İçeriğe geç
Kültür-Sanat

İstanbul Modern Dijital Galerisini Açıyor: Genç Sanatçılar Artık Müzede

İstanbul Modern'in Sanat Yolunda projesi, Türkiye'nin farklı şehirlerinden genç sanatçılara müzenin dijital platformu üzerinden ulusal görünürlük kapısı aralıyor.

İçindekiler
Modern sanat galerisinde yürüyen ziyaretçi, aydınlanan panolar ve video ekranları görülüyor.

Bir sanatçının kariyerinde müzede yer almanın ağırlığını anlamak için o dünyanın içinden geçmek gerekiyor. Müze duvarı, sadece fiziksel bir yüzey değildir; bir meşruiyet belgesi, bir onay mührüdür. Peki ya o duvar artık dijital bir ekrana taşınmışsa? Bu soruyu sormak için iyi bir vesile çıktı önümüze: İstanbul Modern, NESCAFÉ Gold ve Migros desteğiyle hayata geçirdiği Sanat Yolunda projesiyle genç sanatçıların eserlerini müzenin web sitesi bünyesindeki dijital katta sergiliyor. Türkiye'nin farklı şehirlerinden katılan sanatçılar, ilk kez bu ölçekte bir kurumsal çatı altında görünür hale geliyor.

Sanat yolunda ilerlemenin önündeki en büyük engelin ne olduğu sorusunu, bu ülkede sanatla ilgilenen her insana sorsanız büyük ihtimalle aynı yanıtı alırsınız: İstanbul. Daha doğrusu, İstanbul dışında olmak. Galeri sistemi, sanat piyasası, koleksiyonerler, küratörler, basın ilişkileri... Bunların hepsi belli bir coğrafyada yoğunlaşmış durumda ve bu yoğunlaşma kendi kendini besleyen bir döngü oluşturuyor. Anadolu'nun herhangi bir şehrinde yetişmiş, inanılmaz bir görsel dili olan bir sanatçı, bu döngünün dışında kaldığında görünmez olmakla değil, hiç var olmamış sayılmakla yüz yüze geliyor. Sanat Yolunda projesi tam da bu çarpıklığa bir itiraz olarak okunabilir.

Dijital Kat nedir, ne değildir?

İstanbul Modern'in web sitesi bünyesinde konumlanan Dijital Kat, fiziksel bir sergi alanının dijital eşdeğeri gibi tasarlanmış. Projeye dahil olan genç sanatçıların eserleri burada yayımlanıyor; sanatçılar hem görünürlük kazanıyor hem de mesleki gelişimlerini destekleyecek bir zemin buluyor. Ayrıntıların bir kısmı henüz kamuoyuyla tam paylaşılmamış olsa da projenin yapısı şunu söylüyor: bu bir yarışma değil, bir platform. Ve bu ayrım önemli.

Çünkü yarışma formatı, sanatı bir süreliğine kazananlara ve kaybedenler sahnesine çevirir. Platform ise (en azından iyi işlediğinde) sanatçıyı sürecin içine dahil eder, bir vitrine değil bir ekosisteme yerleştirir. Sanat Yolunda'nın bu ikinci modele yakın durduğunu, katılımcıların görünürlükle birlikte kariyer desteği de almasından anlıyoruz. Bu detay küçük görünebilir ama sanat dünyasının içinden birine göre son derece belirleyici.

Genç bir sanatçı için "İstanbul Modern'de işim var" cümlesi ne anlama gelir? Müzenin prestijini arkasına almak demektir. Bir küratörün mailini yanıtlayabilmek için gerekli referansı edinmek demektir. Bir galericinin sizi ciddiye alması demektir. Bu cümlenin dijital bir platformda geçerli olup olmadığını henüz kesin olarak söyleyemeyiz; ama kapıyı aralıyor, bu da başlı başına bir şey.

Pandemi bize bir şey öğrettiyse

Müzelerin dijitalleşmesi elbette yeni değil. Pandemi döneminde dünya genelinde kültür kurumları birdenbire çevrimiçi olmak zorunda kaldı ve bu süreç pek çok kurumda ivme kazandı. Sanal turlar, dijital koleksiyonlar, online sergi açılışları... Başta zorunluluktan yapılan bu hamleler, zamanla kurumların yeni bir izleyici kitlesiyle buluşmasının da kapısını araladı. İstanbul Modern bu süreçte hem fiziksel hem dijital ayağını büyüten müzeler arasında yer aldı.

Ama şunu da konuşmak gerekiyor: Dijitalleşmenin kültür kurumlarına verdiği en değerli şey, belki de erişim meselesini yeniden tartışmaya açmasıdır. Fiziksel müzeye gitme ihtimali olmayan biri, bir web sitesi üzerinden koleksiyona ulaşabilir. Büyük bir şehirde yaşayamamış bir sanatçı, dijital bir platform üzerinden sergileyebilir işini. Bu, gerçekten önemli bir kırılma. Ama "dijital var, sorun çözüldü" demek de saflık olur. Çünkü dijital görünürlük, maddi destek değildir; ağ bağlantısı değildir; atölye kiraları değildir. Görünmek, var olmakla eşdeğer olmak zorunda değil.

Sanat Yolunda bu bağlamda değerlendirildiğinde, projenin en güçlü yanının görünürlük iddiasını taşıması olduğunu düşünüyorum. Zayıf yanı ise, henüz bu görünürlüğün somut kariyer çıktılarına nasıl dönüşeceğinin netleşmemiş olması. Bu soruyu sormak, projeyi küçümsemek için değil; daha büyük düşünmesini istemek için soruyorum.

Sponsorluk, kültür ve o ince çizgi

NESCAFÉ Gold ve Migros'un projenin destekçileri arasında yer alması, kültür-sanat alanında özel sektör finansmanının nasıl işlediğine dair bildik tartışmayı da gündeme taşıyor. Kurumsal sponsorluğun sanat dünyasındaki yeri eskiden beri tartışmalı; kimisi bu modeli zorunlu bir ortaklık olarak benimsiyor, kimisi sanatın metalaşması olarak eleştiriyor. Ben bu tartışmada kesin cepheler kurmayı doğru bulmuyorum. Çünkü devlet desteğinin yetersiz, özel vakıf finansmanının sınırlı olduğu bir ortamda kurumsal sponsor, çoğunlukla sanat projesini gerçekleştirilebilir kılan tek seçenek haline geliyor.

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Sponsorluk ilişkisi projenin içeriğini ve seçim kriterlerini etkiliyor mu? Katılımcı sanatçıların eserleri, editoryal bağımsızlık çerçevesinde mi değerlendiriliyor? İstanbul Modern gibi köklü ve kurumsal kimliği güçlü bir müzenin bu ayrımı koruması beklentisi yüksek. Ama beklenti ile pratik arasındaki mesafeyi takip etmek, kültür yazarlarının görevlerinden biri.

Şunu da eklemek gerekir: Kapsayıcılık iddiası taşıyan bir projenin sürekliliği, tek bir sponsor döngüsüne bağlı kalmakla sağlanamaz. Bugün hayata geçen Sanat Yolunda, birkaç yıl sonra hâlâ buradaysa ve her yıl yeni bir sanatçı grubunu kucaklıyorsa o zaman gerçekten bir sistem kurulmuş demektir. Tek seferlik projeler ne kadar iyi niyetle tasarlansın, yapısal dönüşüm yaratamaz.

Genç sanatçı neye ihtiyaç duyuyor, gerçekten?

Sanat okullarında okuyan ya da bağımsız olarak kendini geliştiren genç bir sanatçıyla konuştuğunuzda çok net bir şey duyarsınız: "Görmek istiyorum, görülmek istiyorum." Bu iki istek birbiriyle doğrudan bağlantılı. Görmek, sanat dünyasının nasıl işlediğini anlamak; galeri ilişkilerini, koleksiyoner dinamiklerini, uluslararası bağlantıları gözlemlemek demek. Görülmek ise bu döngünün içine dahil olabilmek.

Sanat Yolunda'nın bu iki ihtiyacı birden karşılayıp karşılayamayacağı, projenin nasıl kurgulandığına bağlı. Eğer sanatçılar yalnızca eserlerini yükleyip bekliyorlarsa, bu bir dijital depo deneyimi olur. Ama mentorluk, müze ekibiyle buluşma, diğer katılımcılarla ağ kurma gibi katmanlar varsa (ki kariyer desteği ifadesi bunu ima ediyor), o zaman gerçekten farklı bir şeyden söz ediyoruz demektir.

Gözümüz gibi saklasak yetmez bunu: Türkiye'nin sanat coğrafyasında İstanbul dışındaki genç sanatçılar için bu tür platformlar neredeyse yok. Bu boşluğu doldurmaya çalışan her girişim başlı başına değerli. Ama "var olması yeterli" demek de bizi fazla rahatlatır; kritik kalmak, takip etmek gerekiyor.

Dijital görünürlük ne zaman gerçeğe dönüşür?

Bütün bunların sonunda şu soruyla baş başa kalıyorum: Dijital görünürlük, gerçek bir kariyer basamağı haline gelmek için neye ihtiyaç duyuyor?

Öncelikle süreklilik istiyor. Bir projenin bir kez görünmesi değil, o projeden üretilen sanatçının sanat dünyasında izlenmeye, tartışılmaya devam etmesi. Sonra bağlantı istiyor: Dijital platformda sergilenen eserler, küratörlerin, koleksiyonerlerin, uluslararası sanat kurumlarının radarına giriyor mu? Ve en az diğerleri kadar önemlisi, maddi dönüşüm istiyor. Bir sanatçının işinin satılması, bir rezidans fırsatı bulması, bir sergi daveti alması...

Sanat Yolunda bu basamakların tamamını tek başına çözecek sihirli bir formül değil. Olması da beklenmiyor zaten. Ama doğru sorularla, doğru niyetle ve izlemeye devam eden gözlerle kurgulandığında, bu tür projeler bir şeyin başlangıcı olabilir. İstanbul'un duvarlarını biraz daha geniş tutmanın, coğrafyayı biraz daha adil dağıtmanın mütevazı ama gerçek bir adımı.

Sanatın en güzeli burada zaten: Bir kapı açılıyor. İçeride ne olduğunu görmek için bekleyip izlemeye devam etmek gerekiyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Sanat Yolunda projesi nedir?

İstanbul Modern'in NESCAFÉ Gold ve Migros desteğiyle hayata geçirdiği, Dijital Kat adlı web tabanlı bir platform olup, Türkiye'nin farklı şehirlerinden gelen genç sanatçıların eserlerini sergileyen ve kariyer desteği sağlayan bir projedir.

Neden İstanbul dışındaki sanatçılar için bu proje önemli?

Sanat galerisi sistemi, koleksiyonerler, küratörler ve basın ilişkileri gibi önemli mekanizmalar İstanbul'da yoğunlaştığından, Anadolu'daki sanatçılar bu döngü dışında kaldıklarında hiç var olmamış sayılmaktadırlar. Bu proje bu çarpıklığa bir karşı çıkış teşkil etmektedir.

Sanat Yolunda bir yarışma mı?

Hayır, bir platform olarak tasarlanmıştır. Yarışmalar kazananları ve kaybedenlere ayırırken, bu proje sanatçıları bir ekosistem içine yerleştirerek görünürlük ve mesleki gelişim desteği sunmaktadır.

Dijital görünürlük sanatçının kariyerini gerçekten değiştirebilir mi?

Dijital platformda sergilenmek tek başına yeterli değildir; gerçek dönüşüm için projenin sürekli olması, küratörlerin ve koleksiyonerlerin bu platformu izlemesi, sanatçının eserinin satılması, rezidans fırsatı bulması gibi maddi ve kurumsal adımlar gereklidir.

Sponsorluk sanat projesinin bağımsızlığını tehdit eder mi?

Devlet ve vakıf desteğinin yetersiz olduğu ortamda kurumsal sponsorluk zorunlu hale gelmiştir; asıl soru sponsorluk ilişkisinin projenin içeriğini ve seçim kriterlerini etkileyip etkilemediğidir ve İstanbul Modern gibi köklü müzelerin bu ayrımı koruması beklentisidir.

Etiketler

Aylin Kutsay

Yazar

Aylin Kutsay

Sanat ve kültür yazarı. Tiyatro perdesi kadar çok katmanla, müzik akoru kadar titizle hayata bakar.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

İstanbul Modern'in Dijital Sanat Galerisi Açılıyor | KROP.