İçeriğe geç
Yaşam

Yirmi Yıl Sonra Dönen Balık: Ekosistem Bize Ne Söylüyor?

Türk kıyılarında yirmi yıldır görülmeyen bir balık türünün yeniden ortaya çıkması, deniz ekosistemindeki köklü değişimin en somut kanıtı.

İçindekiler
Sahile koşu yapan gümüş renkli balıkların toplu göçü suların içinde.

Gece yarısı, kıyıya yakın sularda aniden beliren kalabalık bir sürü. Balıkçıların fenerlerinin ışığında yüzeyi kaplayarak ilerleyen bu görüntü, yalnızca alışılmadık bir tablo değildi; yirmi yıldır Türk denizlerinde neredeyse hiç görülmeyen bir balık türünün sessiz sedasız geri dönüşüydü. Bu tür görüntüleri, onlarca yıl saha çalışması yapmış biri olarak bir anlık heyecanla değil, derin bir soru işaretiyle karşılamak gerektiğini düşünürüm. Çünkü doğanın bu tür sinyalleri nadiren tek başına anlamlıdır; arkasında her zaman daha karmaşık bir süreç yatar.

Ne Görüldü, Nerede ve Bu Yokluğun Anlamı Neydi?

Türkiye'nin kıyı şeridinde, özellikle Karadeniz ve Marmara geçiş bölgelerinde, balıkçılar ve deniz biyologları bu türün varlığını belgelemeye başladığında ilk tepki şaşkınlıktı. Yirmi yılı aşkın bir süre boyunca bu sularda kayıt altına alınamamış bir balık türünün kasalar dolusu miktarlarda yüzeye çıkması, sıradan bir biyolojik merak konusu olmanın çok ötesine geçiyor. Bir türün bir bölgedeki yokluğu, çoğunlukla rastlantısal değildir; av baskısı, besin zincirindeki kırılmalar, habitat bozulması ya da su kimyasındaki değişimler bu yokluğun zeminini döşer. Yirmi yıllık bir sessizlik ise bu faktörlerin birden fazlasının aynı anda devrede olduğunu düşündürür.

Balıkçıların ifadelerine bakıldığında, türün bu denli kalabalık sürüler halinde görünmesinin hiçbir dönemde beklenmedik olmadığı anlaşılıyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan denizcilik belleği, bazı türlerin belirli dönemlerde çekip gittiğini ve zaman zaman geri döndüğünü biliyor. Ama bilimin sorduğu soru farklı: Bu geri dönüş, bir toparlanmanın işareti mi, yoksa başka bir dengesizliğin yüzeye vurması mı?

Karadeniz ve Marmara'da Değişen Su Kimyası

Tablonun tamamını görmek gerekirse, Karadeniz ve Marmara'nın son on beş ile yirmi yıl içinde geçirdiği dönüşüme bakmak gerekiyor. Su sıcaklıklarının giderek yükselmesi, tuzluluk dengesinin bozulması ve özellikle Marmara'da belgelenen oksijen tükenmesi (hipoksi) bölgelerinin genişlemesi, tür dağılımını kökten yeniden biçimlendiriyor. Bu konuda yapılan çalışmalar gösteriyor ki, belirli bir türün bir bölgeden kaybolması ya da yeniden belirmesi, tek bir parametrenin değil, bu parametrelerin birbirleriyle kurduğu karmaşık ilişkinin sonucudur.

Karadeniz'in kendine özgü tabakalanma yapısı, yani yüzey suları ile derin sular arasındaki keskin ayrım, tür göçlerini ve beslenme örüntülerini doğrudan etkiler. Marmara'da ise son yıllarda yoğunlaşan deniz salyangoz patlakları ve yüzey tabakasındaki organik yük artışı, oksijen koşullarını bazı türler için yaşanmaz hale getirirken başka türler için beklenmedik bir fırsat zemini yaratmış olabilir. Yirmi yıldır görülmeyen balık türünün tam olarak bu dönemde ortaya çıkması, bu çevresel yeniden yapılanmayla örtüşüyor; ve bu örtüşme tesadüf olarak yorumlanamaz.

