İtalya'nın Schengen Hamlesi: Göç Krizi Avrupa'nın Sınırlarını Yeniden Çiziyor
İtalya'nın İspanya ile Schengen uygulamasını askıya alması, Avrupa'nın göç meselesinde ne kadar derin bir çıkmaza girdiğini açıkça ortaya koyuyor.
İçindekiler

İtalya'nın İspanya ile Schengen uygulamasını geçici olarak askıya alması, teknik bir sınır güvenliği kararı olarak sunulabilir. Ama değil. Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine yaşanan kitlesel geçişin hemen ardından gelen bu adım, Roma'nın Brüksel'e ve Madrid'e aynı anda ilettiği sert bir siyasi mesajdır: "Bu yükü artık taşımıyoruz."
Bu tür kararlar boşlukta doğmaz. Avrupa'da göç tartışması uzun süredir arka odalardan çıkmış, seçim kampanyalarının, koalisyon müzakerelerinin ve sokak siyasetinin tam merkezine yerleşmiş durumda. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin hükümeti bu konuda zaten net bir çizgide duruyor. Ancak şimdi yapılan, siyasi söylem düzeyinde kalmıyor; Avrupa'nın temel dolaşım özgürlüğünü düzenleyen mekanizmanın bir AB ortağına karşı fiilen dondurulması anlamına geliyor. Bu, nitelik olarak farklı bir adım.
Ceuta Kıvılcımı
Fas ile İspanya arasındaki sınır, Akdeniz göç güzergahlarının en gerilimli noktalarından biri olageldi. Ceuta, coğrafi olarak Afrika kıtasında yer almasına karşın Avrupa Birliği toprağıdır; bu çelişkili konum, bölgeyi hem sembolik hem de pratik açıdan sürekli bir geçiş noktasına dönüştürüyor. Fas'tan yaşanan kitlesel geçiş dalgası bu gerçeğin yeniden hatırlatıcısı oldu.
İspanya'nın Ceuta'da yönettiği bu baskı, doğrudan İtalya'yı ilgilendirmez gibi görünebilir. Ama Avrupa'nın "serbest dolaşım" mimarisi içinde mesafe kavramı bulanıklaşıyor. Ceuta'ya ayak basan biri potansiyel olarak kıtanın herhangi bir noktasına ulaşabilir. İtalya bu hesabı yapıyor ve İspanya'nın yönettiği sınır kapısını kendi güvenliğine yönelik bir risk olarak değerlendiriyor.
Bu bakış açısı tartışmalı. Ama tamamen temelsiz de sayılamaz.
Schengen İlk Kez Askıya Alınmıyor
Schengen Anlaşması'nın geçici olarak askıya alınması, Avrupa siyasi tarihinde istisnai bir uygulama değil. Çeşitli güvenlik gerekçeleriyle, büyük uluslararası organizasyonlar döneminde ya da terör tehdidi algısının yükseldiği dönemlerde birçok AB üyesi bu yola başvurdu. Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç gibi ülkeler geçmişte iç sınır kontrollerini kimi zaman uzun süre sürdürdü.
Yani mekanizma tanıdık. Ama bu kez bağlam farklı. Askıya almanın hedefinde bir transit ülke ya da AB dışı bir güzergah değil, bir AB üyesi ve NATO müttefiki olan İspanya var. İki ülke aynı ekonomik birliğin, aynı savunma ittifakının ve aynı değerler çerçevesinin içinde. Bu durumda Schengen'in askıya alınması, artık dış tehdide karşı alınan bir önlem değil, iç dayanışmanın ne kadar zayıfladığının bir göstergesi haline geliyor.
Madrid bu adımı sessizce karşılamadı. İspanya'dan gelen tepkiler, meselenin yalnızca teknik bir itiraz olmadığını, siyasi bir aşınmayı da beraberinde getirdiğini gösteriyor. İki ülke arasındaki bu gerilim, kıtanın göç meselesini yönetme kapasitesi üzerine ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Kopuk Yaklaşımlar, Kırılgan Mimari
Avrupa'nın göç politikasındaki kronik sorunu, ortak kuralların varlığına karşın uygulamanın ülkeden ülkeye köklü biçimde farklılaşmasıdır. Dublin Tüzüğü ilk giriş ülkesini sorumlu kılıyor; bu düzenleme başta İtalya ve Yunanistan olmak üzere güney kıyıları olan ülkeleri yıllardır orantısız bir yük altında bırakıyor. Gönüllü yeniden yerleşim mekanizmaları kağıt üzerinde anlamlı görünüyor, pratikte ise büyük ölçüde işlevsiz kalıyor.
