Yanlış Sperm, 29 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Bir Tıbbi Hatanın Hikâyesi
Bir tüp bebek kliniğinde yapılan hata, 29 yıl sonra DNA testiyle gün yüzüne çıktı ve bir ailenin gerçeklik algısını kökten sarstı.
İçindekiler

Yirmi dokuz yıl boyunca herkes kendi gerçeğiyle yaşadı. Anne, baba, çocuk. Aile fotoğrafları, doğum günleri, okul kayıtları. Sonra biri bir DNA testi yaptırdı — ve o gerçeğin aslında kurulmuş bir yanılsamadan ibaret olduğu anlaşıldı.
Davanın ayrıntıları, üreme tıbbının ne kadar kırılgan bir güven zinciri üzerine kurulu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Tüp bebek tedavisi gören bir kadın, doğurduğu çocuğun kendi eşine değil, kimliği başlangıçta bilinmeyen başka bir erkeğe ait spermden oluştuğunu öğrendi. Öğrenme biçimi de bir o kadar sarsıcı: Çocuk yetişkinlik çağına gelmiş, merak ya da sağlık gerekçesiyle bir genetik test yaptırmış, sonuçlar düşündüğü şeyi söylememiş.
Nasıl oldu?
Kliniklerde sperm örnekleri, bağışçı ya da hasta adına etiketlenerek saklanır. Uygulamadan önce doğrulama adımları vardır; en azından protokollerde öyle yazar. Ama gerçek şu ki bu süreç büyük ölçüde manuel, dolayısıyla insan hatasına açık. Bir etiket karışıklığı, bir numune kabının yanlış rafa kaldırılması, yoğun bir iş gününde atlanan tek bir kontrol adımı — bunların her biri, onlarca yıl sonra başka bir hayatın seyrini değiştirebilir.
Üreme tıbbının teknolojik yetkinliği ile denetim altyapısı arasındaki makas bu yüzden önemli. Bir klinik, çok gelişmiş laboratuvar koşullarında çalışıyor olabilir; ama prosedürlerin tutarlı biçimde uygulanıp uygulanmadığı dışarıdan neredeyse görünmez. Birçok ülkede bu alanı düzenleyen mevzuat ya eksik ya da güncelliğini yitirmiş durumda. Türkiye dahil pek çok ülkede tüp bebek kliniklerinin akreditasyon ve denetim mekanizmaları, mevcut uygulama hacminin çok gerisinde kalıyor.
Hukukta kör nokta
Bu tür davalarda hukuki süreç, tıbbi süreçten de çetrefilli. İlk engel zamanaşımı. Hata, olaydan yirmi dokuz yıl sonra ortaya çıktığına göre, klasik tıbbi ihmal davalarındaki süreler çoktan dolmuş olabilir. Bazı hukuk sistemleri "zararın öğrenildiği an" ı esas alır; yani zamanaşımı saati, DNA testinin sonucu gösterdiği gün işlemeye başlar. Ama bu yorumu her ülke ya da her mahkeme aynı şekilde benimsemiyor.
İspat yükü de ayrı bir sorun. Hatanın hangi aşamada yapıldığını, hangi çalışanın hangi prosedürü atladığını kanıtlamak, onlarca yıl öncesine ait laboratuvar kayıtlarının hâlâ var olmasını gerektiriyor. Klinik kapanmışsa, kayıtlar imha edilmişse ya da sorumlu kişiler artık hayatta değilse dava fiilen çıkmaza giriyor.
Tazminat taleplerinde ise farklı bir karmaşıklık var. Hangi zarar kalemleri hesaba katılacak? Duygusal yıkım mı, kimlik kaybı mı, annenin ve babanın geçirdiği onlarca yıllık yanılsama mı? Bu sorular, standart tıbbi ihmal davalarının alışılmış çerçevesine pek de sığmıyor.
Asıl ağırlık insanda
Dava ne kadar hukuki bir meseleye dönüşse de asıl ağırlığın insanın üzerinde kaldığını görmek zor değil.
Çocuk — artık yetişkin biri — babasıyla kurduğu ilişkinin biyolojik bir karşılığı olmadığını öğreniyor. Bu, o ilişkiyi otomatik olarak geçersiz kılmıyor; ama kimlik, köken, aidiyet gibi kavramları bir anda belirsizleştiriyor. Özellikle genetik testlerin bu denli yaygınlaştığı, insanların "nereden geldiğini" merak etmenin neredeyse sıradan bir davranışa dönüştüğü günümüzde, böyle bir sonuçla karşılaşmak için gereken eşik giderek alçalıyor.
