İçeriğe geç

İstanbul Maratonu: Anadolu'dan Avrupa'ya koşmak

İstanbul'da her gün binlerce insanın trafikle geçtiği iki kıta, on binlerce kişinin adımlarıyla birleşti. 143 ülkeden katılımcıyı buluşturan 48. İstanbul Maratonu 1 Kasım'da gerçekleşti.

İçindekiler
Kadın koşucu, şehir manzaralı asma köprüde koşarken, arka planda diğer katılımcılar görülüyor.

İstanbul'da bir kıtadan diğerine geçmek, çoğumuz için günlük hayatın en sıradan meselelerinden biri. Sabah Anadolu Yakası'nda kahvaltı yapıp öğleden sonra Avrupa Yakası'nda bir toplantıya yetişebiliyoruz. Bazen vapurla, bazen metroyla, çoğu zaman da bitmek bilmeyen bir trafikle... Hatta İstanbul'da yaşayanlar için kıta değiştirmek, dünyanın geri kalanında ülke değiştirmekten daha yorucu olabiliyor.

Ama 1 Kasım'da İstanbul'da çok ilginç bir şey oldu.

İnsanlar Asya'dan Avrupa'ya kendi ayaklarıyla geçti. Üstelik bazıları bunun karşılığında para da kazandı.

1 Kasım Pazar günü düzenlenen Türkiye İş Bankası 48. İstanbul Maratonu, dünyanın kıtalar arasında koşulan tek maratonu olma özelliğini bir kez daha hatırlattı. Dünyanın herhangi bir yerinde maraton koşabilirsiniz ama bir kıtada başlayıp diğerinde devam eden bir maraton deneyimini yalnızca İstanbul'da yaşayabilirsiniz.

Bence bu, üzerinde yeterince düşünmediğimiz büyük bir ayrıcalık.

Çünkü bizim her gün üzerinden geçtiğimiz, trafiğinde saatler harcadığımız 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, dün dünyanın dört bir yanından gelen binlerce insan için unutamayacakları bir anının başlangıç noktası oldu.

143 ülkeden 45 bin 679 kayıt

Bu yıl maratona tam 143 ülkeden 45 bin 679 kişi kayıt yaptırdı.

Bir düşünün. Dünyanın farklı coğrafyalarında büyümüş, farklı dilleri konuşan, farklı hayatlar yaşayan on binlerce insan, aynı gün aynı köprüden geçmek için İstanbul'da buluştu.

Kimisi profesyonel atlet, kimisi aylardır bu yarışa hazırlanıyordu. Kimisi kendi rekorunu kırmak, kimisi yalnızca Boğaz'ın üzerinde yürüyebilmek istiyordu.

Kayıt yaptıranların 8 bin 427'si 42 kilometrelik ana maratonu, 14 bin 781'i 15,5 kilometrelik yarışı, 17 bin 471'i kurumsal koşuyu, 5 bini ise halk koşusunu tercih etmişti.

Organizasyon beş kategoride gerçekleştirildi: Maraton, 15,5 kilometre yarışı, kurumsal koşu, halk koşusu ve tekerlekli sandalye yarışı.

Üstelik 42 kilometrelik ana yarışa katılım geçen yıla göre yüzde 41 arttı. Bu da koşmanın yalnızca profesyonel sporcular için değil, giderek daha fazla insan için kişisel bir hedefe dönüştüğünü gösteriyor.

İki kıta arasında 55 bin dolarlık koşu!

Gelelim işin belki de en cazip kısmına.

Dünyanın en güzel manzaralarından birine karşı koşuyorsunuz, iki kıta arasında geçiş yapıyorsunuz, tarihî yarımadadan geçiyorsunuz ve bütün bunların sonunda bir de 55 bin dolar kazanıyorsunuz.

Kenyalı atlet Philimon Kiptoo Kipchumba tam olarak bunu yaptı.

42 kilometre 195 metrelik parkuru 2 saat 8 dakika 44 saniyede tamamlayarak erkeklerde şampiyon oldu. Üstelik yalnızca yarışı kazanmakla kalmadı, İstanbul Maratonu'nun yedi yıllık parkur rekorunu da kırdı.

Önceki rekor, 2019 yılında 2 saat 9 dakika 44 saniyelik derecesiyle yine Kenyalı Daniel Kibet'e aitti. Kipchumba bu süreyi tam bir dakika geliştirdi.

Böylece 50 bin dolarlık birincilik ödülünün üzerine 5 bin dolarlık rekor primini de ekledi.

Kadınlarda ise Etiyopyalı Kasanesh Ayenew Baze, 2 saat 24 dakika 40 saniyelik derecesiyle şampiyon oldu ve 50 bin dolarlık ödülün sahibi oldu. Kadınlar kategorisinde ilk üç sırayı Etiyopyalı atletler paylaştı.

Erkeklerde milli atlet Hüseyin Can, 2 saat 17 dakika 53 saniyelik derecesiyle yarışı 11. sırada tamamladı.

Kadın ve erkeklerde ilk sekize giren atletlere toplam 190 bin dolar, yerli sporcularda ilk beşe girenlere ise toplam 500 bin lira para ödülü verildi. Organizasyonun bütün kategorilerindeki ödüller toplandığında yaklaşık 12 milyon liralık bir tutara ulaşıldı.

Tabii burada küçük bir ayrıntıyı atlamayalım. Bu sporcuların kazandığı para, yalnızca bir pazar sabahı koşmanın karşılığı değil. Yıllarca süren antrenmanların, disiplinin, sakatlıklarla mücadelenin ve binlerce kilometrelik hazırlığın karşılığı.

Ama yine de insan düşünmeden edemiyor: Biz işe yetişmek için kıta değiştirirken, birileri kıta değiştirerek 55 bin dolar kazanıyor.

İstanbul'un fırsat eşitliği konusunda kendine özgü bir mizah anlayışı var.

Bir günlüğüne otomobillerin değil, insanların köprüsü

İstanbul Maratonu'nun bence en güzel taraflarından biri, normalde otomobillere ait olan bir alanın yılda bir günlüğüne insanlara bırakılması.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde yürümek, durup Boğaz'ı seyretmek, fotoğraf çektirmek ve şehrin iki yakasını birbirine bağlayan o devasa yapıyı kendi adımlarınızla geçmek...

Bunlar sıradan bir İstanbul gününde yapabileceğiniz şeyler değil.

Üstelik köprüden geçerken yalnızca bir manzarayı izlemiyorsunuz. Bir tarafta Karadeniz'e uzanan Boğaz, diğer tarafta Marmara Denizi, iki yakanızda İstanbul'un birbirinden farklı siluetleri...

Normalde birkaç dakikada geçip gittiğimiz bir yol, bu kez başlı başına bir deneyime dönüştü.

Ana maratonun güzergâhı da İstanbul'un âdeta açık hava müzesi olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Anadolu Yakası'ndan başlayan sporcular, köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sahil yolunu takip ederek Galata Köprüsü'ne ulaştı. Oradan Sirkeci ve Kennedy Caddesi üzerinden ilerleyip sahil yolunda dönüş yaptıktan sonra Sultanahmet Meydanı'nda finiş çizgisini geçti.

15,5 kilometrelik yarış Yenikapı'da, halk ve kurumsal koşular ise Dolmabahçe'de sona erdi.

Bir başka deyişle, İstanbul'un en özel noktaları bir günlüğüne dev bir spor parkuruna dönüştü.

Herkesin kazandığı şey aynı değildi

Maraton denince aklımıza genellikle finiş çizgisini ilk geçen kişi geliyor. Oysa böyle organizasyonlarda herkesin kazanmak istediği şey aynı değil.

Profesyonel atlet için birkaç saniye, kariyerinin en önemli başarısı anlamına gelebiliyor.

İlk maratonunu tamamlayan biri için 42 kilometreyi bitirmek, hayatı boyunca anlatacağı bir başarıya dönüşebiliyor.

Halk koşusuna katılan biri içinse belki de tek hedef, Boğaz Köprüsü'nün üzerinde bir kez olsun yürümekti.

Üstelik bu organizasyonun başka bir boyutu daha vardı. Binlerce katılımcı, sivil toplum kuruluşları için bağış toplamak amacıyla koştu. Böylece atılan adımlar yalnızca kişisel hedeflere değil, toplumsal dayanışmaya da hizmet etti.

Kiminin hedefi madalya, kiminin bağış toplamak, kimininki ise yıllardır ertelediği bir hayalini gerçekleştirmekti.

Ve hepsi aynı köprüden geçti.

İstanbul'un en güzel trafik bahanesi

Elbette bütün bunların İstanbul'da yaşayanlar için bir bedeli de vardı: Kapalı yollar.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve maraton güzergâhındaki yollar, organizasyon nedeniyle saatlerce araç trafiğine kapatıldı.

İstanbul'da yolların kapanması genellikle pek hoş karşılanmaz. Fakat bu kez kapanan yolların üzerinde binlerce insan koşuyor, yürüyor, fotoğraf çektiriyor ve belki de hayatının en unutulmaz pazar günlerinden birini yaşıyordu.

Kabul edelim, bu şehirde yolların kapanması için bundan daha güzel çok az sebep olabilir.

Çünkü İstanbul Maratonu yalnızca bir spor organizasyonu değil. Her gün yaşadığımız ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir coğrafi ayrıcalığın kutlaması.

Dünyada milyonlarca insan bir kıtadan diğerine geçebilmek için uçak bileti alıyor. İstanbul'da ise yılda bir gün, insanlar bunu koşarak, hatta yürüyerek yapabiliyor.

Bazıları bu yolculuğun sonunda 55 bin dolar kazandı. Bazıları madalyayla döndü. Bazılarıysa yalnızca telefonunda saklayacağı bir fotoğrafla.

Ama hepsinin anlatacak ortak bir hikâyesi var:

Bir pazar sabahı Asya'da başladım, Avrupa'da bitirdim.

Bence bu bile başlı başına bir ödül.

Kaynakça:

  • Anadolu Ajansı

Kaynak

Bu yazı Anadolu Ajansı (AA) haberinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Etiketler

Pelin Olgun

Yazar

Pelin Olgun
Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş