İçeriğe geç
Gündem

Fidan'ın Şam Ziyareti: Stratejik Bir Açılımın Anatomisi

Fidan'ın Şam teması salt protokol değil; Türkiye'nin Suriye'deki çok katmanlı stratejik yeniden konumlanma çabasının somut bir yansıması.

İçindekiler
Üç iş insanı masada el sıkışırken, biri belgeler tutuyor, masada uluslararası bayraklar bulunuyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 13-14 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdiği Şam ziyareti, takvime bakıldığında küçük bir not gibi görünebilir. Oysa bu temasın zamanlaması, görüşülen muhatapların kimliği ve gündeme alınan başlıklar bir arada değerlendirildiğinde, ortaya salt protokolün çok ötesine geçen bir stratejik tercih çıkıyor. Türkiye'nin Suriye politikasının yıllarca içinde kaldığı gerilimli evreden sonra bu adım, yeni bir denklemin kurulmaya çalışıldığına dair somut bir sinyal niteliği taşıyor.

Zamanlama Tesadüf Değil

Bir ziyaretin anlamı çoğu zaman söylenenlerden çok ne zaman gerçekleştiğiyle ölçülür. Fidan'ın Şam'a adım atması, Suriye'deki yeni yönetimin uluslararası toplumla ilişkilerini henüz yapılandırdığı, iç meşruiyet tartışmalarının güncelliğini koruduğu ve sahadaki güç dengelerinin henüz oturmadığı bir evreye denk geliyor. Tam da bu belirsizlik ortamında üst düzey bir temasın tercih edilmesi, Türkiye'nin bölgedeki konumlanma iradesini açıkça ortaya koyuyor.

Aslında sorun çok daha derindir: Türkiye, Suriye meselesinde onlarca yıla yayılmış çelişkili politikaların, kapanan ve açılan arka kapıların, değişen ittifakların mirasını taşıyor. Bu mirasla yüzleşmeden yeni bir denklem kurulamaz. Fidan'ın ziyareti, tam da bu yüzleşme çabasının sahaya yansıması olarak okunabilir.

Kimlerle, Neyi Konuştular?

Görüşmelerin iki temel muhatabı Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Dışişleri Bakanı Şeybani oldu. Bu isimlerin tercih edilmesi, Türkiye'nin Suriye'deki yeni yönetimi fiilen muhatap almaya hazır olduğunun, bir başka deyişle siyasi tanıma sürecini işlettiğinin göstergesi. Meşruiyet tartışmalarının hâlâ sürdüğü bir coğrafyada bu seçim, sembolik değeri son derece yüksek bir tercih.

Görüşmelerin gündem maddeleri de Türkiye'nin Suriye'deki çıkarlarının çok katmanlı yapısını yansıtıyor: ikili işbirliği, sahadaki entegrasyon süreci ve İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırıları. Bu üç başlık birbirine eklemlenmiş durumda. Herhangi bir madde bütünün dışına çekilerek ele alındığında gerçek ağırlığını kaybediyor.

İkili işbirliği başlığı altında ekonomik, güvenlik ve insani yardım eksenlerinin birlikte değerlendirilmesi bekleniyor. Sahadaki entegrasyon süreci ise Suriye'nin kuzeyinde fiilen çakışan etki alanları, silahlı grupların durumu ve güvenlik düzenlemelerinin geleceği gibi operasyonel meseleleri kapsıyor. Türkiye'nin bu alandaki talepleri yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda askeri ve idari boyutlar da içeriyor.

İsrail Meselesi: Ortak Dil Mümkün mü?

İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırıları, her iki hükümet için de şu an bölgedeki en kritik baskı unsurlarından biri. Burada kaçırılmaması gereken kritik nokta şudur: Bu operasyonlar, yalnızca iki ülke arasındaki ikili bir gerilim meselesi olmaktan çıkmış durumdadır. Bölgedeki her aktörün denklemini etkileyen bu fiili tablo, Fidan'ın masaya taşıdığı başlıklardan hangisinin gerçek ağırlık merkezini oluşturduğunu da ele veriyor.

Türkiye'nin İsrail'le yaşadığı kronik gerilim biliniyor; yine de Ankara'nın meseleyi nasıl çerçeveleyeceği, Suriye yönetiminin ne ölçüde güvenilir bir stratejik ortak olarak değerlendirileceğini de şekillendirecek. Şam ile Ankara'nın bu konudaki yaklaşımlarının birebir örtüşmesi gerekmez; ancak temel bir yakınlık sağlanamadan ikili ilişkilerin derinleşmesi güçleşir. Bu ziyaretin, iki tarafın birbirinden ne kadar uzakta ya da yakında durduğunu netleştirmek açısından kritik bir işlev taşıdığı açık.

Sahadaki Entegrasyon: En Karmaşık Dosya

Suriye'nin kuzeyinde fiilen işleyen çok başlı yönetim gerçekliği, Türkiye'nin en uzun süredir çözüm aradığı dosyaların başında geliyor. PKK/YPG bağlantılı yapıların bu coğrafyadaki varlığını sürdürmesi, Ankara için güvenlik önceliklerinin diplomatik çerçeve içinde nasıl konumlandırılacağını belirleyen temel değişken olmaya devam ediyor.

Fidan'ın Şam yönetimiyle bu meseleyi görüşmesi, Türkiye'nin söz konusu sorunu ikili zemine taşımaya çalıştığını gösteriyor. Suriye'deki yeni yönetimin bu konudaki tutumu, hem Ankara ile kurulacak ilişkinin sınırlarını hem de Suriye'nin kendi iç birleşme sürecinin gidişatını belirleyecek. Çünkü kurumsal hafıza yitirilirse aynı hatalar yeniden yapılır; yıllarca birbirinden kopuk işleyen aktörlerin tek bir siyasi ve güvenlik çatısı altında yeniden birleştirilmesi, salt diplomatik taahhütlerle değil, uzun soluklu kurumsal yapılanmayla mümkün olabilir. Entegrasyon sürecinin teknik ve siyasi boyutlarını eş zamanlı yönetmek, iki taraf için de son derece zorlu bir egzersiz.

Türbe ve Şehitlik: Sembol mü, Mesaj mı?

Fidan'ın iki günlük programında yer alan Selahaddin Eyyubi Türbesi ve Türk Hava Şehitliği ziyaretleri, görünürde programın kenar notu gibi duruyor. Ancak bu tercihin dikkatli bir okumayı hak ettiğini düşünüyorum.

Selahaddin Eyyubi, Türkiye'de hem dini hem de tarihsel meşruiyet söyleminde sıkça başvurulan bir referans figür. Bu türbeyi ziyaret etmek, sembolik olarak İslam dünyasıyla tarihsel bağı pekiştiren bir mesaj taşıyor. Öte yandan Türk Hava Şehitliği'nin ziyareti, Türkiye'nin Suriye'deki varlığını tarihsel bir süreklilik içinde konumlandırıyor ve bu ilişkinin somut bir bedeli olduğunu hem Şam'a hem de kamuoyuna hatırlatıyor.

Diplomaside semboller, çoğu zaman resmi metinlerin iletmekte yetersiz kaldığı mesajları taşır. Bu iki ziyaretin programın içine dahil edilmesi, tesadüfi bir sıralama değil, bilinçli bir iletişim tercihi olarak değerlendirilebilir.

Türkiye Bölgesel Aktör Olarak Ne Kadar Güçlü Duruyor?

Tüm bu tablonun arka planında Türkiye'nin bölgede istikrar kurucu bir aktör olarak tanınma ve bu rolü pekiştirme çabası yatıyor. Suriye özelinde bu çaba, onlarca yıla yayılan karmaşık bir ilişkinin yeniden düzenlenmesini gerektiriyor.

Gözlemlerimiz gösteriyor ki Türkiye'nin bu coğrafyadaki rolü, salt güvenlik çıkarlarıyla sınırlandırılamaz. Ekonomik yatırım kapasitesi, siyasi arabuluculuk potansiyeli ve insani yardım altyapısı birlikte değerlendirildiğinde, Ankara'nın Suriye'de üstlenebileceği işlev çok daha geniş bir alana yayılıyor. Fidan'ın ziyareti, bu potansiyeli fiiliyata taşımanın zemini olarak okunabilir.

