Güçlendirilen Okullar Neden Hâlâ Boş? Sultanahmet, Cağaloğlu ve Suphipaşa'nın Yanıtsız Hesabı
Deprem gerekçesiyle boşaltılan üç tarihi İstanbul lisesi güçlendirildi; ama öğrenciler yıllardır geri dönemiyor. Bu bir ihmal mi, yoksa bilinçli bir tercih mi?
İçindekiler

Güçlendirilmiş bir kamu binası yıllarca boş kalıyorsa, bu durumu sıradan bir bürokratik aksama olarak nitelendirmek mümkün müdür? Sultanahmet, Cağaloğlu ve Suphipaşa liseleri söz konusu olduğunda bu soruyu sormaktan başka bir çıkar yol kalmıyor. 2021'de deprem riski gerekçesiyle öğrencileri taşınan bu üç köklü yapı, bugün teknik olarak güçlendirilmiş olmasına karşın kapılarını öğrencilere açmıyor. Bu tablo, kamu kaynaklarının nasıl ve kimin yararına yönetildiği sorusunu kaçınılmaz biçimde gündemin önüne taşıyor.
Boşaltma Kararı ve Süregelen Belirsizlik
2021 yılında İstanbul'un tarihi yarımadasında yer alan üç köklü eğitim kurumu, yapısal risk tespitlerinin ardından boşaltıldı. Sultanahmet Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi ve Suphipaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin öğrencileri başka binalara, başka semtlere taşındı. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede bu karar, anlaşılır bir gereklilikti; yapısal güvenlik, tartışmaya kapalı bir önceliktir.
Asıl sorun o kararın kendisinde değil. Sorun, bu kararın ardından ne yapıldığında, ya da daha doğrusu ne yapılmadığında yatıyor.
Güçlendirme çalışmaları tamamlandı. Binalar artık öğrencileri karşılayabilir durumdaydı, en azından teknik gerekçeler ortadan kalkmıştı. Ancak öğrenciler geri dönmedi. Yıllar geçti, geçici yerleşim kalıcı bir belirsizliğe dönüştü. İstanbul'un kalabalık okullarında zaten kıt olan fiziksel alan düşünüldüğünde, bu üç tarihi yapının boş ya da farklı amaçlarla kullanılıyor olması bir lüks meselesi değil, doğrudan bir eğitim politikası sorunudur.
Teknik Gerekçe Ortadan Kalktı, Açıklama Gelmiyor
Yapısal güçlendirme tamamlandıktan sonra kapalı kalmaya devam eden bir kamu binası, hesap verebilirlik ilkesi açısından mutlaka gerekçelendirilmesi gereken bir durumu temsil eder. Güçlendirme sürecini başlatan gerekçe netti: teknik bulgu ve mühendislik kararı. Peki okulları kapalı tutmaya devam eden gerekçe nedir? Bu soruya net, yazılı, kamuoyuyla paylaşılmış bir yanıt yok.
Kamu yönetiminde bu tür muğlaklıklar genellikle iki şeyden birini işaret eder: Ya karar mekanizması işlemez hale gelmiştir ve gerçek anlamda bir koordinasyon kalmamıştır; ya da bilinçli bir tercih yapılmıştır, ancak bu tercih kamuoyuna açıklanmamaktadır. Her iki senaryo da ciddi bir kurumsal sorun anlamına gelir.
Güçlendirilmiş binaların yıllarca öğrenciye açılmaması, eğer bir plan dahilinde gerçekleşiyorsa, o planın ne olduğunu öğrenmek toplumun hakkıdır. Eğer bir plan yoksa, bu durum kamu yönetiminin temel işlevlerinden birini yerine getirmediğinin somut göstergesidir.
Milli Eğitim Akademisi Devri ve Lojman İddiaları
Sultanahmet Lisesi'nin A bloğunun Milli Eğitim Akademisi'ne devredildiğine dair haberler, bu tartışmayı yeni bir boyuta taşıdı. Buna ek olarak, lojman bölümünün otele dönüştürüleceğine ilişkin iddialar da kamuoyunda geniş bir tepkiyle karşılandı. Bu iddiaların tamamı doğrulanmış ya da resmî kanallardan açıklanmış değil; dolayısıyla bu bilgileri ihtiyatla ele almak gerekiyor. Ama tam da bu ihtiyat, ayrı bir soruyu doğuruyor: Neden bu kararlar henüz şeffaf ve kamuoyuyla paylaşılır biçimde açıklanmamış?
Kurumsal öncelikler söz konusu olduğunda, bir bloğun Milli Eğitim Akademisi'ne tahsis edilmesi tek başına sorunlu değildir. Bir bakanlığın kendi birimleri arasında kaynak yönetimi yapması olağan bir idari işlemdir. Asıl mesele, bu tahsisin öğrencilerin hakkı olan bir mekânı fiilen erişilemez kılıp kılmadığıdır. Eğer güçlendirilmiş bir okul binası, öğrencilerin öğrenim göreceği yer olmaktan çıkarılıp bürokratik bir ofise ya da konaklama birimine dönüşüyorsa, kamu yararı ilkesinin nasıl yorumlandığı ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Sultanahmet Lisesi, taşıdığı isimden de anlaşılacağı üzere, İstanbul'un en köklü eğitim kurumlarından biridir. Böyle bir yapının eğitim işlevinden başka bir amaca yönlendirilmesi, salt idari bir mesele olarak değerlendirilemez. Toplumsal bellek, kurumsal kimlik ve eğitime erişim hakkı bu tartışmanın ayrılmaz parçalarıdır.
Tarihi Yapı, Kamu Yararı ve Hukuki Gerilim
Türkiye'de tarihi yapıların korunmasına ilişkin hukuki çerçeve, bu binaların hangi amaçlarla kullanılabileceğine dair ciddi sınırlamalar içerir. Öte yandan kamu mülklerinin eğitim dışı amaçlarla kullanımı, hem mevzuat hem de kamu yararı ilkesi açısından özel bir gerekçelendirme zorunluluğu doğurur.
Bir kamu binasının eğitim hizmetine tahsis edilmişken farklı bir işleve kaydırılması, hukuki açıdan mümkün olabilir. Ama bu mümkünlük, söz konusu kararın kamuoyunun denetiminden muaf tutulması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, kamu mülklerinin kullanım kararları ne kadar köklü bir dönüşüm içeriyorsa, şeffaflık ve hesap verebilirlik yükümlülüğü o kadar güçlü biçimde işlemelidir.
Etik gerilim de burada belirginleşiyor. Tarihi bir lise binasının, örneğin otel işletmeciliği gibi ticari bir amaca yönlendirilmesi, salt bir hukuki denetim sorununu aşar. Kamusal mülkün toplum yararına yönetilmesi ilkesi, yalnızca yasal mevzuatın öngördüğü sınırlarla değil, kurumların topluma karşı taşıdığı sorumluluğun daha geniş bir ahlaki çerçevesiyle de değerlendirilmelidir. Kurumsal hafıza yitirilirse, bu kararların uzun vadeli maliyetlerini hesap etmek giderek zorlaşır.
Şeffaflık Eksikliği Bir İletişim Sorunu Değil
Bu tablo, bireysel bir kararın ya da tek bir kurumun sorunu olarak ele alınamaz. Daha yapısal bir meseleyle karşı karşıyayız: kamu yönetiminde şeffaflık ve denetim mekanizmalarının gerçekten işleyip işlemediği.
Güçlendirilmiş bir okul binasının yıllarca neden öğrencilere açılmadığı, bir bloğun hangi gerekçeyle farklı bir kuruma devredildiği ve lojman iddialarının doğru olup olmadığı, kamuoyunun bilgi hakkı kapsamına doğrudan giren sorulardır. Bu sorulara yanıt almak için uzun soluklu araştırmalar, yargı kararları ya da siyasi baskı gerekmemeli. Bir demokraside bu bilgiler, kamu kurumlarının olağan işleyişi içinde öğrenilebilir olmalıdır.
Ne var ki Sultanahmet, Cağaloğlu ve Suphipaşa liselerinin durumunda kamuoyunun önünde net ve tutarlı bir açıklama yok. Resmî kanallardan yapılan açıklamalar yetersiz, gerekçeler muğlak, süreç ise yılan hikayesine dönmüş durumda. Bu tablo, şeffaflık eksikliğinin bir kaza ya da iletişim başarısızlığı olmadığını; aksine, sistematik bir denetim boşluğunun ürünü olduğunu düşündürüyor.
Denetim mekanizmaları gerçekten işlese, yani meclis komisyonları sorgulamayı sürdürse, bağımsız medya bu dosyaları takip etse ve kamuoyu baskısı kurumları hesap vermeye zorlasa, bu tablo büyük ihtimalle farklı görünürdü.
Yanıt Bekleyen Sorular
Uzun yıllar sahanın tozunu içledikten sonra şunu net biçimde söyleyebilirim: Bir okulun boş kalması, yalnız o okulun öğrencilerini değil, eğitime duyulan toplumsal güveni de zedeler. Bu nedenle hiç değilse birkaç soruyu açık bırakmak gerekiyor. Bu üç tarihi lise için hazırlanmış, kamuoyuyla paylaşılmış bir yol haritası var mı? Öğrencilerin kalıcı yerleşimine dair bir plan ya da takvim mevcut mu? Sultanahmet Lisesi'ndeki blok devri hangi yasal dayanağa ve kurumsal gerekçeye yaslanıyor? Lojman iddiaları doğruysa, bu kararı kim, hangi süreçle, kimin denetimiyle aldı?
Bu soruların yanıtları, salt bir eğitim politikası tartışmasının ötesinde anlam taşıyor. Kamu mülklerinin nasıl yönetildiği, hangi önceliklerin gerçekte belirleyici olduğu ve kurumsal şeffaflığın ne ölçüde işlediği, Türkiye'de iyi yönetişim tartışmasının özünü oluşturuyor. Sultanahmet, Cağaloğlu ve Suphipaşa liseleri, bu tartışmayı soyutluktan kurtarıp somutlaştıran, yüzleri ve sokakları olan bir örnek haline gelmiştir. Bu sorunu görmezden gelmek imkânsız; sessiz kalmak ise artık bir tercih değil, sessiz bir onay biçimine dönüşür.
Sıkça sorulanlar
Bu üç okulun 2021'de neden boşaltıldı?
Deprem riski gerekçesiyle yapısal güvenlik nedeniyle boşaltılmış, öğrenciler başka binalara taşınmıştır.
Güçlendirme çalışmaları tamamlandıktan sonra neden öğrenciler geri dönmedi?
Makale, kamuoyuyla paylaşılmış net bir gerekçe olmadığını belirtmekte, teknik engellerin kalmadığı halde okulların kapalı kalmasının açıklanmadığını vurgulamaktadır.
Sultanahmet Lisesi'nin A bloğu nereye devredildi?
A bloğunun Milli Eğitim Akademisi'ne devredildiğine dair haberler var ancak bu bilgiler resmî kanallardan doğrulanmamıştır.
Lojman bölümü hakkında ne söyleniyor?
Lojman bölümünün otele dönüştürüleceğine ilişkin iddialar kamuoyunda tepki uyandırmış, ancak bu bilgiler de resmî olarak doğrulanmamıştır.
Bu durum neden önemli bir sorun olarak ele alınıyor?
Kamu mülklerinin nasıl yönetildiği, kurumsal şeffaflığın işleyip işlemediği ve iyi yönetişime ilişkin daha geniş sorular gündeme geldiği için bu durum önemli bir semptom olarak görülmektedir.
Emekli öğretmen ve eğitim yazarı. 45 yıllık öğretmenlik kariyerinden sonra Türk eğitim sisteminin sorunlarına açı tutmaya devam ediyor.
Bu makaleyi nasıl buldun?


