İçeriğe geç
Gündem

Kişiye Özel İmar Kararı ve 25 Milyarlık Rant Sorusu

Belirli bir kişi ya da yapı için özelleştirildiği ileri sürülen imar kararı, 25 milyar liralık rant tartışmasını yeniden alevlendirdi.

İçindekiler
Şehrin hava görüntüsü. Alt tarafta düzenli yerleşim alanları, üst tarafta inşaat alanları ve gölet görülüyor.
Fotoğraf: Pavel Danilyuk · Pexels

Türkiye'de imar tartışmaları yeni değil. Ama zaman zaman öyle bir karar gün yüzüne çıkıyor ki sıradan bir idari işlem gibi sunulan şey, aslında çok daha derin bir soruyu gündeme taşıyor. Son günlerde yeniden konuşulmaya başlanan "kişiye özel imar kararı" meselesi de tam bu kategoriye giriyor. Ortada belirli bir kişi ya da yapı için özelleştirildiği ileri sürülen bir imar düzenlemesi var ve bu düzenlemenin yarattığı rantın 25 milyar lira büyüklüğünde olduğu öne sürülüyor.

Bu rakamın nasıl oluştuğunu, imar sisteminin bu tür kararları mümkün kılan yapısını ve denetim mekanizmalarının neden işlevsiz kaldığını anlamadan meseleyi doğru okumak zor.

"Kişiye Özel İmar" Ne Demek?

İmar kararları, teknik bir dil içinde sunulur. Plan değişikliği, yapılaşma koşullarının yeniden belirlenmesi, kat artışı, kullanım amacının dönüştürülmesi... Bunların hepsi idari süreçlerdir ve kural olarak kamu yararına dayanmak zorundadır. Anayasa'nın 35. maddesi mülkiyet hakkını güvence altına alırken aynı zamanda bu hakkın kamu yararına aykırı kullanılamayacağını açıkça ortaya koyar. İmar hukuku da bu ilke üzerine inşa edilmiştir, en azından kâğıt üzerinde.

"Kişiye özel imar" kavramı ise tam da bu noktada devreye giriyor. Bir imar kararının kişiye özel olduğundan söz etmek, o kararın genel bir planlama anlayışından değil, belirli bir taşınmazın ya da belirli bir aktörün lehine sonuç üretmek amacıyla şekillendirildiğini iddia etmek demek. Bu iddia, idari kararların hukuki gerekçesini sorgulamaktan çok daha ağır bir şeyi ima ediyor: Kamusal bir yetkinin özel çıkara araç edildiğini.

Türkiye'de bu tür iddiaların yargıya taşındığında zaman zaman karşılık bulduğunu biliyoruz. Danıştay, yıllar içinde pek çok imar kararını "kamu yararı taşımadığı" gerekçesiyle iptal etti. Ancak her iptal kararının uygulamada aynı hızla hayata geçirildiğini söylemek güç.

25 Milyar Lira Nereden Çıkıyor?

İmar kararlarının mülk değerleri üzerindeki etkisi tartışmasız. Bir taşınmazın yapılaşma koşulları değiştiğinde, üzerine inşa edilebilecek alan arttığında ya da kullanım amacı konuttan ticarete dönüştürüldüğünde, o taşınmazın piyasa değeri kısa sürede katlanabiliyor. Bu, dünyanın her yerinde geçerli bir ekonomik gerçek. Aradaki fark, bu değer artışının kime gittiği.

Gelişmiş ülkelerin bir kısmında "değer artış vergisi" ya da benzeri mekanizmalar aracılığıyla imar kararlarından doğan rantın bir bölümü kamuya aktarılıyor. Türkiye'de ise bu yönde sistematik bir uygulama yok. Dolayısıyla bir imar kararıyla ortaya çıkan değer artışı neredeyse tamamen taşınmaz sahibine ya da projeyi geliştiren aktöre kalıyor.

25 milyar liralık rant iddiasını bu çerçevede okumak gerekiyor. Söz konusu rakam, yapılan düzenlemeyle bir ya da birden fazla taşınmazın değerinde oluştuğu öne sürülen artışı ifade ediyor. Kaynağı kamu kararı, yararlanıcısı ise özel. Rantın tam anlamıyla tanımı bu.

Ayrıca inşaat sektörünün Türkiye ekonomisindeki ağırlığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Sektör, hem istihdamı hem de finansman ilişkilerini derinden etkiliyor. Bu büyüklük, imar kararlarını salt teknik bir mesele olmaktan çıkarıyor; siyasal ekonominin merkezine taşıyor.

Yapısal Sorun: Kamu Yararı İlkesi Neden İşlevsizleşiyor?

Türkiye'deki imar sistemi, merkezi ve yerel yönetimler arasında paylaşılmış bir yetki alanına sahip. Belediyeler plan yapma ve değiştirme konusunda önemli bir yetkiye sahip, ancak büyük ölçekli projelerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı devreye giriyor. Özellikle 2018 sonrasında merkezi yönetimin imar üzerindeki denetimi güçlendi.

Bu yapının kendi içinde yarattığı bir sorun var. Yetki ne kadar merkezi bir noktada toplanırsa, denetim o denli zorlaşıyor. Aynı yapı hem plan yapma hem de o planı denetleme işlevini üstlendiğinde, kamu yararı ilkesinin hayatta tutulması için bağımsız mekanizmalara ihtiyaç artıyor. Oysa Türkiye'de bu mekanizmaların yeterince güçlü olmadığı defalarca dile getirildi.

Şehir plancıları da bu konuda uzun süredir benzer bir tablo çiziyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bünyesindeki Şehir Plancıları Odası, yıllar içinde pek çok imar kararına itiraz etti ve bir kısmını yargıda kazandı. Ama kazanılan davaların ardından kararların ne ölçüde uygulandığı ya da aynı yapının farklı bir kılıkla geri dönüp dönmediği ayrı bir soru.

Kamu yararı ilkesinin pratikte işlevsizleşmesinin bir başka nedeni de şeffaflık eksikliği. Bir imar planı değişikliğinin gerekçe raporları, etki analizleri ve paydaş görüşleri teorik olarak kamuya açık olmak zorunda. Ama bu belgelerin gerçekte ne kadar erişilebilir olduğu, hangi kalitede hazırlandığı ve toplumsal itirazların bu süreçlere ne ölçüde yansıdığı tartışmalı.

Denetim Mekanizmaları: Kim Soruyor, Kim Yanıtlıyor?

İmar kararlarının denetimi birkaç farklı kanaldan geçiyor: yargı denetimi, meclis denetimi ve kamuoyu baskısı. Her üçünün de Türkiye özelinde ciddi sınırlılıkları var.

Yargı denetimi en görünür mekanizma. İdare mahkemeleri ve nihayetinde Danıştay, imar kararlarını iptal etme yetkisine sahip. Ancak yargılama süreleri uzun, itiraz süreçleri teknik bilgi gerektiriyor ve kararlar bazen inşaatlar çoktan tamamlandıktan sonra geliyor. Hukuki zafer geldiğinde fiili durum çoğunlukla değişmiş oluyor.

Meclis denetimi ise daha çok siyasi konjonktüre bağlı. Muhalefet partileri imar kararlarını gündeme taşıyabiliyor, soru önergeleri verilebiliyor. Ama bu mekanizmanın etkinliği büyük ölçüde kamuoyunun ilgisine ve medyanın konuyu ne kadar gündemde tuttuğuna bağlı.

Kamuoyu baskısı da son yıllarda sosyal medya aracılığıyla güçlendi. Belirli imar kararlarının kamuoyuna yansımasında vatandaş gazeteciliginin ve sosyal medya paylaşımlarının rolü yadsınamaz. Ancak kamuoyu baskısının sistematik bir denetim yerine geçemeyeceği açık.

