Selin Geride Bıraktığı Tehlike: Kirli Su Hastalıkları Kapıda Beklemeye Başladı
İstanbul selinin görünür hasarı geride kalırken asıl tehlike şimdi başlıyor: kirli suyun tetiklediği bulaşıcı hastalıklar ve en kırılgan kesimlerin artan riski.
İçindekiler

Sel baskınının ardından kameralar çekilir, hasar tespit ekipleri gelir, enkaz kaldırılır ve bir süre sonra hayat yüzeysel olarak normale döner gibi görünür. Oysa gerçek tehlike tam da bu noktada, görünmez biçimde devreye girer. Kirli su, kanalizasyon taşkınları ve çamurla yoğrulmuş kentsel zemin, binlerce mikroorganizma için son derece elverişli bir üreme ortamı oluşturur. İstanbul ve çevre illerini etkileyen son sel felaketinin ardından sağlık kuruluşlarının peş peşe uyarı yayımlaması, tam da bu nedenle şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, bu uyarıların her seferinde yeterince ciddiye alınmaması.
Sel Suyu Sıradan Su Değildir
Doğal afetleri inceleyen epidemiyoloji literatüründe (nüfuslar arasında hastalık dağılımını araştıran bilim dalı) sel sonrası dönem, "ikincil sağlık krizi" olarak ayrı bir kategori altında ele alınır. Bunun iyi bir nedeni var: taşan sular yalnızca evi, arabayı ya da sokağı götürmez. Kanalizasyon sistemlerini, kimyasal atıkları, hayvan leşlerini ve toprağa karışmış çeşitli patojen kaynaklarını (hastalık yapıcı mikroorganizmaları) da beraberinde taşır ve bir araya getirir.
Bu karışıma maruz kalan kişiler, farkında olarak ya da olmayarak çok sayıda bulaşıcı hastalık etkeniyle temas etmiş olur. Kolera, tifo, hepatit A, gastroenterit (bağırsak iltihabı), leptopirozis (kirli su ve hayvan idrarı temasıyla geçen bakteriyel hastalık) ve çeşitli deri enfeksiyonları, sel sonrası dönemde en sık gündeme gelen tablolar arasındadır. Bazıları günler içinde belirti verir, bazıları ise haftalar sonra ortaya çıkar ve tam da bu gecikme, kaynakla bağlantıyı kurmayı zorlaştırır.
Selden etkilenen bölgelerde oturanların büyük çoğunluğu "suya pek dokunmadım" diyebilir. Ne var ki kirli suyun bıraktığı iz yüzeylerde kalır: kapı kolları, zemin, sofra eşyaları, çamaşırlar. El yıkama alışkanlığı ne denli sağlam olursa olsun, fark edilmeden temas edilen bu yüzeyler bir bulaşma zinciri kurmaya yeter.
Güvenli Su Artık Bir Tercih Değil
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Emrah Kırımlı, sel baskınlarının ardından kamuoyuyla paylaştığı değerlendirmede güvenli su kullanımının bu dönemde hayati önem taşıdığını vurguladı. Bu vurgu, kulağa sıradan gelse de aslında son derece yerinde bir öncelik sıralaması içeriyor. Çünkü sel felaketinin sağlık etkileri söz konusu olduğunda, içme suyunun güvenliği meselesini bireysel bir tercih ya da kişisel tedbir olarak konumlandırmak yanlış olur. Bu, bir kamu hizmeti meselesidir.
Şebeke sularına selen karışıp karışmadığı, yerel dağıtım hatlarının bütünlüğünün bozulup bozulmadığı, depoların kirlilik riski taşıyıp taşımadığı gibi sorular, devletin ilgili kurumlarının şeffaf biçimde yanıtlaması gereken sorulardır. Vatandaş "kaynatarak içeyim mi, içmeyeyim mi" diye duraklamak zorunda bırakılmamalıdır. Bunca zamandır bir sağlık okuru olarak öğrendim ki, afet dönemlerinde bilgi boşluğu kaygıyı besler, kaygı da zaman zaman yanlış davranışları.