2015 sonrasında gündeme gelen göç paktı tartışmaları, uzun müzakereler ve değişen hükümetlerin ardından 2024'te bir çerçeveye kavuştu. Ancak bu çerçevenin sahada ne kadar karşılık bulacağı hâlâ belirsiz. Çünkü sorun teknik değil, siyasi. Bazı ülkeler dayanışma ilkesini öne çıkarırken, bazıları ulusal egemenlik refleksiyle hareket ediyor. Bu iki tutum arasındaki gerilim, Brüksel'in ürettiği her ortak metnin altında gizli bir çatlak olarak varlığını koruyor.
İtalya'nın bu son hamlesi, söz konusu çatlağın derinleştiğini gösteriyor. Sınırı kapatmak sorunu çözmüyor; göçmeni geri göndermek çözüm üretmiyor; kayıtların tutulmaması ise yalnızca sorumluluğu erteliyor. Avrupa bu döngünün farkında. Ama farkında olmak, adım atmayı garanti etmiyor.
Türkiye'nin Rolü ve Yeniden Güncelleşen Değeri
Bu tablonun içinde Türkiye'nin konumu ayrı bir çerçevede değerlendirmeyi hak ediyor. 2016'da imzalanan AB-Türkiye Mutabakatı, Türkiye'yi Avrupa'nın doğu sınırındaki en kritik tampon bölge haline getirdi. Türkiye o tarihten bu yana milyonlarca Suriyeli başta olmak üzere büyük bir mülteci nüfusunu barındırıyor. Bu gerçek, AB'nin doğu sınırındaki baskıyı önemli ölçüde azalttı; en azından Yunanistan ve Balkan güzergahları üzerindeki ani dalgalanmaları kısmi olarak dizginledi.
Şimdi İtalya-İspanya ekseninde yaşanan gerilim, Avrupa'nın ne kadar kırılgan bir dengede durduğunu hatırlatıyor. Türkiye söz konusu olduğunda Avrupa kamuoyunda zaman zaman eleştirel bir ton egemen oluyor. Ancak hesap büyütüldüğünde ortaya çıkan tablo farklı: Türkiye, Avrupa'nın göç baskısını yönetmesinde hâlâ vazgeçilemez bir işlev görüyor.
Bu işlevin karşılığı, 2016 mutabakatı çerçevesinde mali destek ve vize serbestisi taahhütlerini kapsıyordu. Taahhütlerin tamamı yerine getirilmedi. Türkiye bu konuda zaman zaman pazarlık kozu olarak bu boşluğa başvurdu. Bununla birlikte, ilişki yalnızca karşılıklı çıkar hesabına indirgenebilecek bir çerçevede seyretmiyor; jeopolitik ağırlığı olan bir ortaklıktan söz ediyoruz.
İtalya'nın bu son adımıyla birlikte, Avrupa'nın tampon bölge mantığına ne kadar bağımlı olduğu bir kez daha netleşiyor. Batı Akdeniz'deki baskı artıkça, Avrupa'nın Türkiye ile sürdürdüğü ilişkinin stratejik değeri de yeniden gündeme taşınıyor. Bu yalnızca Türkiye açısından bir koz değil, Avrupa açısından da bir ihtiyaç.
Sınır Kapatmak Yetmez
Sınırları kapatmak, insanların neden hareket ettiğini değiştirmiyor. Fas'tan ya da Sahra altı Afrika'dan yola çıkan biri ekonomik çaresizliği, siyasi baskıyı ya da iklim koşullarını geride bırakmak istiyor. Bu motivasyon, bir Schengen kararnamesiyle ortadan kalkmıyor.
İtalya'nın yaptığı, kısa vadeli bir rahatlama sağlayabilir. Madrid üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir. Hatta AB kurumlarını bazı müzakere süreçlerine zorlayabilir. Ama yapısal hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü sorunun kaynağı İspanya'nın Ceuta'yı yeterince koruyup korumadığında değil, Avrupa'nın ortak bir göç mimarisi kurup kurmadığında yatıyor.
Bu mimari hâlâ kurulu değil. Yeni Göç ve İltica Paktı bir çerçeve sunuyor ama uygulamanın önünde siyasi dirençler var. Bazı üye ülkeler kota mekanizmalarını reddediyor. Bazıları dayanışma fonunu siyasi bir koz olarak kullanıyor. Ortak prosedürler, paylaşılan sorumluluk ve gerçek anlamda işleyen bir yeniden yerleştirme sistemi olmadan tartışma kendi etrafında dönmeye devam edecek.
İtalya bu döngünün içinde. İspanya da. Ve Avrupa kurumları da.
Çıkmaz mı, Yol Ayrımı mı?
Schengen geçici olarak askıya alındı; bu, hukuki çerçeve içinde tanımlı bir uygulamadır. Ama ardı ardına yaşanan bu tür kararlar birikince, Avrupa'nın iç serbest dolaşım idealine olan güven de yavaş yavaş aşınıyor. Ekonomik bütünleşmenin zirvesi sayılan Schengen, artık yalnızca bir başarı hikayesi değil, aynı zamanda üye ülkelerin birbirinden ne kadar hızlı uzaklaşabildiğinin göstergesi haline de geliyor.
Bu tablo bir çıkmaz olarak okunabilir. Ya da Avrupa'nın gerçek bir yol ayrımında durduğunun işareti olarak. Ortak çözüm üretme iradesinin gösterildiği her krizin Avrupa'yı biraz daha sağlamlaştırdığını savunanlar var; her krizin ittifakı biraz daha yıprattığını söyleyenler de.
Ceuta'daki kitlesel geçişin ve İtalya'nın aldığı bu kararın hangi tarafı haklı çıkaracağını önümüzdeki aylardaki gelişmeler gösterecek. Şu an için kesin olan tek şey, göç meselesinin Avrupa'nın gündeminden düşmeyeceği ve her yeni dalganın ittifak içi dengeleri yeniden test edeceğidir.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
İtalya neden Schengen Anlaşması'nı İspanya ile geçici olarak askıya aldı?
Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine yaşanan kitlesel geçişin ardından İtalya, Avrupa'nın serbest dolaşım mimarisi içinde Ceuta'ya ayak basan bireylerin kıtanın herhangi bir noktasına ulaşabileceğini değerlendirerek bu adımı aldı. Bu karar Roma'nın Brüksel ve Madrid'e ilettiği sert bir siyasi mesajdır.
Schengen Anlaşması'nın askıya alınması daha önce yaşanmış mıdır?
Evet, Almanya, Fransa, Avusturya ve İsveç gibi ülkeler güvenlik gerekçeleriyle geçmişte iç sınır kontrollerini sürdürdü. Ancak bu kez hedefin bir AB dışı güzergah değil, aynı ekonomik birliğin ve NATO ittifakının içinde yer alan İspanya olması durumu nitelik olarak farklı kılmaktadır.
Dublin Tüzüğü nedir ve neden eleştirilmektedir?
Dublin Tüzüğü ilk giriş ülkesini göçmen ve mültecileri sorumlu kılmaktadır. Bu düzenleme başta İtalya ve Yunanistan olmak üzere güney kıyıları olan ülkeleri yıllardır orantısız bir yük altında bırakmakta ve göç yükünün adil dağıtılmamasına neden olmaktadır.
Türkiye'nin Avrupa'nın göç politikasındaki rolü nedir?
2016'deki AB-Türkiye Mutabakatı çerçevesinde Türkiye milyonlarca Suriyeli başta olmak üzere büyük bir mülteci nüfusunu barındırarak Avrupa'nın doğu sınırındaki göç baskısını önemli ölçüde azaltmıştır. Bu durum Türkiye'nin Avrupa için vazgeçilemez bir tampon bölge haline gelmesini sağlamıştır.
Sınırları kapatmak göç sorununu çözer mi?
Hayır, sınırları kapatmak insanların neden hareket ettiğini, ekonomik çaresizlik, siyasi baskı, iklim koşulları gibi motivasyonları, değiştiremez. Sorunun çözümü yapısal bir göç mimarisi kurmasını ve ortak dayanışma mekanizmaları oluşturmasını gerektirir.
Siyaset ve diplomasi alanlarında uzmanlaşmış yapay zekâ yazarı. Küresel ilişkiler, devlet politikaları, jeopolitik gelişmeler ve uluslararası müzakereler üzerine analizler üretir; karmaşık siyasi konuları anlaşılır, dengeli ve kapsamlı bir dille aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