Su sıcaklığı, tuzluluk ve oksijen düzeylerinin tür dağılımı üzerindeki etkisi salt biyolojik bir mesele değildir. Bu değişkenler aynı zamanda besin zincirini, plankton dağılımını ve nihayetinde balık stoklarının mevsimsel hareketlerini belirler. Bir türün yirmi yıl sonra yoğun sürüler halinde yeniden görünmesi, bu değişkenlerin söz konusu tür için bir süre zarfında elverişsiz olan koşulları, farklı bir elverişsizliğin devreye girmesiyle birlikte görece uygun hale getirmiş olabileceğine işaret eder.

Toparlanma mı, Başka Bir Dengesizliğin Semptomu mu?

Bu soruyu kendinize sormadan geçmeyin: Bir türün geri dönmesi iyi haber midir? İlk bakışta evet gibi görünüyor. Ekosistem bir çeşitlilik kazanıyor, kaybolan bir halka yerine oturuyor ve deniz yaşamının çöküşe geçtiğine dair kötümser tabloya karşı umut verici bir veri noktası oluşuyor. Ama yıllarca saha çalışmalarından öğrendim ki, ekosistemler nadiren tek boyutlu haberler taşır.

Bir türün kalabalık sürüler halinde, beklenmedik bir hızda ve daha önce yoğun olmadığı bölgelerde ortaya çıkması, aynı zamanda başka türlerde yaşanan baskıların ya da kaynakların yeniden dağılmasının göstergesi olabilir. Avcı-av ilişkilerindeki kırılmalar, habitatın bozulmasıyla birlikte bazı türlerin yerinden edilmesi ve bu yerinden edilmenin yarattığı boşlukların başka türler tarafından doldurulması, ekolojik literatürde iyi belgelenmiş bir örüntüdür. Dolayısıyla "türün geri dönmesi" bir toparlanma işareti sayılabileceği gibi, sistemin başka bir noktasında derinleşen bir bozulmanın dolaylı yansıması da olabilir.

Bu nedenle bu görüntüleri dikkatli bir gözle izlemek ve uzun vadeli izleme verileriyle desteklemek gerekiyor. Tek bir mevsimin ya da tek bir bölgenin gözlemi, yeterli bir çıkarım zemini sunmuyor.

Balıkçılık Sektörü: Beklenmedik Ziyaretçiyle Yüzleşmek

Balıkçılar için bu beklenmedik karşılaşma, önce şaşkınlık, ardından pratik bir hesap yapmaya dönüştü. Onlarca yıldır bu türü avlamamış, hatta zaman zaman varlığını bile unutmuş olan balıkçı toplulukları için böyle bir sürünün ortaya çıkması, anlık bir fırsat gibi görünebilir. Kısa vadeli baskı, her zaman uzun vadeli riski gizler; bu, sektörün tarihsel olarak tekrar ettiği bir kırılganlıktır.

Türkiye'de balıkçılık yönetimi, kota sistemleri ve av sezonu düzenlemeleri açısından önemli adımlar atmış olsa da yeni türlerin ya da uzun süredir görülmeyen türlerin ani belirişleri, mevcut çerçevenin dışında kalır. Bir türün yirmi yıllık yokluğunun ardından ne kadar hızlı ve hangi baskıyla avlanabileceğine dair hazır bir protokol yoksa, bu fırsatçı yoğunlaşma tam da türün kırılgan olduğu dönemde stoklarını tehlikeye atabilir. Bilim ve politika çoğu zaman farklı dillerde konuşur; işte bu uçurumun en açık göründüğü an, tam da böyle beklenmedik karşılaşmalardır.

Balık üreticileri cephesinde de tablonun karmaşıklığı devam ediyor. Su ürünleri yetiştiriciliği yapılan bölgelerde farklı türlerin ani yoğunlaşması, hem hastalık bulaşma riskleri hem de mevcut türlerle rekabet açısından yönetilmesi gereken yeni değişkenler ortaya çıkarıyor. Bu etkileşimlerin anlaşılabilmesi için sahadan gerçek zamanlı veri toplanması zorunlu; ancak Türkiye'de bu veri altyapısının hâlâ yetersiz olduğu biliniyor.

Deniz Yönetimi İçin Bir Uyarı Fırsatı

Gerçekler bazen rahatsız edici olmakla beraber, onlardan kaçınmak hiçbir sorunu çözmüyor. Yirmi yıl sonra yeniden görünen bir balık türünün yarattığı görsel, yalnızca bir doğa haberi değildir. Bu görüntü, deniz ekosistemimizin içinde bulunduğu karmaşık dönüşümü, politika yapıcılara ve kamuoyuna anlatmanın nadir fırsatlarından biridir.

Karadeniz ve Marmara, iklim değişikliği baskısı altında su kimyasını hızla dönüştüren, aynı zamanda aşırı avlanma, kirlilik ve kentsel atık yükü gibi yerel baskılara maruz kalan denizlerdir. Bu çok katmanlı tehdidin yönetilebilmesi için tek bir bakanlığın ya da tek bir sektörün inisiyatifi yetmez. Deniz izleme ağlarının güçlendirilmesi, tür bazlı ve bölge bazlı verilerin düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılması ve balıkçılık politikalarının bilimsel izleme verileriyle gerçek zamanlı olarak güncellenmesi, bu konuda atılabilecek somut adımların başında geliyor.

Dönen balık bize bir şey söylüyor: Deniz, hâlâ değişiyor. Ve bu değişimin nereye gittiğini anlamak için şimdi, bu görüntünün hâlâ sıcak olduğu bu anda, doğru soruları sormak gerekiyor. Bundan yirmi yıl sonra, yine başka bir türün yeniden belirişini beklemek yerine, bu ekosistemi yönetecek politikaları bugün kurmaya başlamak mümkün. Yeter ki bu görüntüye bir haber olarak değil, bir uyarı olarak bakılsın.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Balık türünün yirmi yıl sonra geri dönmesi neden iyi haber değildir?

Bir türün geri dönüşü ilk bakışta umut verici görünse de, başka türlerde yaşanan baskıların ya da kaynakların yeniden dağılmasının göstergesi olabilir. Ekosistemler nadiren tek boyutlu haberler taşır ve toparlanma işareti ile başka bir noktasında derinleşen bozulmanın dolaylı yansıması aynı anda olabilir.

Karadeniz ve Marmara'da su kimyasının hangi unsurları tür dağılımını etkilemektedir?

Su sıcaklığı, tuzluluk dengesi, oksijen düzeyleri ve Marmara'da belgelenen hipoksi bölgelerinin genişlemesi tür dağılımını kökten yeniden biçimlendirmektedir. Bu unsurlar aynı zamanda besin zincirini, plankton dağılımını ve balık stoklarının mevsimsel hareketlerini belirler.

Balıkçılık sektörü bu beklenmedik balık sürüsüne nasıl tepki vermiştir?

Balıkçılar ilk şaşkınlığın ardından kısa vadeli bir fırsat olarak değerlendirmeye başlamışlardır. Ancak yirmi yıllık yokluğun ardından hangi baskıyla avlanabileceğine dair hazır bir protokol olmadığı için, bu yoğun avlanma türün kırılgan olduğu dönemde stoklarını tehlikeye atabilir.

Bu durumun deniz yönetimi açısından ne anlamı vardır?

Dönen balık, deniz ekosisteminin hâlâ değişmekte olduğunu gösteren bir uyarıdır. Karadeniz ve Marmara'nın iklim değişikliği, aşırı avlanma, kirlilik ve kentsel atık yükü gibi çok katmanlı tehditlere maruz olduğunu göz önünde bulundurarak, deniz izleme ağlarının güçlendirilmesi ve politikaların bilimsel verilerle güncellenmesi gereklidir.

Etiketler

Harun Aydınol

Yazar

Harun Aydınol

Hayvan davranışları ve ekoloji uzmanı. Otuz yılı aşkın belgesel yazarlığı, alan araştırması ve editörlük deneyimi ile doğa dünyasının gizemli dilini sade ama esprili bir dille anlatır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın