İçeriğe geç
Ekonomi

Ücret Artışı Gıda Fiyatlarının Gerisinde Kalırken Satın Alma Gücü Erimekte

Asgari ücret dokuz ayda yüzde 27 artarken gıda fiyatları yüzde 41,5 yükseldi. Sebze fiyatlarındaki yüzde 137'lik artış yapısal kırılganlığı derinleştiriyor.

İçindekiler
Kişi, siyah cüzdanın yanında alışveriş fişlerini inceliyor.

Dokuz ay önce asgari ücrette yapılan yüzde 27'lik artış açıklandığında, hükümet cephesinden gelen mesaj netti: Ücretli çalışanların satın alma gücü korunacak, hayat pahalılığıyla mücadelede somut bir adım atılmış olacaktı. Ancak Birleşik Kamu-İş'in araştırması, bu iyimser tablonun gerçeklik zemininden ne denli kopuk olduğunu sayılarla ortaya koydu. Aynı dokuz aylık süreçte yalnızca gıda fiyatları yüzde 41,5 yükselmiş; ücret artışı, sadece en temel harcama kalemi olan gıda karşısında bile anlamsız kalmış durumdadır. Teoride ne kadar da güzel, pratikte ise ücretli çalışan kesimi fiilen negatif reel gelir kaybıyla yüz yüze gelmiştir.

Makas Açılıyor, Nedenler Yapısal

Sorunun kökeninde yatan meseleyi doğru anlamak için şu soruyu sormak gerekiyor: Bu fiyat baskısı konjonktürel mi, yoksa yapısal mı? Verinin bize söylediği son derece açık. Gıda enflasyonu 76 aydır aralıksız yükseliyor. Bir ekonomide gıda fiyatları altı yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz artış kaydediyorsa, bunu mevsimsel dalgalanmayla, kuraklıkla ya da geçici arz şoklarıyla açıklamak entelektüel açıdan savunulamaz bir pozisyondur.

Bu süreçte kısa vadeli bir ivme kaybı yaşandığı doğrudur. Yaz aylarında gıda enflasyonunun görece yavaşladığı gözlemlenmiş, ancak bu yavaşlama kalıcı olmamıştır. Aylık bazda yüzde 2,73'lük yeni bir yükselişle gıda enflasyonu yeniden ivme kazanmıştır. Bu tablo, yapısal sorunlara yapı-içi çözümler üretilmeksizin elde edilen geçici rahatlamanın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Ücret artışı ile gıda enflasyonu arasındaki makasın açılması, basit bir talep-arz dengesizliğinin ürünü değildir. Tarımsal girdilerin maliyeti, enerjideki fiyat artışları, lojistik zincirinin aksaklıkları ve perakende sektöründeki fiyatlama davranışları bir araya geldiğinde ortaya salt parasal müdahaleyle çözülmesi güç, kronik bir yapısal sorun çıkmaktadır. Asgari ücreti enflasyonun birkaç puan üzerinde tutmak, bu sorunun çözümü değil geçici bir tıkacıdır.

Sebze Fiyatları: Kırılganlığın Keskin Yüzü

Gıda enflasyonu içinde sebze fiyatlarındaki artış ayrı bir analizi hak ediyor. Yüzde 137'lik artış yalnızca bir istatistik değil, tarımsal üretim zincirinin maliyet baskısı altında ne denli kırılgan olduğunun somut göstergesidir.

Sebze üretimi, gıda sisteminin en korumasız halkasıdır. Çünkü üretim süreci görece kısa olmasına karşın girdi maliyetleri (tohum, gübre, ilaç, yakıt, sulama) son yıllarda sürekli yükselmiş; çiftçinin finansmana erişimi ise bu artışlarla orantılı biçimde iyileşmemiştir. Küçük ölçekli tarım işletmelerinin döviz kuruna bağlı girdi fiyatlarıyla başa çıkma kapasitesi son derece sınırlıdır. Bu kırılganlık, sebzelerin sofra fiyatına doğrudan ve sert biçimde yansımaktadır.

Makroekonomik ölçekte bakıldığında meselenin bir boyutu daha göze çarpmaktadır: Sebze fiyatlarındaki yüzde 137'lik artış, tarım sektöründeki yapısal çözümsüzlüğün enflasyona aktarım kanalı işlevi gördüğünü göstermektedir. Tarımsal destekleme politikaları yetersiz kaldığında, üretici kârını koruma güdüsüyle fiyatları yukarı iter; aracı kademelerinin eklediği marjlarla bu artış tüketiciye katlanarak ulaşır. Sonuçta ne üretici yeterince kazanmakta ne de tüketici erişilebilir fiyatla alışveriş yapabilmektedir; ikisi de kaybetmektedir.

76 Ay: Konjonktür Değil, Kronik Bozulma

76 ayı aşan bir süre boyunca aralıksız yükselen gıda enflasyonu, ekonomik yazında artık bir konjonktürel dalgalanma olarak değil yapısal bozulma göstergesi olarak ele alınmak zorundadır. Bu noktada siyasi aritmetiği de hatırlatmakta yarar var: 76 ay, altı yılı çoktan geride bırakmış bir süreçtir. Bu zaman dilimi içinde Türkiye farklı para politikası rejimleri denemiş, kur koridorları oluşturulmuş, faiz hem indirilip hem yükseltilmiş, çeşitli tarife ve hibe programları devreye sokulmuştur. Hiçbiri gıda enflasyonunu kalıcı biçimde dizginleyememiştir.

Aslında bu başarısızlığın ardında teorik bir yanılgı yatmaktadır. Gıda enflasyonuna yönelik müdahaleler, büyük ölçüde talep yönetimi ekseninde kurgulanmış; oysa sorunun asıl kaynağı arz tarafında, üretim yapısında ve fiyatlama mekanizmalarında düğümlenmiştir. Para politikası sıkılaştırması faiz artışı yoluyla genel talebi baskılayabilir; ancak bu araç, bozuk bir tarımsal üretim zincirine ya da perakende sektöründeki fırsatçı fiyatlama davranışına doğrudan müdahale edemez.

Verinin bize söylediği tam da budur: 76 aylık kesintisiz artış trendi, kronik bir yapısal bozulmanın göstergesidir ve bu bozulmaya tekil, kısa vadeli politika refleksleriyle yanıt vermek süreci derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır.

Beslenme Yoksulluğu: Görünmez Kriz

Satın alma gücündeki erozyon salt bir istatistiksel olgu olarak kalmıyor; hane halkı davranışlarına doğrudan yansıyarak beslenme örüntülerini köklü biçimde dönüştürüyor. Gıda ekonomisi literatüründe bu olguya "gıda bileşiminin kalite kaybıyla yeniden yapılanması" deniyor; ancak gündelik dilde karşılığı çok daha yalındır: İnsanlar daha ucuz, besin değeri düşük gıdalara yöneliyor.

Protein kaynaklarından (kırmızı et, tavuk, deniz ürünleri) ekmek, pirinç ve makarnaya kayış; taze sebze yerine konserve veya donmuş ürünlere yöneliş; meyveyi sofranın dışına itmek. Bunlar bireysel tercihler değil, ekonomik baskının dayattığı zorunlu adaptasyonlardır. Düşük gelirli haneler, gıda harcamalarını kısmak yerine gıda bileşimini dönüştürerek bütçe dengesini korumaya çalışmaktadır.

Bu dönüşümün orta ve uzun vadeli maliyeti ağırdır. Çocuklarda yetersiz beslenme, kronik hastalık riskinin artışı ve işgücü verimliliğinin düşmesi, bugün gözlemlenemeyen ama yıllar içinde belirginleşecek yapısal hasarlar olarak kendini gösterecektir. Beslenme yoksulluğu riskinin derinleşmesi, yalnızca sosyal politikanın değil, uzun vadeli ekonomik büyüme perspektifinin de sorunu haline gelmektedir. İnsani sermayenin beslenme kalitesiyle doğrudan ilişkisi, bu konuyu salt bir refah meselesi olmaktan çıkarıp ekonomik verimlilik tartışmasının merkezine taşımaktadır.

Kısa Vadeli Refleksten Yapısal Reforma

Kalıcı çözümün ön koşulu, ücret politikasının enflasyona endeksli kısa vadeli reflekslerden çıkarılmasıdır. Asgari ücreti her yıl ya da iki yılda bir enflasyonun belli bir yüzdesi üzerinde belirlemek, çalışanları bir gelir tuzağının içinde tutmaya devam etmek anlamına gelmektedir. Çünkü bu formül, enflasyonu dizginlemiyor; sadece ücretin enflasyona olan gecikmesini bir miktar azaltıyor.

Gerçekçi bir politika çerçevesi şu üç ekseni eş zamanlı ilerletmek zorundadır. Birincisi, tarımsal üretim zincirinin dövize bağlı maliyet kırılganlığı giderilmelidir; yerli girdi üretimi, destekleme mekanizmalarının etkinliği ve çiftçinin finansmana erişimi bu bağlamda öncelikli gündem maddeleri olmalıdır. İkincisi, gıda perakende sektöründeki fiyatlama davranışı rekabet otoritesinin etkin denetimine tabi kılınmalı; oligopolistik yapıların tüketiciyi nasıl sıkıştırdığı şeffaf biçimde izlenmelidir. Üçüncüsü, ücret politikası nominal artış hedeflerinden çıkarılıp emek verimliliği ve üretim kapasitesi artışıyla ilişkilendirilmelidir. Bu olmadığı sürece her asgari ücret artışı, bir sonraki fiyat artışının maliyete girdi sağlayan kanallarından birine dönüşmektedir.

Sorunun kökeninde yatan, gıda enflasyonunun yalnızca bir tüketici sorunu olmadığıdır. Bu aynı zamanda üretim yapısının, tarım politikasının, ticaret dengesi yönetiminin ve rekabet ortamının biriktirdiği yapısal açmazların sofradaki yansımasıdır. Asgari ücretle geçinen milyonlar bu açmazın faturasını her market alışverişinde ödemeye devam etmektedir. 76 aylık veri, sabırsızlıkla beklediğimiz konjonktürel düzelmenin kendilikğinden gelmeyeceğini artık yeterince kanıtlamıştır.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Asgari ücrette yapılan yüzde 27'lik artış neden yeterli olmadı?

Gıda fiyatları aynı dönemde yüzde 41,5 yükseldiğinden, ücret artışı sadece en temel harcama kalemi olan gıda karşısında bile anlamsız kalmıştır. Ücretli çalışanlar fiilen negatif reel gelir kaybıyla yüz yüze gelmiştir.

Gıda enflasyonunun yapısal sorununun kaynağı nedir?

Tarımsal girdilerin maliyeti, enerji fiyatları, lojistik zincirinin aksaklıkları ve perakende sektöründeki fiyatlama davranışları bir araya gelerek kronik bir sorun oluşturarakta. Bu sebepler 76 ayı aşan kesintisiz artış trendi yaratmıştır.

İnsanlar gıda yoksulluğuna nasıl tepki veriyor?

Protein kaynaklarından ekmek ve makarnaya, taze sebzelerden konservelere yönelerek gıda bileşimini dönüştürüyor. Bunlar zorunlu adaptasyonlar olup çocuklarda yetersiz beslenme riskini arttırmaktadır.

Kalıcı çözüm için hangi politikalar eş zamanlı ilerletilmeli?

Tarımsal üretim zincirinin döviz kırılganlığı giderilmeli, perakende sektöründeki fiyatlandırma denetim altına alınmalı ve ücret politikası emek verimliliğiyle ilişkilendirilmelidir.

Etiketler

Murat Keskin

Yazar

Murat Keskin

İktisat profesörü, ekonomi yazarı. Makro ve mikro ekonomi, kamu maliyesi, uluslararası ticaret alanlarında derin bilgiye sahip.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Gıda Enflasyonu Satın Alma Gücünü Aşındırıyor | KROP.