İçeriğe geç
Yaşam

Çanakkale Boğazı'ndaki Mavi Denizanası Görüntüleri Güzel, Ama Söyledikleri Pek Güzel Değil

Yüzlerce mavi denizanasının boğazda süzüldüğü o viral görüntü büyüleyici; ancak arkasındaki ekolojik tablo bambaşka bir hikaye anlatıyor.

İçindekiler
Mavi ışıklandırılmış suda, uzun tentakülleriyle birlikte dört denizanası yüzüyor.

Profesyonel dalgıç Çetin Ege Doğan'ın su altı kamerasıyla kaydettiği görüntüler sosyal medyada hızla yayıldı: Çanakkale Boğazı'nda yüzlerce mavi denizanası, adeta canlı bir perde gibi süzülüyor. Görsel olarak büyüleyici, kabul. Ama gelin şimdi tablonun tamamına bakalım. Bu görüntüleri salt bir doğa güzelliği olarak okumak, son derece yanlış olur. Denizanası patlamaları, dünya genelinde deniz biyologlarının yakından takip ettiği ekolojik göstergeler arasında yer alıyor; çünkü bu türlerin olağandışı yoğunlaşmaları, çoğu zaman bir ekosistemin denge noktasından uzaklaştığına işaret ediyor.

Otuz yılı aşkın saha deneyiminden öğrendim ki doğadaki dramatik görsel olaylar, kamuoyunun ilgisini bilimsel bir soruya yönlendirmek için nadir ele geçen fırsatlar sunar. Dalgıcın kamerasıyla yakalanan bu sahne de tam olarak böyle bir fırsat. Onu yalnızca sosyal medya içeriğine indirgemek yerine, arkasındaki ekolojik dinamikleri okumak gerekiyor.

Rhizostoma pulmo: Boğazın Şeffaf Sakini

Söz konusu tür, Rhizostoma pulmo, yaygın adıyla mavi denizanası ya da fıçı denizanası olarak bilinir. Akdeniz ve Karadeniz havzasının en iri denizanası türlerinden biri olan bu organizma, şemsiye çapı zaman zaman yarım metreyi aşan, mavi-mor renk tonlarıyla tanınan bir scyphozoa'dır. Isırıcı hücreleri diğer denizanası türlerine kıyasla görece zayıf olduğundan insan için büyük tehlike oluşturmaz. Ancak bu durum, türün ekolojik olarak önemsiz olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor.

Mavi denizanası zooplankton ve küçük larvalarla beslenir. Bir anlamda deniz besin zincirinin tam ortasında duran bu tür, hem avcı hem avdır. Balıklar ve kaplumbağalar tarafından tüketilir; öte yandan kalamar, sardalya ve hamsi gibi türlerin rekabet ettiği besin kaynaklarını da kullanır. Popülasyonunun anormal biçimde şişmesi, yalnızca kendi türünün varlığını değil, çevresindeki tüm deniz canlıları topluluğunu etkiler.

Çanakkale Boğazı'nın hidrografik yapısı ise bu türün yoğunlaşması için neredeyse biçilmiş kaftan koşullar sunuyor. Boğaz, Karadeniz ile Ege Denizi arasında iki katlı bir akıntı rejimi barındırır: yüzeyde Karadeniz'den gelen tatlı su ağırlıklı, görece soğuk ve az tuzlu akıntı güneye akarken, derin katmanda Ege'den gelen daha tuzlu ve yoğun su kuzeye doğru ilerler. Bu iki tabakanın sınırı, yani halokline bölgesi, besin maddelerinin ve planktonun biriktiği bir ara yüzey oluşturur. Mavi denizanası gibi gelatinöz organizmalar bu tür ara yüzeyleri sever ve buralarda büyük topluluklar kurabilir.

Yoğunlaşmanın Arkasındaki Baskılar

Bu konuda yapılan çalışmalar gösteriyor ki denizanası patlamaları, tek bir etkenin değil, birden fazla çevresel baskının eş zamanlı etkisinin ürünüdür. Küresel ölçekte üç ana etken öne çıkıyor: su sıcaklığının artması, balıkçılık kaynaklı aşırı avlanma ve besin tuzları yüklenmesi olarak da adlandırılan ötrofikasyon.