Şeffaflık meselesine dönersek: Güncel tartışmada da temel sorun bu. Kararın kim tarafından, hangi gerekçeyle, hangi süreçten geçerek alındığı sorularına net yanıtlar bulunabilse, "kişiye özel" iddialarını sınamak çok daha kolay olurdu. Bu yanıtların bulunamaması ya da geç gelmesi, iddiayı güçlendiriyor.

Sistemik Sorun mu, Tekil İstisna mı?

Bu soruyu kendi kendine yanıtlamak zor. Ama Türkiye'de benzer nitelikteki imar tartışmalarının sıklığına bakıldığında, resmi tartışmalara yansıyan örneklerin sayısına, yargıya taşınan dava yoğunluğuna ve şehir plancılarının birikim halindeki itirazlarına bakıldığında, "tekil istisna" tezini savunmak giderek güçleşiyor.

Bir sistemde belirli bir tür sorun sürekli yeniden üretiliyorsa, bu sorunun kaynağını münferit aktörlerde değil yapının kendisinde aramak daha doğru. Türkiye'deki imar sistemi; yetki yoğunlaşması, şeffaflık eksikliği, bağımsız denetim mekanizmalarının zayıflığı ve değer artışını kamuya aktaracak araçların yokluğu gibi birbirine eklemlenen sorunlar taşıyor. Bu sorunlar devam ettiği sürece, 25 milyar liralık rant tartışmaları da devam edecek.

Hukuk devleti açısından meseleyi daha da keskin bir şekilde koymak gerekirse: Bir kararın kamu yararı taşıyıp taşımadığını bağımsız biçimde denetleyecek kurumlar yoksa ya da bu kurumlar işlevsiz hale gelmişse, hukuk salt biçimsel bir kılıfa dönüşüyor. İmar kararları da dahil her türlü kamu yetkisi, yeterli denetim olmadığında özel çıkara kolaylıkla araç edilebilir.

Gündemin yeniden bu konuya döndüğü her an, aslında aynı soruyu farklı bir örnekle soruyoruz: Kamu yararı kime göre, kim tarafından ve hangi denetimle belirleniyor? Bu soruya somut ve denetlenebilir yanıtlar üretilmediği sürece, imar meselesi Türkiye'nin kronik gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Kişiye özel imar kararı ne anlama gelmektedir?

Genel bir planlama anlayışından değil, belirli bir taşınmaz ya da aktörün lehine sonuç üretmek amacıyla şekillendirilen imar kararını ifade ediyor. Bu, kamusal yetkinin özel çıkara araç edildiği anlamına gelir.

25 milyar lira rant rakamı nasıl hesaplanmıştır?

Rant, yapılan imar düzenlemesiyle bir ya da birden fazla taşınmazın değerinde oluştuğu öne sürülen artışı ifade etmektedir. Kaynağı kamu kararı, yararlanıcısı özel aktörler olduğundan tam anlamıyla rant tanımına uygundur.

Türkiye'deki imar denetim mekanizmaları neden işlevsiz kalmaktadır?

Yargı denetimi uzun süre alırken kararlar proje tamamlandığında gelebilmektedir; meclis denetimi siyasi konjonktüre bağlıdır; kamuoyu baskısı ise sistematik olmayıp sosyal medya ilgisine bağlıdır. Şeffaflık eksikliği de sorunları ağırlaştırmaktadır.

Bu sorunlar tekil istisna mı yoksa sistemik mi?

Benzer nitelikteki imar tartışmalarının sıklığı ve Danıştay davaları yoğunluğu göz önüne alındığında, sorunun kaynağını münferit aktörlerde değil yapının kendisinde aramak daha doğru görülmektedir. Yetki yoğunlaşması, şeffaflık eksikliği ve değer artışını kamuya aktaracak araçların yokluğu yapısal sorunlardır.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın