İçeriğe geç
Gündem

Tutuklu Gazeteciye Tahliye Vaadiyle Dolandırıcılık: Güven Krizinin Yeni Boyutu

Mehmet Akif Ersoy'a "tahliye ve beraat" vaadiyle para talep eden dört kişi teknik takiple yakalandı. Aralarında bir avukat var.

İçindekiler
Cezaevi ofisinde turuncu elbiseli mahkum iki avukatla görüşüyor.

Bir insan, özgürlüğünü kaybettiğinde en kolay kandırılabilir hale gelir. Bu, psikolojik bir gözlem değil; mahkeme dosyalarında, cezaevi mektuplarında ve aile tanıklıklarında defalarca karşıma çıkan bir gerçek. Tutuklu gazeteci Mehmet Akif Ersoy'a yönelik organize dolandırıcılık girişimi, bu gerçeği bir kez daha, ve bu sefer olağanüstü bir ayrıntıyla gözler önüne serdi: Şüpheliler arasında bir avukat bulunuyor.

"Tahliye ve beraat" vaadiyle yüksek miktarda para talep eden dört kişi, teknik takip sonucunda suçüstü yakalandı. Olay, ilk bakışta bir dolandırıcılık vakası. Ama biraz daha yakından bakıldığında, Türkiye'deki gazeteci güvenliği sorununu ve yargı sistemine duyulan güven erozyonunu bir arada okumak mümkün.

Nasıl Çalışır Bu Düzenek?

Yargı sürecindeki kişileri hedef alan dolandırıcılık girişimlerinin ortak bir anatomisi var. Önce bir "ara adam" figürü devreye girer. Bu kişi, kendini ya doğrudan yargı çevresine yakın biri olarak tanıtır ya da böyle biri olduğunu ima eder. "Dosyanı gördüm, durum iyi değil ama çözülebilir" cümlesiyle başlayan konuşmalar, kısa sürede rakamsal taleplere dönüşür.

Mesaj nettir: Sistem kendi kendine seni kurtarmaz, ama doğru insan doğru kapıyı açarsa her şey değişir.

Bu söylemi mümkün kılan şey, yalnızca bireylerin umutsuzluğu değildir. Asıl zemin, sistemin kendisine duyulan güvensizliktir. İnsanlar yargı kararlarının öngörülemez olduğuna, ilişkilerin bazen belirleyici rol oynadığına gerçekten inanıyorsa, "kapı açabilirim" söylemi mantıklı gelir. Saçmalık olarak değil, olasılık olarak değerlendirilir. İşte tam da bu yüzden bu tür dolandırıcılık işe yarar ve hedeflerini tutuklu kişilerin aileleri arasından seçer.

Ersoy vakasında da mekanizmanın bu temel mantıkla işlediği anlaşılıyor. Talep edilen para miktarının "yüksek" olduğu belirtilmiş. Rakamı bilmiyorum, doğrulanmış bir kaynak verisi olmadan yazmam. Ama bu tür vakalarda talep büyük olur çünkü talep büyük olduğunda "işin ciddiliği" de büyük görünür. Küçük rakamlar güven vermez, büyük rakamlar inanılırlık üretir.

Gazeteciler Neden Daha Savunmasız?

Tutuklu gazeteciler, bu tür girişimler açısından yapısal olarak özgül bir kırılganlık taşıyor. Bunu teorik olarak değil, birden fazla davanın aile süreçlerini izleyerek söylüyorum.

İlk kırılganlık, dış dünyayla sınırlı iletişimdir. Tutukluluk sürecinde avukat görüşmeleri kısıtlanabiliyor, mektuplar denetleniyor, telefon görüşmeleri belli koşullara bağlanıyor. Bu koşullarda tutuklu, dava hakkında bütünlüklü bir resme sahip olamıyor. Bilgi eksikliği, başkalarının sözlerine bağımlılık yaratır.

İkinci kırılganlık, kamuoyu baskısıdır. Gazeteciler hem kendi mesleki kimliklerini korumaya çalışıyor hem de tutukluluklarını habere konu olan bir toplumsal figür olarak yaşıyor. Bu ikinci boyut, ailelerini de baskı altına alır. "Her şeyi yaptık mı?" sorusu, mantıklı kararlar almayı güçleştirir. Ve dolandırıcılar tam bu noktayı kullanır.

