İçeriğe geç
Ekonomi

Büyüme Düştü, Enflasyon Yükseldi: Rakamlar Ne Anlatıyor?

Hükümet 2026 büyüme tahminini yüzde 3.3'e çekerken enflasyon beklentisini yüzde 28.4'e yükseltti. Rakamlar, resmi ağızdan yapılmış önemli bir itiraftır.

İçindekiler
Sesli okuma · 6 dk0:00 / 6:00
Renkli alan grafik gösteren analiz belgesi, mavi klasör ve büyüteç ile çalışma masası.

Orta Vadeli Program her yıl açıklandığında ekonomi çevrelerinde kısa bir heyecan dalgası geçer. Rakamlar karşılaştırılır, yorumlar yazılır, birkaç gün tartışılır; sonra gündem başka bir şeye kayar. Ama bu programların asıl işlevi ne kadar ciddiye alındıklarından bağımsız olarak sürmektedir: Hükümetin ekonomiyi nereye götüreceğine dair kendi içindeki beklenti setini kamuoyuna açıklamak. Bu yüzden 2026 programındaki revizyonları küçümsemek mümkün değil. Büyüme tahmininin aşağı çekilmesi, enflasyon beklentisinin yukarı taşınması, bir hükümetin kendi öngörüsünü kendi eliyle düzeltmesi anlamına geliyor. Ve bu, nadiren fark edildiği kadar önemli bir sinyal.

Programın Ne Olduğunu Hatırlamak Gerekiyor

Orta Vadeli Program, Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda her yıl yayımlanan, üç yıllık makroekonomik çerçeveyi ortaya koyan resmi belgedir. Büyüme, enflasyon, bütçe dengesi, cari açık gibi temel göstergeler için hedefler belirlenir; bu hedefler hem kamu kurumlarının bütçe planlamasına hem de özel sektörün yatırım kararlarına referans oluşturur.

Kağıtta güzel yazıyor, her zaman böyle. Gerçekçi mi? Bu, ayrı bir soru.

Programların geçmiş sicili pek parlak değil. Büyüme tahminleri zaman zaman tutturulmuş, çoğunlukla revize edilmiştir. Enflasyon hedefleri ise neredeyse sürekli aşılmıştır. Bu gerçeği akılda tutarak 2026 programına bakmak lazım: Şu anda elimizdeki rakamlar, daha önce yayımlanan tahminlerin güncellenmesinin ürünüdür. Yani revizyon, sonuçta değil süreçte zaten gerçekleşmiş durumdadır.

Yüzde 3.3: Ne Kadar Büyüme, Ne Kadar Yavaşlama?

2026 büyüme tahmini yüzde 3.3 olarak güncellendi. Sanayi büyümesi tahmini de revize edildi. Bu rakamları okurken iki ayrı soru sormak gerekiyor: Birincisi, yüzde 3.3 büyüme Türkiye için ne ifade eder? İkincisi, önceki tahminle kıyaslandığında bu aşağı yönlü revizyon neyi anlatıyor?

Türkiye gibi gelişen bir ekonomi için yüzde 3.3 büyüme, demografik baskıyı ve işgücü piyasasına her yıl katılan yeni çalışanları karşılamaya yetmez. Kaba bir hesapla, işgücüne katılım ve nüfus artışını göz önünde tutarsak, bu rakam istihdamda net bir iyileşme değil, olsa olsa durağanlaşma anlamına gelir. Üstelik sanayi büyümesinin de aşağı revize edilmiş olması, büyümenin kalitesiyle ilgili ciddi bir soru işareti bırakıyor ortada.

Sanayi büyümesi önemlidir, çünkü o, istihdamı en doğrudan etkileyen sektördür. Hizmet sektörü büyürken sanayi büyümesi zayıf kalıyorsa, bu büyümenin fabrika işçisine, metal ustasına, tekstil çalışanına yansıması sınırlı demektir. Konuyu bilgi ekonomisi veya turizm gibi sektörler üzerinden tartışmak mümkün, ama Türkiye'nin üretim tabanında çalışan milyonlarca kişi için bu tartışmaların pek anlamı yoktur. Onlar sanayinin ne yaptığına bakarlar.

Aşağı yönlü revizyon ise başlı başına bir mesajdır. Hükümet, kendi koyduğu hedefe kendi ulaşamayacağını öngörerek rakamı geri çekmiştir. Bu, dış koşulların zorlaştığına, iç talep baskısının öngörüldüğü gibi çalışmadığına ya da her ikisine birden işaret edebilir. Neden olduğunu kesin biçimde söylemek için programın tam metnine ve eşlik eden tablolara bakmak gerekir; ama niteliğin böyle bir revizyon olduğu açıktır.

Yüzde 28.4 Enflasyon: İşçi İçin Ne Demek?

Yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28.4'e çıktı. Bu sayıyı bir ekonomi yazısında okuyorsunuz; ama asıl okunması gereken yer, aylık sabit gelirle geçinen milyonlarca hanenin bütçesidir.

Enflasyon yüzde 28.4 ise ve ücret artışları bu rakamın gerisinde kalıyorsa, yani reel ücretler düşüyorsa, işçi kağıt üzerinde daha fazla para kazanırken gerçekte daha az alım gücüne sahip demektir. Bu hesap çok basit, ama pratikte son derece ağırdır.

Fabrikada çalışan bir asgari ücretliyi düşünün. Kira, fatura, gıda harcamaları yüzde yirmiyi aşan oranda artmışken, toplu iş sözleşmesi o artışı tam karşılamıyorsa, fark kişinin tasarrufundan veya sağlığından çıkıyor demektir. Bunu teoride değil, sahada görüyorum. İşçiler öğle yemeğini kısıyor, sağlık kontrollerini erteliyor, ikinci bir iş arıyor. Bunların hepsi verimsizleşen, yorulan, uzun vadede işçi sağlığını bozan davranışlardır.

Üstelik yüzde 28.4, bir hedef değil, bir beklenti olarak açıklanmıştır. Yani hükümet bu oranın altına inmeyi değil, bu oranın civarında kalmayı öngörüyor. Geçmiş programların sicilini hatırlarsak, fiili enflasyonun beklentinin üzerinde seyretme ihtimali de göz ardı edilemez.

Dar gelirli kesimler için bu ek bir risk anlamına geliyor. Çünkü düşük gelirli hanelerin harcama sepeti, genel enflasyon sepetinden farklı biçimde etkilenir. Gıda, kira ve ulaşım, bu hanelerde orantısız büyük bir yer tutar; bu kalemlerin enflasyonu ortalama enflasyonun üzerinde seyredebilir. Yani yüzde 28.4 rakamı, gerçek hayat deneyimi açısından daha yukarıya işaret edebilir.

Aynı Anda İki Olumsuz Yön: Stagflasyon Sorunu

Düşük büyüme ve yüksek enflasyonun aynı anda gerçekleşmesini tanımlamak için iktisat literatüründe "stagflasyon" kavramı kullanılır. Kavramın 1970'lerde Batı ekonomilerinde yaşanan petrol krizleri sırasında popülerleştiği bilinir. Türkiye gibi bir ekonomi için bu terimin pratikte ne anlama geldiğini somutlaştırmak daha yararlıdır.

Büyüme yavaşladığında gelir artışları sınırlanır, istihdam yavaşlar, yatırım iştahı azalır. Enflasyon yüksek seyrettiğinde satın alma gücü erimekte, yaşam maliyeti artmaktadır. Bu iki koşul ayrı ayrı zor yönetilebilirdir; birlikte ortaya çıktığında klasik para politikası araçları yetmez hale gelir. Faiz artırımı enflasyonu frenleyebilir ama büyümeyi daha da baskı altına alır. Büyümeyi destekleyici gevşek para politikası ise enflasyonu besler. Ortada dar bir koridor vardır ve bu koridoru yönetmek son derece güçtür.

2026 programının işaret ettiği tablo, tam da bu sıkışmış koridoru tarif ediyor. Hükümet, büyümeden taviz verirken enflasyonu tam baskılayamadığını öngörüyor. Bu öngörü kendi içinde bile çelişkili bir denge içeriyor; uygulamada bu dengeyi tutturmak çok daha zor olacaktır.

