Terme Toprağında Amazonsuz Kalmış Bir Tarihin Peşinde
Terme'de başlatılacak üç yıllık yüzey araştırması, Temiskira'yı mitolojik örtüden kurtarıp bilimsel zemine oturtma çabası olarak okunmalıdır.
İçindekiler

Terme toprağına ilk kez değil, defalarca bakmak gerekir. Thermodon Nehri'nin, bugünkü Terme Çayı'nın, denize kavuştuğu o kıyı şeridinde antik kaynakların ısrarla işaret ettiği bir yer var: Temiskira. Amazonların başkenti olduğu söylenen, Strabon'dan Heredot'a kadar pek çok Antik Yunan yazarının sayfalarında adı geçen, ama akademik arkeolojinin şimdiye dek üzerine yeterince eğilmediği bir coğrafya. Samsun'un Terme ilçesinde başlatılacak üç yıllık akademik araştırmanın bu eksikliği gidermek üzere tasarlandığı duyurulduğunda, konuya ilgi duyan herkesin bu haberi dikkatle okuması gerektiğini düşündüm. Çünkü bu araştırma, salt akademik bir kazı başlangıcı değil; mitolojik örtüyle öylesine sarmalanmış bir tarihin, nihayet bilimsel bir zeminde sorgulanmaya başlandığının işareti.
Antik Kaynakların Coğrafi Inadı
Bu noktada dikkat etmeliyiz ki Temiskira'nın Terme ile özdeşleştirilmesi, romantik bir tarihsel spekülasyondan ibaret değildir. Strabon, "Geographica" eserinde Thermodon boylarını ve Temiskira ovasını ayrıntıyla betimler; nehrin denize döküldüğü yeri, düzlüğün sınırlarını, hatta yerleşim dokusunu anlatır. Bu betimlemelerin modern coğrafyayla örtüşme derecesi, araştırmacıları Terme'ye yönelten coğrafi argümanın temel taşıdır. Heredot da Amazonları Thermodon kıyısıyla ilişkilendirir; Apollonios Rhodios, Argonautika'sında bu kıyıdan geçen kahramanları anlatırken Temiskira'yı neredeyse bir koordinat gibi kullanır.
Şu soru karşısında durum açıktır: Antik kaynakların bu denli tutarlı biçimde işaret ettiği bir coğrafyanın arkeolojik karşılığı neden yeterince araştırılmamıştır? Yanıt, kısmen Karadeniz havzasının Türk arkeolojisindeki tarihsel ihmaline, kısmen de Amazonların bir kültürel gerçeklik olarak mı yoksa edebi bir mit olarak mı ele alınması gerektiğine ilişkin metodolojik belirsizliğe dayanır. Üç yıllık araştırma, tam da bu iki soruyu eş zamanlı olarak ele almaya niyetli görünmektedir.
Mitoloji ile Tarih Arasındaki Metodolojik Gerilim
Belgelerin dilini okumak gerekir; ama bazen bu dil doğrudan tarihsel veri değil, edebi mitostur. Amazon geleneği, antik Yunan ve Roma edebiyatında o denli köklü bir yer tutmaktadır ki bu geleneğin tarihsel bir çekirdek taşıyıp taşımadığını sormak, ilk bakışta beyhude görünebilir. Ancak burada asıl mesele şudur: Mitolojik anlatıların tümden uydurma olduğunu varsaymak, arkeolojinin en tehlikeli metodolojik tuzaklarından birine düşmektir.
Troya'yı hatırlamak yeterlidir. Schliemann, çevresinin küçümsemelerine rağmen Homeros'u coğrafi bir rehber olarak kullandı ve tarih ona hak verdi, üstelik kendi yöntemlerinin pek çok hatasını da beraberinde getirerek. Bu deneyim, mitolojik anlatıların tarihsel bir çekirdek barındırabileceğini, ama bu çekirdeğin titiz ve sabırlı bir arkeolojik çalışmayla ayıklanması gerektiğini gösterir. Terme araştırması için de benzer bir metodolojik tutum şart görünüyor. Amazon geleneği bir doğrudan veri kaynağı olarak değil, arkeolojik soruların çerçevelenmesinde bir başlangıç noktası olarak kullanılmalıdır.
Bu bağlamda Ukrayna ve Kazakistan'da yürütülen kazılara değinmemek olmaz. Söz konusu kazılarda, İskitlere ait mezarlıklarda silahlarla gömülmüş kadın iskeletlerine rastlanmış; bu bulgular bazı araştırmacılar tarafından Amazon geleneğinin tarihsel bir çekirdeğe sahip olabileceği yönünde değerlendirilmiştir. Anadolu coğrafyasında, özellikle Karadeniz kıyı şeridinde, benzer özelliklere sahip arkeolojik bulguların varlığı ya da yokluğu, Terme araştırmasının cevaplaması gereken en kritik sorulardan biri olacaktır.
Yüzey Araştırmasının Bilimsel Değeri
Kazı alanında defalarca gördüm ki en büyük hatalar, bir bölgenin arkeolojik potansiyelini doğru haritalandırmadan yapılan aceleyle açılan çukurlardan kaynaklanır. Yüzey araştırması, kazı öncesinde bir bölgenin sistematik biçimde taranmasını, seramik parçaları, yapı izleri, topoğrafik veriler ve jeolojik katmanların bütüncül olarak değerlendirilmesini içerir. Bu yöntem, kaynakları sınırlı olan, geniş bir coğrafyayı kapsayan ve önce "nerede kazımalı" sorusunu yanıtlamak zorunda olan araştırmalar için son derece isabetli bir başlangıç adımıdır.
Üç yıllık sürenin yüzey araştırmasıyla değerlendirilmesi planı, bu açıdan bilimsel açıdan tutarlı görünmektedir. Terme ve çevresinin, Thermodon'un farklı kolları boyunca, antik yerleşim izleri açısından sistematik biçimde taranması, gelecekteki olası kazıların hangi noktalara odaklanması gerektiğini belirleyecektir. Aynı zamanda bu süreç, bölgenin arkeolojik haritasına bugüne dek eklenmemiş bulguların kayıt altına alınması bakımından da bağımsız bir değer taşır; araştırma ileride büyük bir kazıya dönüşmese bile elde edilecek veriler bilim dünyasına önemli bir katkı sağlayacaktır.
Karadeniz Havzasının Göz Ardı Edilen Arkeolojik Derinliği
Tarihin bir çeşit arkeolojisi var ve bu arkeoloji bize nelerin araştırıldığını değil, nelerin araştırılmadığını da söyler. Türkiye'nin arkeolojik kamuoyuna bakıldığında, ilginin Ege ve Akdeniz kıyıları üzerinde yoğunlaştığı görülür: Efes, Bergama, Afrodisias, Perge... Bu alanların uluslararası akademik camiada yarattığı haklı heyecan yadsınamaz. Ama bu ilgi, Karadeniz havzasının görece gölgede kalmasına da zemin hazırlamıştır.
Oysa Karadeniz, antik dönemde canlı bir ticaret ve etkileşim koridoruydu. Pontos Krallığı bu topraklarda filizlendi; Sinop kadim bir kültür merkezi olarak öne çıktı; Amasya, Strabon'un bizzat doğduğu ve köklerini anlattığı kenttir. Samsun'un antik adı olan Amisos, Hellenistik dönemin önemli yerleşimlerinden biri olarak bilinir. Bütün bu birikime karşın bölge, Ege'nin ışıltısı karşısında hep ikinci planda kalmıştır.
Terme araştırması, bu dengesizliği giderme potansiyeli taşımaktadır. Temiskira'nın arkeolojik potansiyelinin ortaya konulması, Karadeniz arkeolojisine olan akademik ilgiyi artıracak, bölgede yeni araştırma projelerinin önünü açabilecek ve uluslararası iş birliklerini çekebilecektir. Bu anlamda söz konusu araştırma, Terme için olduğu kadar Karadeniz havzasındaki arkeoloji pratiğinin geleceği için de belirleyici bir işaret taşımaktadır.
