İçeriğe geç
Gündem

Belediye Başkanından Gazeteciye: "Seni Soyundurup Caddeye Atarım"

Erzurum'da gazeteci Murathan Coşkun, köşe yazısının ardından Aziziye Belediye Başkanı'ndan şiddet tehdidi aldığını iddia etti; suç duyurusunda bulundu.

İçindekiler
Silüet halinde kişi, yanmakta olan gazetenin tutuluyor ve okuyor.

Erzurum'da bir gazeteci, yazdığı köşe yazısının ardından Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar'dan ağır tehdit aldığını iddia etti. Gazeteci Murathan Coşkun'un aktardığına göre Akpunar, kendisine telefonda "Seni soyundurup caddeye atarım" dedi. Coşkun, bu iddiayı kamuoyuyla paylaştı ve suç duyurusunda bulundu. Belediye Başkanı ise şimdilik bu iddiaları yanıtlamamış durumda.

Olayın yüzeyine bakıldığında yerel bir gerginlik gibi görünebilir. Ama biraz daha dikkatli bakıldığında, buradaki sorunun çok daha katmanlı olduğu anlaşılıyor.

Söylenen sözün ağırlığı

"Soyundurup caddeye atarım" cümlesi, sıradan bir sinirlenme çıkışı değil. Bunun birkaç farklı boyutu var.

Birincisi, tehdidin kendisi. Türk Ceza Kanunu kapsamında tehdit suçu, kişiyi ciddi bir zarara uğratacağının bildirilmesiyle oluşur. Coşkun'un aktardığı sözler, bu eşiği rahatlıkla aşar nitelikte. Fiziksel şiddet ima eden, aynı zamanda kişilik haklarına saldırı içeren bir söylemdir bu.

İkincisi, söyleyen kişinin kimliği. Bunu bir sokaktaki kavgada söylenmiş bir söz olarak değerlendirmek mümkün değil. Bir belediye başkanı, seçilmiş bir kamu görevlisi, halkın iradesini temsil etmek üzere göreve gelmiş biri, bir gazeteciye bu cümleyi kuruyorsa ortada ciddi bir sorun var. Çünkü bu yalnızca bireysel bir öfke patlaması değil; yetkinin nasıl kullanıldığına dair bir işaret.

Üçüncüsü, tetikleyici neden: bir köşe yazısı. Yani eleştiri. Basın özgürlüğünün tam da korumayı amaçladığı şey.

Seçilmiş yetkilinin dili üzerine

Türkiye'de belediye başkanları son yıllarda hem yetki hem de görünürlük açısından oldukça güçlü bir konuma geldi. Yerel yönetim reformları, belediye başkanlığı makamını kamuoyunda hatırı sayılır bir ağırlığa taşıdı. Bu da beraberinde bir soruyu getiriyor: Güç arttıkça hesap verebilirlik de artıyor mu?

Bu soruya verilen cevap, her zaman "evet" olmuyor.

Gazetecilere yönelik baskı, fiziksel şiddet ya da tehdidin yalnızca merkezi iktidar çevrelerinden gelmediği biliniyor. Yerel siyasetçilerin de bu tablonun içinde yer aldığı, haberdar olunmayan pek çok vakadan zaman zaman yüzeye çıkan birkaç örnekten anlaşılıyor. Erzurum'daki bu iddia, o tablonun yeni bir yansıması.

Aslında burada daha derin bir normalleşme meselesinden söz etmek gerekiyor. Eğer bir belediye başkanı, kendisini eleştiren bir gazeteciye böyle bir dil kulanabileceğini düşünüyorsa, bu o kişinin zihninde ciddi bir sınır ihlalinin normal kabul edildiğine işaret eder. Ve bu tür bir normalleşme, tek bir kişinin karakteriyle açıklanamayacak kadar yapısal bir sorundur.

Türkiye'de basın özgürlüğü tablosu

Türkiye, küresel basın özgürlüğü endekslerinde yıllardır alt sıralarda yer alıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler'in her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, son dönemde 180 ülke arasında 150'nin oldukça gerisine düşmüş durumda. Bu sıralama yalnızca tutuklu gazeteci sayısını değil; habercilere yönelik hukuki baskıyı, öz sansür eğilimini ve medya sahipliği yapısını da kapsayan çok boyutlu bir değerlendirmenin çıktısı.

Bu tablo içinde Erzurum'daki olay, izole bir örnek değil. Benzer nitelikte şikayetler zaman zaman farklı illerden de geliyor: Yerel bir gazeteciyi taciz eden belediye yetkilileri, haberi beğenilmeyen muhabirlere açılan davalar, basın kartı iptal talepleri. Bunların bir kısmı hukuki sürece taşınıyor, büyük çoğunluğu ise kamuoyunun radarına bile girmiyor.

Murathan Coşkun'un bu vakayı kamuoyuna açık biçimde paylaşması ve suç duyurusunda bulunması, en azından meselenin görünür kalmasını sağlıyor. Bu, küçümsenecek bir adım değil.

Suç duyurusunun anlamı

Coşkun'un yaptığı suç duyurusu, hukuki açıdan ne anlam taşıyor?

Birincisi, iddianın kayıt altına alınmasını sağlıyor. Bu tür vakalarda en büyük risk, olayın "geçip gitmesi" ve hesabın sorulmamasıdır. Suç duyurusu, en azından yargı mekanizmasını harekete geçirme girişimidir.

İkincisi, emsal değeri taşıma potansiyeli var. Eğer yargı süreci işler ve bir karar çıkarsa, bu karar ilerleyen dönemde benzer durumlarda gazetecilere başvuracakları bir referans noktası oluşturabilir. Tam tersi de geçerli: Dava sonuçsuz kalırsa, bu da başka bir mesaj verir.

Üçüncüsü ve belki de en kritik olanı, kamuoyu baskısının sürdürülmesi. Hukuki süreçler uzun soluklu olabilir, ilerlemesi takip gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte olayın gündemde tutulması, hem yerel hem de ulusal basın özgürlüğü örgütlerinin konuyu izlemesi belirleyici olacak.

Şu an itibarıyla Belediye Başkanı Akpunar'ın herhangi bir açıklama yapmadığı görülüyor. Bu sessizlik de bir tercih elbette. Ama suç duyurusuyla birlikte artık resmi bir süreç başlamış durumda; savcılığın dosyayı nasıl değerlendireceği, sürecin seyrini belirleyecek.

Eleştiri hakkı ve yetki sınırı

Gazeteciliğin işlevi, yalnızca olumlu haberleri aktarmak değil. Bir köşe yazısı, bir belediye başkanının politikalarını sert bir dille eleştirebilir; bunu yapma hakkı hem anayasal hem de mesleki güvence altındadır. Eleştirilen kişinin buna tepki göstermesi anlaşılabilir; hatta beklenir. Ama bu tepkinin biçimi, sert bir açıklama yapmak, kamuoyunda cevap vermek ya da basın toplantısı düzenlemek olabilir.

"Soyundurup caddeye atarım" cümlesi, bu seçenekler arasında yer almaz.

Bir seçilmiş yetkilinin kullanabileceği tepki araçları bellidir ve bunların tamamı demokratik, hukuki çerçeve içinde kalır ya da kalması gerekir. Bu çerçevenin dışına çıkıldığı an, artık bireysel bir öfkeden değil; yetkinin kötüye kullanılmasından söz ediliyor demektir.

Türkiye'de basın özgürlüğüne ilişkin tartışmalar çoğunlukla merkezi siyaset ekseninde yürütülüyor. Erzurum gibi bir örnek, bu tartışmanın yerel ayağını hatırlatması bakımından önemli. Çünkü gazetecilerin maruz kaldığı baskı, yalnızca Ankara veya İstanbul'da yaşanmıyor. Taşrada, yerel iktidar odaklarının gölgesinde çalışan gazeteciler için tablo çoğu zaman daha kırılgan.

Coşkun'un davası ilerledikçe ne olacağını göreceğiz. Ama şunu şimdiden söylemek mümkün: Bu türden iddiaların üstü örtülmeden, kamuoyunun önünde tartışılıyor olması, en azından hesap sorma refleksinin canlı kaldığını gösteriyor. Bu refleksin canlı kalması için de hem yargının hem de meslek örgütlerinin süreci takip etmesi gerekiyor.

Tehdit edilen sadece bir gazeteci değil. Eleştiri hakkının kendisi.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Belediye başkanının sözleri hukuki açıdan ne ifade eder?

'Soyundurup caddeye atarım' cümlesi, Türk Ceza Kanunu kapsamında fiziksel şiddet ima eden ve kişilik haklarına saldırı içeren bir tehdit suçuna karşılık gelir. Bunun söyleyeni özel biri olmasa bile, söyleyen kişinin seçilmiş bir kamu görevlisi olması durumunu daha ağır hale getirir.

Gazetecinin suç duyurusu ne anlama geliyor?

Suç duyurusu, iddianın kayıt altına alınmasını, yargı mekanizmasının harekete geçmesini sağlar ve aynı zamanda emsal değeri taşıyabilecek bir karar çıkma potansiyeli oluşturur. Olayın 'geçip gitmesinin' önüne geçer.

Neden sadece Erzurum'daki bir olaydan ibaret değil?

Benzer şikayetler ülkenin farklı yerlerinden gelmekte, gazetecilere yönelik yerel yönetici baskısı, hukuki davalar ve basın kartı iptal talepleri yaygın bir sorun haline gelmiştir. Bu olay, Türkiye'de basın özgürlüğünün yerel ayağındaki sorunları göstermektedir.

Seçilmiş yetkilinin tepki göstermesi tamamen yanlış mı?

Eleştiriye tepki göstermesi anlaşılabilir ve beklenen bir durumdur. Ancak bu tepkinin sert açıklamalar, kamuoyunda cevap ya da basın toplantısı gibi demokratik araçlarla sınırlı kalması gerekir. Tehdit ve şiddet ima etmek, demokratik çerçevenin dışındadır.

Türkiye'nin basın özgürlüğü endeksindeki yeri nedir?

Sınır Tanımayan Gazeteciler'in endeksine göre Türkiye, 180 ülke arasında 150'nin oldukça gerisinde konumlanmıştır. Bu sıralama tutuklu gazeteci sayısının yanı sıra hukuki baskı, öz sansür ve medya sahipliği yapısını da kapsar.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Basın Özgürlüğü İhlali: Belediye Başkanının Tehdidi | KROP.