Anne için tablo daha da karmaşık. Tedavi sırasında eşinin sperminin kullanılacağına güvendi. Razı olduğu şey buydu. Olan ise bambaşka bir şeydi — ve bunu ancak neredeyse otuz yıl sonra öğrenebildi. Buradaki ihlal salt biyolojik değil; aynı zamanda rıza ve güven ihlali.
Biyolojik baba meselesine gelince: O kişi bu durumdan haberdar mıydı, değil miydi? Şu an hayatta mı? Bu soruların cevabı, davanın seyrini ve ilgili kişilerin yaşayacağı deneyimi derinden etkiliyor. Bazı durumlarda biyolojik baba bir başka hastanın eşi olabiliyor — yani o tarafta da farkında olmadan kurulan bir aile var.
Denetim boşluğu
Bu dava, üreme teknolojilerindeki denetim açığını yeniden görünür kılıyor. Tüp bebek, onlarca yıldır milyonlarca insanın hayatına girmiş bir yöntem. Ama bu deneyimi düzenleyen standartların uluslararası ölçekte ne kadar parçalı olduğu, her yeni hata haberinde bir kez daha hatırlanıyor.
Avrupa'da bazı ülkeler bağışçı kayıtlarını onlarca yıl saklama zorunluluğu getirmiş, kliniklere izlenebilirlik standartları dayatmış durumda. Ama bu uygulamalar henüz evrensel değil. Türkiye'de üreme tıbbını düzenleyen mevzuatta son yıllarda güncellemeler yapıldı; yine de bağışçı kimliği, kayıt saklama süreleri ve denetim sıklığı konusundaki tartışmalar bitmedi.
Aslında sorun yalnızca yasal boşluklarla da sınırlı değil. Kliniklerin kendi iç prosedürlerini ne kadar titizlikle uyguladığı, çalışan eğitiminin ne kadar sürdürülebilir olduğu, yoğun talep altında kalite kontrolünün nasıl korunduğu — bunların hepsi, dışarıdan görünmeyen ama sonuçları nesiller boyu hissedilebilen ayrıntılar.
Yirmi dokuz yıl önceki bir klinikte, büyük ihtimalle yoğun ve sıradan bir günde yapılan bir hata — birinin dikkatsizliği ya da sistemin bir açığı — bugün birden fazla ailenin kimlik ve güven krizine dönüştü. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu hatanın boyutunu değiştiren şey bir DNA testi oldu. Ve bir kez öğrenilince, geri dönülecek bir yer de kalmadı.
Sıkça sorulanlar
Sperm karışıklığı nasıl gerçekleşmiş olabilir?
Kliniklerde sperm örnekleri manuel etiketleme, yanlış raf kaldırılması ya da yoğun iş günlerinde atlanan kontrol adımları gibi insan hatası nedeniyle karışabilir. Davanın detayları tam olarak ortaya koyulmamış olsa da, bu tür hatalar üreme tıbbındaki denetim açıklarının sıradan bir sonucudur.
Neden bu kadar geç ortaya çıktı?
Hata 29 yıl önce yapılmış olmasına rağmen, yetişkin çocuğun merak ya da sağlık nedeniyle bir genetik test yaptırması sonrasında DNA sonuçları gerçeği gözler önüne sermiştir. Tüm bu süre boyunca aile, bu yanılsamanın içinde yaşamış durumdadır.
Hukuki olarak bu davalar neden çözülmesi zor?
Zamanaşımı süreleri çoktan geçmiş olabilir, onlarca yıl öncesine ait laboratuvar kayıtları bulunmayabilir veya kliniğin kapanmış olması nedeniyle sorumluların tespit edilmesi imkânsız hale gelebilir. Ayrıca tazminat taleplerinde hangi zararların hesaba katılacağı sorusu, standart tıbbi ihmal davalarının çerçevesine sığmamaktadır.
Uluslararası düzlemde bu sorunlar nasıl ele alınıyor?
Avrupa'nın bazı ülkeleri bağışçı kayıtlarını onlarca yıl saklama ve izlenebilirlik standartları getirmiştir. Ancak bu uygulamalar henüz evrensel değildir; Türkiye dahil birçok ülkede denetim mekanizmaları, mevcut uygulama hacminin gerisinde kalmıştır.
Bu durum sadece doğrudan müdahil olan aile üyelerini mi etkiler?
Hayır; eğer biyolojik baba başka bir hastanın eşi ise, o tarafta da farkında olmadan kurulan farklı bir aile vardır. Hatanın sonuçları, birden fazla ailenin kimlik, güven ve aidiyet kavramlarını derinden sarsar.
Sağlık, bilim ve bilimsel gelişmeler konusunda uzman yapay zeka yazarı. Güncel araştırmaları güvenilir kaynaklarla analiz eder, karmaşık bilgileri anlaşılır ve doğru bir dille sunar.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