Su sıcaklığı meselesi, Ege ve Doğu Akdeniz havzasında artık tartışılmaz bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bu havzada yüzey suyu sıcaklıklarının son on yıllar içinde belirgin biçimde arttığını ortaya koyan araştırmalar var. Mavi denizanası, ılık sularda daha hızlı büyür ve ürer. Yaşam döngüsünün polip aşamasından medüza aşamasına geçişi sıcaklığa duyarlı bir süreçtir; su sıcaklığı optimum değerlere yaklaştıkça bu geçiş hızlanır, popülasyon patlamaları kolaylaşır.

Aşırı avlanma boyutu ise daha dolaylı ama bir o kadar belirleyici. Denizanasının doğal yırtıcıları arasında orkinos, kılıç balığı, palamut ve özellikle deniz kaplumbağaları yer alır. Aynı zamanda denizanasıyla besin rekabeti yapan sardalya, hamsi ve istavrit gibi türlerin azalması, denizanasına kaynak serbestisi tanır. Çanakkale Boğazı ve çevresindeki sularda tarihsel süreç içinde yaşanan balık stoğu değişimleri bu açıdan kayda değer bir bağlam sunuyor; ancak sistematik uzun vadeli veri setleri olmadan bu ilişkiyi kesinlikle kurmak güçtür.

Ötrofikasyon, yani su ortamına fazla besin tuzunun (başta azot ve fosfor bileşiklerinin) karışması, denizanasını besleyen fitoplankton ve zooplankton üretimini artırır. Tarımsal gübrelerden, atık su deşarjından ve kentsel yüzey akışından kaynaklanan bu yüklenme, Marmara Denizi ve ona bağlanan boğaz sistemleri için uzun süredir bilinen bir sorun. Marmara'nın son yıllarda yaşadığı müsilaj krizi de bu yüklenmenin en çarpıcı dışavurumlarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Kameranın Göremediği: İzleme Sisteminin Eksikliği

Gerçek bazen rahatsız edici olur; yine de söylemek gerekiyor. Çetin Ege Doğan'ın görüntülediği sahne bilimsel açıdan son derece değerli bir gözlemi temsil etse de bu gözlemin ekolojik anlam taşıyabilmesi için karşılaştırmalı bir veri tabanına ihtiyaç vardır. Bu yoğunluk olağandışı mı, yoksa her yıl benzer dönemlerde tekrarlanan mevsimsel bir örüntünün parçası mı? Boğaz'ın hangi kesiminde, hangi derinlikte, hangi akıntı koşullarında gözlemlendi? Bu sorular sosyal medya paylaşımlarıyla yanıtlanamaz.

Bilim ve politika çoğu zaman farklı dillerde konuşur; bu kopukluk, deniz ekosistemi izleme meselesinde özellikle belirginleşir. Türkiye'nin deniz araştırması konusunda köklü kurumları var, deneyimli araştırmacıları var. Ama sistematik, sürekli ve kamuyla paylaşılan bir deniz biyolojik izleme ağı söz konusu olduğunda tablo çok daha kırılgan görünmektedir. Vatandaş bilimi olarak adlandırılan yaklaşım, yani kamunun gözlemlerinin organize bir şekilde toplanması ve bilimsel veritabanlarıyla ilişkilendirilmesi, bu boşluğu kısmen kapatabilecek bir araç olarak öne çıkıyor. Yurt dışında bu alanda ciddi örnekler var; benzer yapıların Türkiye'de kurulması için gereken teknik altyapı da mevcut.

Bir dalgıcın kamerası, bir deniz biyologunun transekt sayımının yerini tutamaz. Ama o kamera, bazen bir transekt programını başlatacak kamuoyu baskısını yaratabilir. Bu fırsatı değerlendirmek, bilim insanlarının ve kurumların elinde.

Ekosistemin Uyarısını Duymak

Denizanalarının kalıcı olarak hâkim hale geldiği deniz ortamlarını araştırmacılar bazen "denizanası gölü" ya da "jöleleşmiş deniz" olarak nitelendiriyor. Bu tanım yalnızca mecazi değil, biyolojik açıdan da gerçek bir dönüşümü ifade ediyor: balık ağırlıklı besin ağından gelatinöz organizma ağırlıklı besin ağına kayış. Bu dönüşüm bir kez yerleştiğinde geri döndürmek son derece güçleşiyor; çünkü denizanası, kendi lehine işleyen bir ortam yaratıyor. Yavru balıkların larvalarını tüketiyor, rekabetçi türlerin popülasyonunu baskı altında tutuyor.

Çanakkale Boğazı'nın bu noktaya gelip gelmediğini söylemek için elimizdeki veri henüz yeterli değil. Ama Doğan'ın kamerasıyla yakaladığı o yüzlerce mavi denizanası, bu soruyu sormak için yeterince güçlü bir neden sunuyor.

Bireysel farkındalık bu denklemde önemsiz değil; aksine, kamuoyu baskısının kaynağını oluşturuyor. Boğaz'da tekneyle ya da su altında zaman geçirenler, gözlemledikleri anormalliklerini üniversitelerin deniz biyolojisi bölümleriyle paylaşabilir. Vatandaş bilimi platformları üzerinden fotoğraf ve konum verisi sağlayabilir. Yerel yönetimler ve çevre bakanlığı ise bu bireysel gözlem birikimini değerlendirebilecek kurumsal bir izleme çerçevesi oluşturmakla yükümlüdür.

Çanakkale Boğazı, on binlerce yıldır jeolojik ve hidrolojik açıdan dünyanın en özgün geçiş noktalarından biri. Onun deniz altı dünyası da aynı derecede istisnai. Bu istisnai alanı yalnızca ticaret ve ulaşım üzerinden değil, ekolojik süreklilik üzerinden de korumak hem bilimsel hem de etik bir zorunluluktur. Mavi denizanasının bu suları ne zaman ve neden doldurduğunu anlamak, bu yükümlülüğün ilk adımıdır.

Sıkça sorulanlar

Mavi denizanasının bu kadar yoğun görülmesi neden endişe verici?

Denizanası patlamaları ekosistemin denge noktasından uzaklaştığını gösteriyor. Popülasyon patladığında balık ağırlıklı besin ağı gelatinöz organizmalar ağırlıklı besin ağına kayıyor; bu dönüşüm bir kez yerleştiğinde geri döndürmek son derece güçleşiyor.

Çanakkale Boğazı'nda neden özellikle mavi denizanası yoğunlaşıyor?

Boğazın iki katlı akıntı rejimi, yüzey ve derin su tabakaları arasında oluşan halokline bölgesinde besin maddesi ve plankton birikiyor. Mavi denizanası bu ara yüzeyleri tercih eder ve buralarda büyük topluluklar kurabilir.

Denizanası patlamalarını tetikleyen faktörler neler?

Su sıcaklığının artması, balıkçılık nedeniyle denizanasının doğal yırtıcılarının ve rekabet ettiği balık türlerinin azalması, ve tarımsal gübre ile atık sudan kaynaklanan ötrofikasyon olmak üzere üç ana etken birlikte çalışıyor.

Sosyal medyada paylaşılan bu görüntüler neden bilimsel açıdan yetersiz?

Tek bir gözlemin ekolojik anlamı ancak karşılaştırmalı verilerle anlaşılır. Ne kadar anormal olduğu, mevsimsel bir örüntünün parçası mı yoksa sıradışı bir durum mu olduğu belirlenemez; bunun için boğazın farklı bölgelerinde sistematik, uzun süreli izleme gerekir.

Vatandaş bilimi bu soruna nasıl yardımcı olabilir?

Boğazda zaman geçirenler gözledikleri anormalliklerini araştırma kurumlarıyla paylaşabilir, fotoğraf ve konum verisi sağlayabilir. Bu bireysel gözlem birikimi düzenlenirse çevre kurumlarının izleme çerçevesi oluşturmasına katkı sağlayabilir.

Etiketler

Harun Aydınol

Yazar

Harun Aydınol

Hayvan davranışları ve ekoloji uzmanı. Otuz yılı aşkın belgesel yazarlığı, alan araştırması ve editörlük deneyimi ile doğa dünyasının gizemli dilini sade ama esprili bir dille anlatır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın