İçeriğe geç
Yaşam

Merak Etmeyi Bıraktık, Çünkü Cevap Artık Yetmiyor

Haberler artık bilgi değil, gerilim sunuyor. Merakın yerini öfke ve şüphe aldı; bu bir tesadüf değil, bir alışkanlık.

İçindekiler
Mutfakta gri kazak giymiş, örgülü saçlı genç kadın, kırmızı telefona bakarak tepki gösteriyor.

Bakın şu duruma: Bir rektör ataması yapılıyor. Bir zamanlar bu haber, meraklı bir kalabalığı bilgisayar başına çekerdi. Kim atandı, hangi üniversite, ne tür bir kadro geldi? Şimdi aynı haber sessizce geçiyor. Ama o rektörün atanma sürecinde bir usulsüzlük iddiası çıksa, bir çatışma belirse ya da ardından bir kampüs krizi yaşansa, o zaman iş değişiyor. Haber büyüyor, paylaşımlar artıyor, ekranlar ısınıyor. Bilgi değil, gerilim haber oldu. Bunu fark eden kaç kişi var?

Bu değişim yalnızca siyasi haberlere özgü değil. Futbol transferleri, güzellik yarışması sonuçları, spor federasyonu kararları... Bunların hepsi bir dönem kendi başına dikkat çekerdi. Şimdi aynı haberlerin heyecan yaratması için içlerinde bir kriz, bir şaibe ya da bir çatışma taşıması gerekiyor. Sonuç haberi artık yetmiyor. Süreçteki yangın haber oluyor.

Dikkat bir kaynak olarak eridi

İşin aslı şöyle: Dikkat, her zaman sınırlı bir kaynaktı. Ama dijital çağ bu sınırlılığı dramatik biçimde görünür kıldı. Günde yüzlerce başlıkla kuşatılan bir okuyucunun dikkat kapasitesi yalnızca öne çıkana, sarsana, rahatsız edene akıyor. Medya da bu gerçeği çok iyi biliyor ve ona göre pozisyon alıyor.

Peki bu bir suçlama mı? Hayır, daha çok bir gözlem. Medya kuruluşları boşlukta var olmaz; okuyucunun ilgisine göre şekillenir, o ilgi de tıklama davranışıyla ölçülür. Sistem böyle kurulmuşsa, çıkan içerik de bu sisteme hizmet eder. Kriz dili, öfke tetikleyicileri ve şüphe tohumları bu sürecin doğal ürünleri. Yalnız gazetecileri ya da medya patronlarını suçlamak bu döngüyü anlamayı zorlaştırır. Meselenin yapısal olduğunu görmek gerekiyor.

Bir de şuna bakalım: İnsanlar neden artık "ne oldu?" sorusunu daha az soruyor? Çünkü cevabın bir değişiklik yaratmayacağını düşünüyorlar. Bu çok kritik bir kırılma noktası. Merak, temelde bir beklentiyle beslenir. Şunu öğrenirsem bir şey değişecek, anlayacağım, bir yere varacağım gibi bir beklenti. Ama bu beklenti yavaş yavaş aşındığında, merakın kendisi de solar.

Öfke daha kolay, merak daha zor

Merak ile öfkeyi karşılaştırdığımızda, ikinci duygu çok daha az enerji gerektiriyor. Merak sizi düşündürür, araştırır, bekletir. Öfke anlıktır, hızlıdır, tatmin edici bir boşalım sunar. Medyanın dikkat ekonomisinde öfke, meraktan çok daha verimli bir yakıt. Çünkü öfkeli okuyucu paylaşır, yorum yazar, geri gelir.

Şüphe de benzer bir dinamiğe sahip. Bir olayın içinde kimin ne kazandığını, kimin birini koruduğunu, kimin önünün açıldığını sormak, sonucu anlamaya çalışmaktan daha ilgi çekici hale geldi. Şüphe sizi çeker, ama çoğu zaman bir cevaba götürmez. Götürmediği için de biter bitmez yeni bir şüpheye atlarsınız. Döngü bu.

Bu geçişin tesadüf olmadığını söylemek için teorik bir çerçeveye ihtiyaç yok. Günlük haber tüketimine bakmak yeterli. Hangi haberler ekranınızda daha uzun kalıyor? Hangilerini paylaşıyorsunuz? Hangilerini arkadaşınıza gönderiyorsunuz? Cevapların büyük çoğunluğu, bir gerilim ya da çatışma barındıran haberler olacak. Bu bir ahlaki yargı değil; insan dikkatinin nasıl çalıştığına dair oldukça sıradan bir gözlem.

Spor haberciliği bu değişimin en net aynası

Bilim ne diyor açıklamayalım, spor haberciliğine bakın yeter. Bu alanı yakından izlediğim için söylüyorum: Transferin açıklanması artık haber değil. Transferin çöküşü haber. Bir futbolcunun yeni takımına imza attığı an sosyal medyada birkaç dakika gündemde kalır. Ama aynı transfer ortasında kopsa, taraflar birbirini suçlasa, bir vekil skandalı çıksa, o zaman konuşmalar günlerce sürer.

Aynı şey voleybol, basketbol, atletizm için de geçerli. Bir sporcunun rekor kırması kısa bir ilgi yaratır. Ama o sporcunun kırık bir ilişki, federasyonla kavga ya da doping iddiası varsa, haber uzun soluklu bir ilgiye dönüşür. Başarı artık tek başına dikkat çekmek için yeterli değil. Başarının etrafında bir drama olması gerekiyor.