Gıda güvenliği de su kadar kritik. Selin temas ettiği ya da selden etkilenen depolarda tutulan her türlü besin maddesi, tüketilmeden önce ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Dışarıdan sağlam görünen bir konserve kutusu bile, eğer taşkın suyuyla temas etmişse potansiyel bir risk taşır. Bu konuda alınacak en güvenli karar, şüphelenilen gıdayı tüketmemektir.
En Kırılgan Kesim: Yaşlılar ve Kronik Hastalar
Kırımlı'nın bir diğer kritik vurgusu, selden etkilenen bölgelerdeki yaşlıların, kronik hastalığı olanların ve bakım ihtiyacı bulunan bireylerin sağlık hizmetlerine erişiminin özellikle güvence altına alınması gerektiğiydi. Bu grubun neden ayrıca ele alındığını anlamak için biraz durmak gerekiyor.
Bağışıklık sistemi yaşla birlikte zayıflar. Diyabetli bir bireyin deri enfeksiyonlarıyla mücadelesi hem daha ağır seyreder hem de daha uzun sürer. Kalp yetmezliği olan biri, kirli suyun yol açtığı ishalle birlikte gelen dehidrasyona (vücudun sıvı kaybı) karşı çok daha kırılgandır. Böbrek hastalarının belirli patojenleri temizleme kapasitesi sınırlıdır. Kısacası, temel bağışıklık rezervleri zaten baskı altında olan her birey, bu süreçte katmerlenmiş bir riskle yüz yüzedir.
Dahası, bu kişilerin ilaçlarına, düzenli kontrol randevularına ve bazı durumlarda günlük bakım hizmetlerine erişimi sel sonrası kaotik ortamda ciddi biçimde sekteye uğrayabilir. Afet ortamında su basmış bir apartmanda mahsur kalan 75 yaşında bir hipertansiyon hastasının üç günlük ilaç kesintisi, o baskının yarattığından çok daha büyük bir sağlık krizine zemin hazırlayabilir. Bireysel bir örnek gibi görünse de, kitlesel afetlerde bu tablo binlerce kez aynı anda yaşanabilir.
İstanbul'un Nüfus Yoğunluğu Denklemi Değiştiriyor
Kirli su hastalıkları meselesi, nüfusu sınırlı kırsal alanlarda bile ciddi bir sorun oluşturur. Söz konusu olan İstanbul olunca, tablo çok daha karmaşık bir hal alır. On milyonu aşkın insanın yaşadığı, altyapı yükü zaten yüksek olan, bölgeden bölgeye konut kalitesinin ve kanalizasyon sistemlerinin büyük farklılıklar gösterdiği bir kent yapısında, suyun taşıdığı bir patojen çok daha hızlı ve çok daha geniş bir alana yayılabilir.
Bu yalnızca coğrafi bir hesap değil. Yoğun kentsel yaşam aynı asansöre binmeyi, aynı market sepetini tutmayı, aynı toplu taşıma kolunu sıkışık biçimde paylaşmayı içerir. Sel sonrası dönemde bağırsak enfeksiyonu geçiren bir kişinin bu temaslara devam etmesi, zincirsel bir yayılım için yeterli koşulları yaratabilir.
Sağlık sektöründe insanlardan işittiklerimin ışığında diyebilirim ki, afet sonrası dönemde halk sağlığı gözetiminin (surveyansın) gevşediği her durumda, tanılanmayan vakalar kısa sürede tanılananların önüne geçer. Bu gecikme, müdahale penceresini daraltır. İstanbul gibi bir kentte bu pencere zaten çok küçüktür.
Bilimsel açıdan bakıldığında, kentsel epidemiyoloji çalışmaları nüfus yoğunluğunun bulaşma hızıyla doğru orantılı ilerlediğini tutarlı biçimde ortaya koyuyor. Bu, yalnızca akademik bir gözlem değil, pratik bir uyarıdır: bireysel önlemler önemlidir, ama tek başına yeterli değildir. Bireysel önlemlerin etkili olabilmesi için onları destekleyen sistemik müdahaleler gerekir.
Şimdi Yapılması Gerekenler
Afet sonrası dönemde hem bireyler hem de kamu kurumları için bir saat işlemeye başlar. Bu saatin ne kadar geri bırakıldığı, ikincil sağlık krizinin boyutunu doğrudan belirler.
Bireyler açısından şu an için en temel adımlar şunlardır: Su güvenliğini sorgulamadan tüketmemek, sele temas eden tüm yüzeyleri uygun dezenfektanlarla temizlemek, el yıkama alışkanlığını en sıradan temaslara kadar genişletmek, bağırsak belirtileri (ishal, bulantı, karın ağrısı) ya da deri enfeksiyonu işaretleri (kızarıklık, şişlik, ısı artışı) gördüklerinde kendi kendine tedaviye yönelmek yerine sağlık kuruluşuna başvurmak. Yakın çevresinde yaşlı ya da kronik hastası olan herkes, bu dönemde onların ilaç ve hizmet erişimini aktif biçimde desteklemelidir.
Kamu kurumları açısından ise beklenti açıktır: su güvenliği konusunda şeffaf ve güncel bilgi akışı sağlamak, selden etkilenen bölgelerde geçici sağlık noktaları oluşturmak, enfeksiyon hastalıkları surveyansını yoğunlaştırmak ve bakıma muhtaç bireylere yönelik ulaşım ile hizmet kesintilerini en aza indirecek koordinasyonu kurmak.
Sel felaketinin sağlık etkileri, hasar görüntüleri ekranlardan silindiğinde de sürer. Gerçek sınav, kameralar çekildikten sonra başlar. Bu konuya bilinçli bir sağlık okuru olarak yaklaşırsak, o sınavı geçip geçemeyeceğimiz büyük ölçüde şimdiden alınacak kararlara bağlıdır.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Sel suyu normal şehir suyu gibi midir?
Hayır, sel suyu kanalizasyon, kimyasal atıklar, hayvan leşleri ve patojen kaynakları taşır. Bu karışıma maruz kalmak kolera, tifo, hepatit A, gastroenterit ve leptopirozis gibi hastalıkları beraberinde getirebilir.
Selden etkilenen bölgede dokunmadığım sular da tehlikeli midir?
Evet, çünkü kirli suyun bıraktığı iz kapı kolları, zemin, sofra eşyaları ve çamaşırlar gibi yüzeylerde kalır. Farkında olmadan bu yüzeylere temas etmek bir bulaşma zinciri kurmaya yeter.
Yaşlılar neden sel sonrası dönemde daha riskli konumdadır?
Bağışıklık sistemi yaşla birlikte zayıflar ve kronik hastalıklar enfeksiyonlarla mücadeleyi ağırlaştırır. Ayrıca sel sonrası kaos içinde ilaçlarına ve düzenli kontrol randevularına erişim kesintiye uğrayabilir.
İstanbul'da bu tehlike diğer şehirlere kıyasla daha büyük müdür?
Evet, on milyonu aşkın nüfus, yüksek altyapı yükü ve yoğun kentsel yaşam koşulları bir patojeni çok daha hızlı ve geniş alana yayılmasına zemin hazırlar. Asansörlerde, toplu taşımada ve pazarlarda temaslı yaşam zincirsel bulaşımı kolaylaştırır.
Sel sonrası dönemde kamu kurumlarının yapması gereken nedir?
Su güvenliği konusunda şeffaf bilgi sağlamak, selden etkilenen bölgelerde geçici sağlık noktaları kurmak, enfeksiyon hastalıkları gözetimini yoğunlaştırmak ve bakıma muhtaç bireylere ulaşımı sağlamak gerekir.
Tıp, bilim ve sağlık dünyasındaki güncel gelişmeleri yakından takip eder. Bilimsel araştırmaları, yeni tedavi yöntemlerini, insan sağlığını ilgilendiren önemli konuları ve tıp dünyasındaki yenilikleri güvenilir kaynaklar ışığında anlaşılır, kapsamlı ve sade bir dille okuyuculara aktarır.
Bu makaleyi nasıl buldun?