Kimlik, Miras ve Somut Sonuçlar
Kültürel miras meselesi, yalnızca akademik çevrelerin değil, bölge halkının da doğrudan paydaşı olduğu bir alandır. Temiskira'nın bilimsel olarak belgelenmesi, Terme'nin yerel kimliğine somut bir tarihsel derinlik katabilir; turizm potansiyelini artırabilir; bölge okullarında tarih eğitimini güçlendiren bir kaynak zemini yaratabilir. Bu sonuçlar akademik makaleler arasında sıkışıp kalmayacak kadar pratiktir.
Öte yandan bu söylemi de temkinle kurmak gerekir. Kültürel mirasın bölgesel kalkınma aracı olarak araçsallaştırılması, tarihsel hakikatin önüne geçtiğinde arkeolojik alanlara ve bilimsel çalışmalara zarar vermiştir. Birçok kazı alanında gördüm bunu: Ziyaretçi baskısı, yetersiz koruma önlemleri, bulguların popülerleştirilmesi uğruna bağlamından koparılması. Terme araştırmasının bu tuzaklardan uzak durabilmesi için akademik bağımsızlığını koruyabilmesi ve koruma önceliğinin hiçbir zaman ikinci plana düşürülmemesi şart.
Sonuç itibarıyla, Terme'de başlatılacak bu araştırma, birden fazla düzeyde önem taşıyan bir girişimdir. Temiskira'yı mitolojik örtüden kurtarmak için yapılan bu çabanın değeri, bulguların niteliğiyle değil, soruların bilimsel titizliğiyle ölçülecektir. Thermodon kıyısında gerçekten ne vardı? Bu toprak, antik kaynakların anlattığı düzenli bir toplumsal yapıyı barındırmış mıdır? Yüzey araştırması, bu soruları yanıtlamak için değil, doğru biçimde sormak için bir başlangıçtır.
Ve bu başlangıç, küçümsenmeyecek kadar büyük bir adımdır.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Temiskira nerede ve neden önemli?
Temiskira, Terme ilçesinde Thermodon Nehri'nin denize döküldüğü kıyı şeridindedir. Antik kaynaklar bunu Amazonların başkenti olarak işaret etmiştir; Strabon, Heredot ve Apollonios Rhodios gibi yazarlar bu yeri tutarlı biçimde tanımlamıştır.
Bu araştırma neden şimdiye kadar yapılmamıştır?
Karadeniz havzası Türk arkeolojisinde tarihsel olarak ihmal edilmiş; ayrıca Amazonların kültürel bir gerçeklik mi yoksa edebi mit mi olduğu konusundaki metodolojik belirsizlik araştırmaların yapılmasını engellemiştir.
Mitoloji ve arkeoloji arasında nasıl bir ilişki var?
Mitolojik anlatılar tamamen uydurma olmayabilir; Troya örneği, bunların tarihsel bir çekirdek taşıyabileceğini göstermektedir. Mitoslar arkeolojik soruların çerçevelenmesinde başlangıç noktası olabilir, ancak titiz bilimsel çalışmayla ayıklanmalıdır.
Yüzey araştırması nedir ve neden önemli?
Yüzey araştırması, bir bölgeyi seramik parçaları, yapı izleri ve jeolojik veriler açısından sistematik taramasıdır. Sınırlı kaynakları olan geniş coğrafyalarda hangi noktaların kazılacağını belirlemede bilimsel ve pratiktir.
Bu araştırmanın başarısı nasıl ölçülecek?
Bulguların niteliğinden ziyade soruların bilimsel titizliğiyle ölçülecektir. Thermodon kıyısında ne vardı ve antik kaynakların anlattığı düzenli toplumsal yapıyı barındırmış mıdır gibi soruların doğru biçimde sorulabilmesi başarıdır.
Harvard'dan mezun tarihçi. Osmanlı devlet tarihi, arkeoloji, eski medeniyetler ve paleontoloji alanlarında kırk yıllık akademik kariyeri olan araştırmacı.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