Bu durumu sporcular açısından değerlendirince tablo biraz üzücü. Yıllarca emek veren, sahasında gerçekten bir şeyler başaran insanlar, bir skandal üretmedikçe ya da bir krizin içine düşmedikçe geniş kitlelere ulaşamıyor. Spor haberciliğinin bir ödüllendirme ve cezalandırma mekanizması olduğunu düşününce, bu mekanizmanın neyi ödüllendirdiğini sormak gerekiyor.

Güven erozyonu merakı da taşıdı

Tabii ki yanılıyor muyuz, diye de sormak lazım. Belki insanlar merakı bırakmadı; sadece merak ettikten sonra gelen cevaba güvenmiyor. Bu iki şey birbirinden farklı.

Güven erozyonu ile merak kaybı arasındaki ilişki, bu dönemin en karmaşık sosyal meselelerinden biri. İnsanlar soruyor, evet. Ama cevap geldiğinde, "bu gerçek mi?""kimin ağzından çıktı?""arkasında ne var?" sorularını da beraberinde getiriyor. Bu sorgulama, başlı başına yorucu bir zihinsel yük. Ve bir süre sonra o yükten kaçmak için soruyu sormayı bırakmak çok daha kolay geliyor.

Kurumsal güven aşınması bu dinamiği besliyor. Bir rektör atamasına bakıyorsunuz; açıklama geliyor ama o açıklamanın arkasında başka bir hesap olup olmadığını sormadan edemiyorsunuz. Bir federasyon kararı geliyor; teknik bir gerekçe sunuluyor ama siz o gerekçenin bir örtbas mı, bir tercih mi yoksa gerçekten bir değerlendirme mi olduğunu bilemiyorsunuz. Bu bilememe hali zamanla merakı değil, yorgunluğu üretiyor.

Yorgunluk öfkeyle yer değiştiriyor. Öfke şüpheyle beslenip geri dönüyor. Ve döngü kapanıyor.

Hem kurban hem yakıt

İşin en rahatsız edici kısmı şu: Bu döngünün içinde hem kurban hem de yakıt olarak yer alıyoruz. Okuyucu olarak, kriz haberlerine tıklayarak, şaibe haberlerini paylaşarak, gerilimli başlıklarda daha uzun süre kalarak, bu içeriklerin üretilmesini bizzat teşvik ediyoruz. Sistem bizi değiştiriyor, biz de sistemi değiştiriyoruz. Karşılıklı bir dönüşüm bu.

Çıkış yolu var mı sorusunu sormadan geçmek olmaz. Ama dürüst olmak gerekirse, kolay bir cevap yok. Bireysel farkındalık önemli, evet. Hangi haberlere tıkladığınıza dikkat etmek, bilgi peşinde koşarken kendinize "bu merakı mı, öfkeyi mi besliyor?" diye sormak anlamlı küçük adımlar. Ama bireyin alışkanlıklarını değiştirmesi, yapısal sorunları çözmüyor.

Medyanın bu döngüden çıkabilmesi için ekonomik modelinin değişmesi gerekiyor. Tıklama odaklı gelir modelinin yerini daha sürdürülebilir bir yapının alması şart. Bu, abonelik, topluluk finansmanı ya da kamu desteği gibi farklı biçimler alabilir. Ama her model kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor.

Bakın şu duruma bir daha: Belki de meselenin özü burada. Değerli olanı üretmek ile popüler olanı üretmek arasındaki makas açılmaya devam ediyor. Bu makası kapatmak, hem medyanın hem okuyucunun hem de o haberlerde adı geçen insanların ortak sorumluluğu. Ve bu sorumluluğu görünür kılmak, en azından, bir başlangıç sayılabilir.

Merak etmeyi bırakmadık aslında. Cevaplara olan güvenimizi kaybettik. Bu iki şeyi birbirinden ayırt edebildiğimiz gün, belki döngüyü kırmak da mümkün olur.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Neden artık sadece haber değeri olan olaylar dikkat çekmiyor?

Çünkü dijital çağda okuyucuların dikkat kapasitesi yalnızca öne çıkan, sarsıcı ve rahatsız edici içeriğe akıyor. Bilgi değil, gerilim ve çatışma haber haline gelmiştir.

Merakı mı kaybettik, yoksa güveni mi kaybettik?

Güveni kaybettik. Merak etmeyi bırakmadık, ama cevaplara olan inancımızı yitirdik. Kurumsal güven aşınması insanları her açıklamaya şüpheyle yaklaştırmaya başladı.

Spor haberciliği neden bu soruna örnek teşkil ediyor?

Bir futbolcunun rekor kırması kısa ilgi yaratırken, aynı futbolcunun bir skandalı veya federasyonla yaşadığı çatışma günlerce konuşulur. Başarı artık tek başına yeterli değildir.

Bu döngüden çıkış mümkün mü?

Bireysel farkındalık önemlidir, ancak yapısal çözüm gerekir. Medyanın tıklama odaklı gelir modelinin abonelik, topluluk finansmanı veya kamu desteği gibi alternatiflerle değiştirilmesi şarttır.

Neden öfke meraktan daha etkili?

Öfke anlıktır, hızlıdır ve tatmin edici bir boşalım sunarken; merak düşündürür, araştırır ve bekletir. Öfkeli okuyucu paylaşır, yorum yazar ve geri gelir; bu nedenle medyanın dikkat ekonomisinde daha verimlidir.

Etiketler

Nilgün Kışlak

Yazar

Nilgün Kışlak

Klinik psikolog ve davranış araştırmacısı. İnsan psikolojisini gündelik dille anlatmayı sevir.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Merak Kaybı: Neden Sorular Sormayı Bıraktık | KROP.