İşçi cephesinden bakıldığında bu tablo özellikle kaygı vericidir. Çünkü stagflasyon dönemlerinde en hızlı eriyenler sabit gelirli kesimlerdir. Büyük sermaye, varlıklarını koruyacak mekanizmalara sahiptir; ama aylık ücretle geçinen işçinin böyle tampon alanları yoktur.

Rakamların Gerçekçiliği: Dikkatli Olmak Şart

Şimdi asıl soruya gelelim: Bu tahminlere ne kadar güvenmek gerekir?

Orta vadeli programların geçmişte yayımlanan versiyonlarına bakıldığında, yıl içinde ve sonrasında revize edilme oranının yüksek olduğu görülür. Bu, programların kötü hazırlandığı anlamına gelmez; ekonomik koşullar değişir, dış şoklar gelir, politik öncelikler kayar. Tahmin, tanımı gereği belirsizlik içerir.

Ama Türkiye'nin son yıllardaki ekonomik volatilitesi göz önüne alındığında, bu belirsizlik bandı normalden çok daha geniştir. Kurdaki hareketler, küresel ticaret koşulları, bölgesel jeopolitik gelişmeler: bunların hepsi programın varsayımlarını hızla geçersiz kılabilir.

Okuyucuya pratik bir uyarı yapmak istiyorum: Yüzde 3.3 büyüme veya yüzde 28.4 enflasyon rakamlarını sabit birer gerçek olarak değil, en iyi ihtimalle resmi bir beklenti olarak okuyun. Bu rakamlar, hükümetin bugünkü bilgisiyle çizdiği senaryodur. Yarın koşullar değişirse rakamlar da değişir. Geçmişte defalarca böyle olmuştur.

Bunu söylemek, programı küçümsemek için değil. Tam tersine, rakamları doğru bir bağlamda değerlendirmek için söylüyorum. Çünkü bu beklentiler üzerine kira sözleşmesi imzalanıyor, toplu iş sözleşmesi müzakere ediliyor, yatırım kararı alınıyor. Rakamların ne kadar sağlam zemine oturduğunu bilmek, karar alıcılar için hayati önem taşıyor.

Rakamlar açıklandı. Şimdi bu rakamların arkasında kimin ne kadar yer alacağı meselesi başlıyor. Ve bu, teknik bir tartışmadan ziyade bir güç meselesidir.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Yüzde 3.3 büyüme Türkiye için neden yeterli değil?

Türkiye'nin demografik yapısı ve her yıl işgücüne katılan yeni çalışanlar göz önünde tutulduğunda, yüzde 3.3 büyüme bu basıyı karşılamaya yetmez ve istihdamda net iyileşme yerine durağanlaşma yaşanır.

Sanayi büyümesinin aşağı revize edilmesi neden önemli?

Sanayi, istihdamı en doğrudan etkileyen sektördür; sanayi büyümesi zayıf kalırsa, ekonomide hizmet sektörü büyüse bile fabrika işçileri ve üretim çalışanlarının gelir artışı sınırlı kalır.

Stagflasyon nedir ve Türkiye'yi neden kaygılandırıyor?

Düşük büyüme ve yüksek enflasyonun eş zamanlı yaşanmasıdır. Bu ortamda para politikası araçları çelişkili hale gelir ve en çok sabit gelirli işçi kesimi zarar görür çünkü varlıklarını koruyacak mekanizmaları yoktur.

Yüzde 28.4 enflasyon beklentisine güvenilmeli mi?

Bu rakam hükümetin bugünkü bilgisiyle çizdiği bir senaryodur; geçmiş sicile bakıldığında fiili enflasyon bu tahminlerin üzerinde seyretmiştir ve dış şoklar rakamları hızla değiştirebilir.

İşçiler toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde bu programı nasıl kullanmalı?

Enflasyon beklentisini taban değil tavan olarak görüp, fiili enflasyonun bu rakamı aşabileceğini ve harcama sepetinin ortalamadan farklı etkilenebileceğini dikkate alarak müzakere pozisyonu oluşturmalıdırlar.

Etiketler

Murat Keskin

Yazar

Murat Keskin

İktisat profesörü, ekonomi yazarı. Makro ve mikro ekonomi, kamu maliyesi, uluslararası ticaret alanlarında derin bilgiye sahip.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın