İçeriğe geç

Bölüm tercihinde yanıltıcı veri: İstihdam süresi tek ölçüt değil

TÜİK'in istihdam verileri hangi bölümlerin hızlı iş bulduğunu gösteriyor ama hızın arkasındaki kalite ve yapısal eşitsizlik görünmüyor.

İçindekiler
Sesli okuma0:00 / —:—
Ofis ortamında masada oturan iki kişinin iş görüşmesi yapması

TÜİK'in mezuniyet sonrası istihdam sürelerine ilişkin verileri her yayımlandığında, birkaç satırlık bir haber olarak geçip gider gündemin kıyısından. Oysa o sayıların içinde, her yıl yüz binlerce gencin verdiği kararların ağırlığı yer alıyor. Bazı bölümlerin mezunları mezuniyetlerinin üzerinden üç ay bile geçmeden iş hayatına atılırken diğerleri için bu arayış aylarca, kimi zaman yıllarca devam ediyor. Bu farkı yalnızca bireysel bir kader meselesi olarak okumak, tablonun büyük bölümünü görmezden gelmek demektir. Çünkü bu tablo; eğitim sisteminin yapısı, emek piyasasının talep örüntüleri ve toplumsal yönlendirme biçimlerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir gerçekliğin yansımasıdır.

Sayılar neyi söylüyor?

Türkiye'de genç işsizliği kronik bir sorun olarak gündemde varlığını koruyor; üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranı ise zaman zaman genel işsizlik rakamlarının bile üstüne çıkıyor. Bu bağlamda TÜİK'in mezuniyet sonrası istihdam sürelerine dair kayıtları, tablonun bölümden bölüme ne denli farklılaştığını sayısal olarak gözler önüne seriyor. Veriler, bazı alanlarda mezunların çalışma yaşamına geçişinin beklenenden çok daha hızlı gerçekleşebildiğini de ortaya koyuyor.

Söz konusu verilere göre üç aydan kısa sürede iş bulan mezunların yoğunlaştığı alanlara bakıldığında, belirli bir örüntü dikkat çekiyor. Mühendislik disiplinlerinin bir kısmı, sağlık bilimleri ve teknik mesleklere yönelik programlar bu tablonun başında yer alırken bazı öğretmenlik bölümleri ile meslek yüksekokullarına bağlı teknik alanlarda hızlı istihdam oranlarının görece yüksek seyrettiği görülüyor. Bu tablonun tamamını anlamlandırmak gerekirse çok belirleyici bir ortak paydanın altını çizmek gerekiyor. Söz konusu bölümlerin büyük çoğunluğunda müfredat ile sektörel ihtiyaçlar arasındaki mesafe görece daha kısa, mesleki yeterlilik çerçeveleri ise daha net tanımlanıyor.

Hız yeterli bir ölçüt mü?

Hızlı istihdam ile kaliteli istihdam arasındaki mesafeyi gözden kaçırmak, bu verileri okurken yapılabilecek en ciddi yanılgıdır. Üç aydan kısa sürede işe giren bir mezun, mesleğiyle doğrudan ilgili bir pozisyonda, güvenceli ve tatmin edici bir işte çalışıyor olabilir ama olmayabilir de. Bu konuda yapılan çalışmalar, hızlı istihdamın bir bölümünün ücret düzeyi düşük, sosyal güvence açısından zayıf ya da mesleki gelişime zemin hazırlamayan işlere yerleşmeyi de kapsadığını gösteriyor. Özellikle teknik iş gücü talebinin yoğun olduğu bazı alt sektörlerde "hızlı işe girmek" ile "sürdürülebilir bir kariyer yolu üzerinde olmak" birbirinden oldukça farklı anlamlara gelebiliyor.

Bu gerçeği görmezden gelerek bölüm tercihini salt iş bulma süresine göre yapmak, gençleri uzun vadede farklı sorunlarla karşı karşıya bırakabilir. Meslek doyumsuzluğu, ücret tavanına erken ulaşmak, sektör içi hareketliliğin önündeki yapısal engeller... Bunların hiçbiri istihdam hızı istatistiklerinde görünmez. Oysa bir gencin on, yirmi yıl sonraki çalışma yaşamını belirleyecek olan, büyük ölçüde bu görünmeyen değişkenlerdir.

Arz ile talebin ötesi

"Neden bazı bölümler bu kadar hızlı iş buluyor?" sorusunun ilk akla gelen yanıtı arz-talep dengesidir. Bu açıklamanın payı elbette küçümsenmemelidir; emek piyasasında belirli mesleklere yönelik talep fazlası, mezunların iş arayışını doğrudan kısaltabiliyor. Ancak tablonun tamamını bu dengeyle açıklayamayız.

Bazı bölümlerin hızlı istihdamındaki belirleyici etkenlerden biri; mezuniyet öncesinde staj, klinik uygulama ya da atölye çalışması gibi pratik deneyim süreçlerinin müfredata sistematik biçimde işlenmiş olmasıdır. Bu tür bölümlerde öğrenci, işverenlerin gözünde diplomasını almadan önce zaten değerlendirilebilir bir iz bırakmıştır. Kimi zaman istihdam, bizzat bu uygulama süreçleri üzerinden gerçekleşebiliyor. Bunu görmek açıkça mümkün. Kurumlar ile pratik eğitim veren programlar arasındaki köprüler, çoğu zaman mezunun iş arama sürecini fiilen ortadan kaldırabiliyor.

Öte yandan bazı bölümlerin bu tabloda alt sıralarda kalmasının nedeni yalnızca "talep yokluğu" değildir. Müfredatın piyasa gerçekliğinden kopukluğu, teorik ağırlığın pratik beceri gelişimini gölgelemesi ve bölüm ile sektör arasındaki iletişim kanallarının işlevsizliği de bu tabloya katkıda bulunan yapısal sorunlardır. Bu sorunların çözümü sadece öğrencinin sorumluluğuna bırakılamaz çünkü bu sorun, teorik tartışmaların ötesinde eğitim sisteminin yapısal koşullarından kaynaklanır.

Bilgiye erişim de bir eşitsizlik meselesi

Üniversite tercih sisteminin yapısı, bu verilerin gençlere ne ölçüde ulaşabildiğini doğrudan etkileyen başka bir değişkendir. Karar alma sürecinde hangi bilgiye ulaşacağın, büyük ölçüde hangi sosyoekonomik çevreden geldiğine, hangi okulda okuduğuna ve ailenin eğitim düzeyine bağlıdır. TÜİK verileri kamuya açık olsa da bu sayıları anlamlı biçimde yorumlayabilmek için bir bağlam ve analitik çerçeve gerekiyor. Bu yorumu her öğrencinin kendi başına yapmasını beklemek ise gerçekçi değildir.

Birçok öğrenci, bölüm tercihini akraba ya da tanıdık çevresinin deneyimlerine, toplumsal prestij algısına ya da kısmen sınav puanı eşiğine göre yapıyor. Bu tabloda, ailesi üniversite mezunu olan ve kariyer danışmanlığı hizmetlerine erişebilen öğrencilerle bu imkânlardan yoksun olanlar arasındaki fark, tercih sürecinden çok önce derinleşmeye başlıyor. Bilim ve politika çoğu zaman farklı dillerde konuşur ama bu durumda bile sorun, yalnızca politika yapıcıların değil, eğitim sistemindeki bilgi dağılımı adaletsizliğinin de bir sonucudur.

Yapısal bir sorumluluk

Bireysel tercih ile yapısal gerçeklik arasındaki bu mesafeyi kapatmak, yalnızca öğrencinin ödev yapmasını değil, eğitim politikasının da tutarlı bir sorumluluğu üstlenmesini gerektiriyor. Bu, en az birkaç boyutlu bir sorudur:

Yükseköğretim kurumları, mezunlarının iş bulma sürelerine ve koşullarına ilişkin şeffaf, karşılaştırılabilir ve güncel veri üretip kamuoyuyla paylaşıyor mu? Müfredat güncelleme süreçleri, sektörel dönüşümlere ne kadar hızlı yanıt verebiliyor? Kariyer rehberliği ve mesleki danışmanlık hizmetleri gerçek anlamda erişilebilir mi, yoksa kâğıt üzerinde mi kalmaktadır?

Bu soruların yanıtları, tercihin öncesindeki dönemde değil, üniversitelerin günlük işleyişinde ve kamu politikasının öncelik sıralamasında aranmalıdır. Buradaki tablo açık biçimde şunu söylüyor: İstihdam hızı verilerini öğrencilere "rehber" olarak sunmak, bu verilerin arka planı, kalite boyutu ve yapısal nedenleri de eş zamanlı olarak açıklanmadığında yetersiz bir yönlendirmeye dönüşebiliyor.

Tercihin ağırlığını taşıyanlar için

Her yıl binlerce genç, belki de hayatlarının en belirleyici kararlarından birini oldukça kısa bir süre içinde vermek durumunda kalıyor. Bu kararı sınav puanı, aile baskısı, sosyal çevre ve zaman zaman yanlış ya da eksik bilgiyle vermek zorunda kalmak, yapısal bir adaletsizliğin birikimli sonucudur. Bu nedenle bir nesilden diğerine aktarılan mirası korumak sadece bireylerin değil, tüm toplumun sorumluluğundadır.

TÜİK verilerinin gösterdiği istihdam hızları bu tabloda önemli bir referans noktası sunarken tek başına bir yol haritası olarak okunmamalıdır. Hangi bölümün mezunlarını üç ayda iş sahibi yaptığını bilmek değerlidir ama bu işlerin ne tür işler olduğunu, sektördeki ortalama ücret ve ilerleme koşullarını, bölümün mesleki doyum üzerine yapılmış araştırmaların bulgularını da bilmek, en az o kadar değerlidir.

Sayılara bazen sadece bakmak yetmez. Bir veriyi görmek ile onu anlamak arasındaki farkı kapatmak, üniversite tercihinde olduğu kadar başka her karar sürecinde de belirleyicidir. Aslında bu farkı kapatmanın sorumluluğu gençlerin sırtında taşıması gereken bir yük olmaktan çıkmalı; sistemin kendisinin üstlenmesi gereken bir zorunluluğa dönüşmelidir.

Kaynakça:

  • odatv.com

Etiketler

Mehmet Kerem Altındağ

Yazar

Mehmet Kerem Altındağ

Emekli öğretmen ve eğitim yazarı. 45 yıllık öğretmenlik kariyerinden sonra Türk eğitim sisteminin sorunlarına açı tutmaya devam ediyor.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş