerinin yapısını köklü biçimde yeniden şekillendirebilir. Böyle bir dönüşüm, İsrail'in uluslararası arenada serbestçe hareket edebildiği stratejik alanı daraltacak; aynı zamanda Ortadoğu'daki güvenlik mimarisi üzerine sürdürülen çok taraflı müzakerelerin parametrelerini de farklılaştıracaktır.

Burada kaçırılan kritik nokta şudur: Bu kırılma yalnızca İsrail meselesiyle sınırlı değil. Batılı ittifakın, değerlere dayalı ortak tutum ile çıkara dayalı pragmatizm arasındaki köklü gerilimi yönetme kapasitesini de test ediyor. Bu testin sonucu, İsrail-Filistin çatışmasının çok ötesine geçen emsal kararlar üretebilir.

Soru şu: Batı, onlarca yıllık söylem-eylem tutarsızlığını kapatan gerçek bir politika dönüşümünün eşiğinde mi, yoksa yine aynı çemberden mi geçiyor? Bu sorunun yanıtı, yalnızca Londra'nın atacağı somut adımlarla değil, bu adımların ardından oluşacak ittifak dinamikleriyle şekillenecek. Ve o dinamikler şekillenirken Ankara'nın masada nerede oturduğu, belki de uzun süredir bu denli belirleyici olmamıştı.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Batılı hükümetler yıllarca neden somut yaptırım adımı atmaktan kaçındı?

Uluslararası sistemde hukuki normlar ile güç politikası paralel ilerledikçe, güç dengeleri, ittifak yükümlülükleri ve stratejik hesaplar büyük bir mesafe yaratmıştır. Washington'ın duyarlılıkları, ittifak ilişkilerinin hassasiyeti ve bölgesel istikrara ilişkin kaygılar, onlarca yıl boyunca somut adım atılmaması için meşrulaştırıcı gerekçe olarak işlev görmüştür.

Türkiye'nin bu konjonktürde stratejik konumu nedir?

Türkiye, NATO üyeliği ve Filistin davasına verdiği açık destek sayesinde Batı ile Arap dünyası arasındaki diplomatik boşluğu doldurmaya en elverişli konumdadır. Bununla birlikte bu avantajı etkili biçimde kullanabilmesi tutarlı diplomatik strateji ve çok katmanlı ilişki yönetimini gerektirmektedir.

İngiltere'nin ticaret yasağı diğer Batı ülkelerinde benzer adımları tetikleyebilir mi?

Makale, Avrupa'nın çeşitli başkentlerinde benzer tartışmalar yapıldığını ve bu hareketlerin eş zamanlı gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Eğer böyle bir gelişme yaşanırsa, Batı-İsrail ilişkilerinin yapısını köklü biçimde yeniden şekillendirebilir.

Bu kırılma kalıcı bir politika dönüşümü mü, yoksa geçici bir sapma mı?

Bu soru halen açıktır. Tarihsel olarak Batılı hükümetler İsrail politikasında zaman zaman geri çekilmiştir; ancak bu defa Avrupa'nın çok sayıda devletinin eş zamanlı hareket etmesi ve somut politika araçlarına başvurması sürecin farklı olabileceğini göstermektedir.

Etiketler

Arda Özaydın

Yazar

Arda Özaydın

Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında 18 yıllık deneyime sahip köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

İsrail'e Ticaret Yasağı: İngiltere'nin Yeni Adımı | KROP.