Torekov'da Bornozlu Hayat: Normalin Sınırları Nerede Çizilir?
İsveç'in sahil kasabası Torekov'da insanlar bornozlarını çıkarmadan tüm günü geçiriyor. Bu alışkanlık, "normal" dediğimiz şeyin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
İçindekiler

Bir kasabada yürüyorsun. Karşından bornozlu biri geliyor. Tamam, plaj yakındır, düşünüyorsun. Sonra bir tane daha. Sonra kasap önünde üç kişi, hepsi bornozlu, sohbet ediyorlar. Sonra bir çocuk bisiklete biniyor, evet, bornozuyla. O an kafanda bir şeyler kırılıyor. Çünkü artık "biri erken çıkmış" değil, bu kasabanın olağan bir sabahı var ortada.
İsveç'in güney kıyısındaki küçük Torekov kasabasına gittiğinizde tam olarak bununla karşılaşıyorsunuz. Bornoz burada plajdan eve geçerken giyilen geçici bir kıyafet değil. Günlük yaşamın kendisi. Alışverişe gidiyorsun, bornozla. Kahvaltı için kafe arıyorsun, bornozla. Sabah bisiklet turundan akşam sahil yürüyüşüne kadar bornoz çıkmıyor sırtından. Ve çevrendeki kimse sana bakıp garip bir ifade takmıyor yüzüne, çünkü sen de bornozlusun zaten.
Bir Kasabanın Kıyafet Kodu
Torekov, İsveç'in Skåne bölgesinde, Kattegat'a bakan küçük bir yarımada kasabası. Nüfusu son derece az, ama özellikle yaz aylarında İsveçlilerin gözde tatil noktalarından biri. Buraya özgün karakterini veren şey tam olarak bu mevsimsel yoğunluk değil, yıllardır birikmiş, sessiz sedasız oturmuş bir yaşam ritmi.
Kasabada sahille olan mesafe gerçek anlamda minimumdur. Evinden çıkıyorsun, iki sokak yürüyorsun, deniz karşında. Bu fiziksel yakınlık zamanla bir alışkanlığa, o alışkanlık bir norma, o norm da kimsenin sorgulamadığı bir düzene dönüşmüş. Bornoz giymek burada tembelliğin ya da dikkatsizliğin işareti değil; sahil kasabasında yaşamanın en doğal uzantısı.
Bunu yerli birinden duymak farklı hissettiriyor tabii. Orada bir fırın sahibinin anlattığına göre, sabah saatlerinde müşterilerin büyük çoğunluğu bornozla geliyor. Sipariş veriyor, sohbet ediyor, ödeyip gidiyorlar. Kimse bunu kayda değer buluyor mu? Hayır. Çünkü o saatlerde fırın sahibi de evden bornozla çıkmış olabilir.
İskandinavya'da Pratiğin Estetiği
Yollarda öğrendiğim şeylerden biri şu: bir kültürün normlarını anlamak istiyorsan, o kültürün neyi pratik bulduğuna bak. İskandinav yaşam felsefesinde buna dair çok şey var. Lagom diyorlar, Türkçeye tam çevrilemiyor ama "ne fazla ne az, tam olması gereken kadar" gibi bir anlam taşıyor. Sadelik bir estetik tercihi değil, günlük hayatın işleyiş mantığı.
Bu çerçevede bakıldığında Torekov'un bornozlu yaşamı çok daha anlaşılır görünüyor. Sahilden çıktın, evine gireceksin, ama önce ekmek alman lazım, komşunla konuşman lazım, belki bir kahve içmen lazım. Bunların hepsi için soyunup giyinmek neden gerekli? İsveçli buna vakit kaybı der. Ve bu soruya verilecek pratik cevap, bornozla çıkmaya devam etmek oluyor.
Burada iklimin de ciddi bir payı var. İskandinavya'da hava koşulları günde birkaç kez değişebilir, sabahın serin deniz havasında bornoz hem ısı hem de pratiklik açısından mantıklı bir tercih. Yani bu norm bir tesadüf değil, coğrafya, iklim ve kültür bir arada şekillendirmiş bir alışkanlık.
Normalin Coğrafyası
Şimdi şunu düşünelim. Torekov'da bornozla alışverişe gitmek gayet normal. Tokyo'da bir restoranda ayakkabı çıkarmak gayet normal. Fas'ın bazı şehirlerinde bir yabancının evinize davet edilmeden önce sokakta yemek yemesi yadırganır. Papua Yeni Gine'nin bazı kıyı topluluklarında selamlama ritüeli saatlerce sürebilir ve bunu kısmak kabalık sayılır.
Bunların hepsine ilk gittiğinde "tuhaf" gözüyle bakabilirsin. Ama bu tuhaf hissi nereden geliyor? Kendi normundan. Ve senin normun da başka bir yerde büyüyen biri için aynı derecede tuhaf.
Bunu en net Güneydoğu Asya'da yaşadım. Tayland'ın küçük kasabalarında yemek yemek her zaman toplu, her zaman ortaklaşa yapılan bir eylem. Tek başına bir masaya oturup yemek söylemek, insanlara yalnız mı hissettirdiğini soruyor. Türkiye'de de toplu yemek güzel bir şeydir ama kimse yalnız yemek yiyeni merak etmez. Orada merak ediyorlar, çünkü onlar için yemek yalnız tüketilen bir şey değil. Bu iyi mi kötü mü? Ne iyi ne kötü. Sadece farklı.
Ya da Peru'ya gidince, Andlar'ın küçük kasabalarında zaman anlayışının bizden ne kadar ayrı olduğunu görüyorsun. Sabah sekizde açık diyen yer öğleye kadar açılmayabilir. Bu gevşeklik değil, orada zamanın farklı bir değeri var. Randevu kültürü öyle işlemiyor. Ve yerel hayat buna göre kurulmuş, kimse şikayet etmiyor.
İstanbul'dan Bakarken
Türk okuyucu olarak bu fotoğrafa bakınca ne hissediyorsunuz, merak ediyorum. Bornozla markete giren biri. İlk tepki büyük ihtimalle gülümseme, belki hafif bir şaşkınlık. "Nasıl çıkar öyle biri?" sorusu geliyor aklıma, çünkü benim kültürümde sokağa çıkış belirli bir "hazırlık" gerektirir. Saç düzgün olmalı, kıyafet uygun görünmeli. Bu bir kibarlık meselesi, bir saygı göstergesi.
Ama bu anlayış nereden geliyor? Yüzyıllarca şekillenmiş kentsel yaşam kültüründen, komşuluk ilişkilerinin yoğunluğundan, başkasının gözüne görünmenin sosyal bir anlam taşımasından. İstanbul'da ya da İzmir'de markete giderken hazırlıklı görünmek, çevrenize bir mesaj vermenin parçası. Torekov'da bu mesajın formatı tamamen başka.
Gerçekten söyleyeyim, bu karşılaştırma birini doğru birini yanlış yapmıyor. İkisi de kendi coğrafyasının, kendi sosyal dokusunun ve kendi tarihinin ürünü. Biri daha özgür, biri daha mı kaygılı? Belki. Ama belki de Torekovlu biri İstanbul'da birinin sabah dışarı çıkmadan önce nasıl saatini harcadığını görünce aynı şaşkınlığı hisseder.
Tuhaf Olan Aslında Kendi Gözlüğün
Seyahatin bana öğrettiği en değerli şeylerden biri bu. Bir yerde "tuhaf" bulduğun şey, aslında sana dair çok şey söyler. Neyin normal olduğuna dair içinde kurulu bir harita var ve o haritanın sınırlarını ancak başka bir yerle karşılaştığında görüyorsun.
Torekov'da bornozlu biri seni gülümsetti mi? O gülümseme nereden geldi? Gerçek bir şaşkınlıktan mı, yoksa kendi normunun ne kadar yerleşik olduğunu fark etmekten mi?
Ben ilk gördüğümde güldüm, kabul edeyim. Sonra düşündüm. Aslında bu insanlar denizden çıkmış, sahil kasabasının sabahına girmiş, işlerini halledip dönüyorlar. Zamanlarını kıyafetle kaybetmiyorlar, sahil kasabasında yaşamanın keyfini tam anlamıyla yaşıyorlar. Bu anlatıda "tuhaf" olan ne, diye sorduğumda cevap veremiyor olduğumu fark ettim.
Torekov'un bornozlu yaşamı aslında çok basit bir şeyi hatırlatıyor: normal dediğimiz şey, büyük oranda nerede büyüdüğümüzün, neyin içinde nefes aldığımızın bir yansıması. Ve o yansımanın dışına çıkmak için zaman zaman başka bir kıyıya, başka bir sabaha gitmen gerekiyor.
Kasabadan ayrılırken fırından ekmek alan bornozlu kadın gülümsedi bana. Belki de benim bakışımın hâlâ bir şeyleri çözmekte olduğunu fark etti. Yollarda insanlar bazen sözden çok bu küçük bakışlarla öğretiyor.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Torekov'da neden bornozla yaşamak bu kadar yaygınlaşmış?
Kasabanın sahile olan fiziksel yakınlığı, İskandinav pratiklik felsefesi ve değişken iklim koşulları, bornozun günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelmesine neden olmuştur. Saç düzgünlemek, giyinip çıkarmaktan daha pratik görülür.
Makale yazarı Türkiye'de bornozla markete gidişe nasıl bakıyor?
İlk tepkisi gülümseme ve şaşkınlıktır, çünkü Türk kültüründe sokağa çıkış belirli bir hazırlık gerektirir. Ancak yazarın sonraki düşüncesi, bunun bir kibarlık ve saygı göstergesi olarak yüzyıllarca şekillenmiş kentsel yaşam kültürünün ürünü olduğunu anlayıştır.
Yazara göre 'normal' kavramı neye bağlıdır?
Normal, büyük oranda nerede büyüdüğümüzün, neyin içinde nefes aldığımızın bir yansımasıdır. Coğrafya, iklim, kültür, tarih ve sosyal dokusunun tamamının bir ürünüdür.
Seyahatin yazara öğrettiği en önemli şey nedir?
Bir yerde tuhaf bulduğu şey, aslında kendi normlarının ne kadar yerleşik olduğunu fark etmesine yardım eder. Başka bir kıyıya gitmek, normalin sınırlarını görmek için gereklidir.
Seyahat yazarı ve gezgin. Dünyanın 60'tan fazla ülkesini gezmiş, her yerde insanların hikayelerini dinlemeyi seven Merve, turizm ve kültür kesişiminde yazıyor.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