Çünkü bölgesel istikrar kurucu olmak, ilan edilmekle değil, somut bağlayıcılığı olan adımlarla kazanılan bir statüdür. Türkiye'nin bu statüyü kazanıp kazanamayacağı, kısmen Şam ile kurduğu ilişkinin derinliğine, kısmen de bu ilişkinin bölgedeki diğer aktörlerle nasıl dengeleneceğine bağlı.

Kalıcı Açılım mı, Taktiksel Temas mı?

Diplomatik ziyaretler siyasi iradeyi gösterir; ancak iradeyi yapıya dönüştürmek bambaşka bir süreçtir. Bu soruyu şimdilik kesin olarak yanıtlamak mümkün değil.

Fidan'ın Şam'da kurduğu temaslara bakıldığında, Türkiye'nin çok katmanlı gündemle masaya oturduğu ve ciddi bir hazırlıkla hareket ettiği görülüyor. Bu, taktiksel bir dokunuştan daha ağır bir çerçeve. Ancak sürdürülebilir bir açılım, ikili ilişkinin geleceğini belirleyecek olan sahadaki gelişmelere bağlı. Suriye'nin iç birleşme sürecinin seyri, İsrail'in operasyonlarının devam edip etmemesi, bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekilleneceği; bu değişkenlerin hiçbiri şu an Ankara'nın kontrolünde değil.

Diplomasi masasında söylenenlerle yazılı metinler her zaman örtüşmez; ama asıl soru bunların da ötesinde: Türkiye, bu ziyaretin açtığı diplomatik pencereyi uzun soluklu bir politikaya dönüştürecek kurumsal kapasiteyi ve siyasi kararlılığı sürdürebilecek mi? Fidan'ın dönüşünden sonra Şam masasının ne kadar sıcak tutulduğu, bu sorunun yanıtını belirleyecek.

Sıkça sorulanlar

Fidan'ın Şam ziyareti neden şu zamanda stratejik önem taşıyor?

Suriye'deki yeni yönetimin uluslararası ilişkilerini henüz yapılandırdığı, iç meşruiyet tartışmalarının güncelliğini koruduğu ve sahadaki güç dengelerinin oturmadığı bir evreye denk gelmiştir. Tam bu belirsizlik ortamında üst düzey temasın tercih edilmesi, Türkiye'nin konumlanma iradesini açıkça göstermektedir.

Görüşmelerin ana gündem maddeleri nelerdir?

İkili işbirliği, sahadaki entegrasyon süreci ve İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırıları üç temel başlıktır. Bu maddeler ekonomik, güvenlik, insani yardım, operasyonel meseleler ve silahlı grupların durumu gibi çok katmanlı konuları içermektedir.

Suriye'nin kuzeyindeki entegrasyon süreci neden Türkiye için kritik?

PKK/YPG bağlantılı yapıların varlığı, Ankara'nın güvenlik önceliklerini belirleyen temel değişkendir. Yıllarca birbirinden kopuk işleyen aktörlerin tek bir çatı altında birleştirilmesi, salt diplomatik taahhütlerle değil, uzun soluklu kurumsal yapılanmayla mümkün olabilir.

Bu ziyaret kalıcı açılım mı, taktiksel temas mı?

Türkiye'nin çok katmanlı gündemle masaya oturması ve ciddi hazırlık göstermesi, taktiksel bir dokunuştan ağır bir çerçeve işaret etmektedir. Ancak sürdürülebilirliği, Suriye'nin iç birleşme süreci, İsrail'in operasyonları ve bölgesel güç dengeleri gibi Ankara'nın kontrolü dışındaki değişkenlere bağlıdır.

Türkiye bölgesel istikrar aktörü olarak nasıl güçlenebilir?

Ekonomik yatırım, siyasi arabuluculuk ve insani yardım kapasitesiyle birlikte hareket ederek somut bağlayıcılığı olan adımlar alması gerekir. Bu statüsü kazanabilmesi, Şam ile kurulan ilişkinin derinliğine ve bölgedeki diğer aktörlerle olan dengelenmesine bağlıdır.

Etiketler

Arda Özaydın

Yazar

Arda Özaydın

Uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında 18 yıllık deneyime sahip köşe yazarı. Küresel siyaset, iki taraflı müzakereleri ve jeopolitik denklemleri derinlemesine analiz eder.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Suriye: Fidan'ın Stratejik Ziyaretinin Anlamı | KROP.