Üçüncü kırılganlık, hukuki süreçlerin uzamasıdır. Tutukluluk ne kadar uzarsa, "çözüm" bulmak için alternatif yollara yönelme isteği o kadar artar. Bu, bireylerin zayıflığı değil; sistematik yorgunluğun kaçınılmaz sonucudur. Kim yıllarca aile üyesinin tutukluluğunu izleyip umutsuz olmaz ki?

Gazeteciler özelinde bir diğer etken de mesleki görünürlüktür. Ersoy gibi isimlerin davaları kamuoyunda bilinir. Dolandırıcılar bu bilinirlikten de yararlanır; hem "bu davayı takip ediyorum" izlenimini kolayca üretebilirler hem de ailenin sosyal ağlarına daha kolay sızabilirler.

Avukat Şüpheli: Bu Detay Hafife Alınmamalı

Dört şüpheli arasında bir avukatın bulunması, vakayı niteliksel olarak farklı bir yere taşıyor.

Savunma avukatlığı, yapısı gereği güvene dayanır. Müvekkil, avukatına dosyasını, korkularını, sırlarını aktarır. Bu ilişki, mesleki etik kurallarıyla ve hukuki güvencelerle korunur. Bir avukat bu güveni istismar ettiğinde, yalnızca bireysel bir suç işlemiş olmaz; mesleğin bütününe yönelik güveni de zedeler.

Türkiye Barolar Birliği'nin disiplin mekanizmaları kağıtta güçlü görünür. Ama uygulamada bu mekanizmaların işletilmesi çoğu zaman tartışmalı, çoğu zaman yavaştır. Avukat şüphelinin mesleki durumuna ilişkin henüz somut bir bilgi yok. Takip edeceğim.

Asıl soru şu: Bu kişi, müvekkili üzerinden mi yoksa dışarıdan mı devreye girdi? Her iki senaryonun da ciddi etik boyutları var. Eğer tutuklu biriyle avukatlık ilişkisi içindeyse, bu ihlal katmerlidir. Eğer değilse, avukatlık kimliğini "güvenilirlik aracı" olarak kullandığı anlamına gelir; bu da ayrı bir sorun.

Bu ikinci olasılık, çok daha yaygın bir örüntüye işaret eder: Yargı çevresiyle ilişkili kişi kimliği, dolandırıcılık operasyonlarında güven üretmek için sistematik biçimde kullanılır. Avukat unvanı, bu kimlik inşasının en kolay ve en etkili araçlarından biridir.

Teknik Takip: Yöntem Doğru, Ama Soru Şu

Şüphelilerin teknik takiple yakalanması, soruşturmanın titiz yürütüldüğüne işaret ediyor. Teknik takip, bu tür organize dolandırıcılık vakalarında kritik öneme sahiptir; yalnızca mağdur ifadesine dayalı dosyalar çoğu zaman çürütülebilir.

Ama yakalanmanın kendisi bir sonuç değil, başlangıç noktasıdır.

Asıl soru şu: Kaç benzer vaka hiç kayıt altına alınmadı?

Bu soruyu sormam için geçmiş deneyimlerime bakmam yeterli. İnsanlar, güçsüz hissettiklerinde şikayetlerini kayıt altına almaz. Utanırlar, korkarlar ya da şikayetin işe yaramayacağını düşünürler. Tutuklu gazetecilerin aileleri için bu dinamik çok daha belirgindir. "Şikayet edersek ne olur?" sorusunun cevabı çoğu zaman öngörülemez.

Dahası, bu tür vakalar açığa çıktığında bile adli süreç uzun sürer. Şüphelilerin yakalanması başlangıçtır; mahkumiyet ve caydırıcı yaptırım ise bambaşka bir yolculuktur.

Güven Krizinin Gerçek Boyutu

Mehmet Akif Ersoy davası bağımsız olarak değerlendirilemez.

Türkiye, uzun süredir yüksek sayıda tutuklu gazeteciye ev sahipliği yapan ülkeler arasında gösteriliyor. Bu rakam yıldan yıla değişiyor, kimi zaman azalıyor, kimi zaman artıyor. Ama rakamların ötesinde sabit kalan bir şey var: Her tutuklu gazetecinin etrafında, yargı sürecine güvensizlikle oluşan ve dolandırıcıların beslendiği bir örüntü var.

Bu örüntü, yargı kararlarının öngörülebilir olmadığı inancıyla besleniyor. İlişkilerin, lobi gücünün, belki de paranın bazı kapıları açtığı düşüncesiyle büyüyor. Bu düşüncenin ne kadar gerçekliğe dayandığını tartışmak ayrı bir yazı konusu. Ama şunu söyleyebilirim: İnsanlar bu inancı taşıdığı sürece dolandırıcıların işi kolaylaşır.

Çözüm, yalnızca daha fazla teknik takip değildir. Yargı süreçlerinin şeffaflığı, tutuklu gazetecilere savunma hakkının eksiksiz tanınması ve avukatlık mesleğindeki etik ihlallere karşı güçlü disiplin mekanizmaları, bu örüntüyü besleyen zemini daraltır.

Bunlar söylemesi kolay, yapması zor şeyler. Biliyorum. Ama söylemeye devam etmek gerekiyor.

Ersoy'un tutukluluğu nereye gider, davası nasıl sonuçlanır, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu dolandırıcılık girişimi, o dava ne olursa olsun, Türkiye'deki güven krizinin somut ve belgeli bir anıdır. Kayıt altında kalması gerekiyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Bu dolandırıcılık düzeneği nasıl çalışıyor?

Bir 'ara adam' kendini yargı çevresiyle ilişkili kişi olarak tanıtarak mağdur kişinin dosyasını çözeceğini vaadetmiş, 'doğru insan doğru kapıyı açarsa her şey değişir' söylemiyle yüksek miktarda para talep etmektedir. Bu söylem, yargı sistemine duyulan güvensizliğin zemin hazırladığı ortamda inanılır hale gelmektedir.

Neden gazeteciler bu tür dolandırıcılıklara karşı daha savunmasızdır?

Tutuklu gazeteciler dış dünyayla sınırlı iletişime sahip, kamuoyu baskısı altında ve uzun hukuki süreçlerle yıpratılmış durumdadırlar. Bunun yanında aralarında tanınan isimler olmaları, dolandırıcıların güvenilirlik inşasını ve sosyal ağlara sızmasını kolaylaştırmaktadır.

Avukat şüphelinin bu operasyonda yer alması neden önemlidir?

Savunma avukatlığı güvene dayalı bir meslek olup, bir avukatın müvekkili üzerinden ya da avukatlık kimliğini istismar ederek dolandırıcılık yapması, mesleğin bütününe yönelik güveni zedelemektedir. Bu durum, sistematik bir etik ihlali temsil etmektedir.

Teknik takiple yakalanan dört şüphelinin tutuklanması sorunu çözmüş müdür?

Teknik takip ve yakalama başlangıç noktasıdır; asıl soru kaç benzer vakanın hiç kayıt altına alınmadığıdır. Tutuklu kişilerin aileleri şikayet etmekten çekindiğinden, çoğu vaka hiç resmileşmemektedir.

Bu sorunun çözümü için ne yapılmalıdır?

Yargı süreçlerinin şeffaflığının artırılması, tutuklu gazetecilere savunma hakkının eksiksiz tanınması ve avukatlık mesleğindeki etik ihlallere karşı güçlü disiplin mekanizmaları kurulması gerekmektedir. Bu adımlar, yargı sistemine duyulan güvensizliğin zemin hazırladığı erozyonu engelleyebilir.

Etiketler

Özenç Gül

Yazar

Özenç Gül

Hukuk doktoru ve avukat. Tüm hukuk dallarında yazan, sert ve kesin üslubuyla tanınan köşe yazarı.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Tutuklu Gazeteciye Tahliye Vaadiyle Dolandırıcılık | KROP.